üç kişilik aşk’a dair

bir adanın kenarında
uçurumun ardında
sevişir gibi yapardık da

inandıramazdım seni
bir türlü

ıslaklığımı
çiğ düşmüş yapraklarla
karıştırırdın

inanmazdın
alnından dökülen güneşle
beslenen göğsünde
kıpkırmızı güller taşıdığına
her dokunuşumun
rüzgarın teması
kulağına üflenenin
rüzgarın fısıltısı olduğuna

ihtirasını
bir röntgencinin varlığıyla
karıştırırdın
(sonra ellerimize alıp
taşları
sonsuz bir bosluğa
deliler gibi
hiç durmadan
yağdırırdık)

teninin sıcaklığı
bir tinercinin
kendini yakışından olmalıydı
(ve mumlar yakılırdı bir bir
aya yorgi’de
sana ibret olsun diye)

bu sessizliği bozan
uğultular
iç geçirişine denk düşerdi
dünyanın tüm serserilerinin

ve taylorist üretimin
gürültü kirliliğiydi
yureğimizdeki çarpıntılar

oysa onlar anlamadılar
o cok bilmiş
gözü doymamış
yabancılar

anlayamadık
arkamızda
pasaklı şahitler
bırakmanin gerekliliğini
her kirli öpüşmenin ardından

ey üç kisilik özgün aşklarımın
başrol oyuncusu
nasıl uçarsın şimdi
yüreğin incinmeden
hüznün birikmeden
kanadın kırılmadan
bu kahpe diyarlarda

ey canım, balığım ve ekmeğim
hay sen bildiğini okuyasın!

sincerely, vulgar

0 comments: