<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487</id><updated>2012-01-25T06:07:35.443-08:00</updated><category term='yazı'/><category term='somewhere out of here'/><category term='poetika'/><category term='line of flight'/><category term='personal'/><category term='öteki'/><category term='hoffline tümceler'/><category term='nausea'/><category term='somewhere out of nowhere'/><category term='özne'/><category term='alıntı'/><category term='ideal ego'/><category term='mini-mal'/><category term='oyun'/><category term='Mim'/><title type='text'>Kunta Kinte Tatilde</title><subtitle type='html'>di gêt lanêt. di gêt, sende nê'm kaldı.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>151</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-1468307938967615648</id><published>2012-01-24T02:56:00.000-08:00</published><updated>2012-01-24T03:48:03.086-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>İnsanın kendinden bahsetmesi çok zor bir durum. Bahsettiği andan itibaren yalan söylemesi, hatta daha da kötüsü kendini bu yalana inandırarak söylemesi büyük bir ihtimal. Dedikoduların, üçüncü ağızdan karakterlerin, objektifmiş gibi bir dile yaslanmanın kolaylığı da burada. Çünkü orada konuştuğumuzda ya da yazdığımızda aslında 'biz' yokmuşuz gibi yaparız, sorumluluk almaktan yırtarız. Ama dedikoduda çok zaman bahsedilen kişiye "vay" dediğimizde gizlenilen bir haset, kıskançlık durumu yok mudur ? Dikkatle bakılsa görülecek ki her heyecanlı dedikodunun asıl merkezinde dedikoducular var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu riskleri alarak yola koyulduğumda, farkında olmadığım sponten abzürd yanlarım olduğunu görüyorum. Abzürd'e ilgim de var; belki kendimle kurduğum bir alakadan kaynaklı... Hayatta kaybedenlere bakarken şu iki kategoriyi ayırda dikkat edelim:  Okey oynarken yanlışlıkla elindeki okeyi atanlar... Bu abiler ve ablalarımız oyunda bilemeden "salaklık"larından 'hata'lar yapmışlar, bol bol okey atmışlar, önlerine çıkan şansı 'bilmeden' tepmişler, ama hemen sonrasında pişman olmuşlardır. Bu vatandaşlar bir tür Müslüm-Orhan edasında isyan ederler; ama istediklerini bir kez elde etmeye görsünler, "kraldan çok kralcı" kesilirler. Devrimlerde yoldaşlarının başını keyifle koparmaya hazır güruh bunlar içinden çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kategoride kaybedenler bir başkadır. Bunlar içinde en kralları bilmeden okey atmaktan çok piyonu dama tahtasındaki son karelere taşıdıktan sonra; orada bırakanlardır. Sallinger'in o biricik romanında dama yapan ama son karede tutarak oyun boyunca yaptığı damaları hiç kullanmayan bir kadın karakterden bahsediyordu. Kahramanımız da doğal olarakbu kıza sevdalıydı. Bu benzetmeyi ordan arakladım. Bu kategori okey'i bilerek atan insanları kapsar işte. Bunlar kaybedenler içinde bir azınlığı oluştururlar; isyanları tüm bu oyunun kurallarını değiştirmek için vardır. Oyun biter ve başka bir oyun daha isterler. Bu bahsettiğimiz kategoridekilerin devrim sonrası kafalarının kopması çok daha kolaydır - histerik bir yanları olduğundan iktidara yapışmayı pek bilemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle aptaldırlar ki, örneğin iki insan arasında bir Allah hayal etmek isterler; sayılamayacak kadar çok Allah. Mağaraya bağlı olduklarını bilirler ama öte yanını hayal edip dururlar; hayallerinde onlar için ulaşılacak bir yer yoktur aslında. Küstahlar! Hayalin ta kendisidir onları ayakta tutan. Geri kalanına aldırmazlar. Yoksa ilk elde çift okey gelse ne yazar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi böyle böyle İsa-Judas, Ali-Muaviye, Pir Sultan- Hızır Paşa, Troçki-Stalin gibi ikilemlere bölebilir miyiz? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer son zamanlarda kullandığım fiillerden bir 'kelime bulutu' yapasalardı, 'bilmiyorum' kolaylıkla birinci sıraya oturabilirdi. Bilmiyorum ama bilmiş gibi yapıyorum, bildiklerim hep bilmediklerimin kocamanlığını hatırlatıyor bana. Bu çok saçma. Neden böyle bir misyonu yükledim kendime? Halbuki herkesin beklediği, iyi, anlayışlı, para sahibi, gerektiğinde yan bakış atıldığında delikanlı ayaklarına giren biri olabilirdim. Daha küçük bir ilkokul çocuğuyken, süs olsun diye en üst sıralara konulmuş Larousse'ları almaya çalıştığımda, annemin beni "yine dağıttın etrafı, bırak ansiklopediyi" dediğini çoklukla hatırlarım. Bıraksa mıydım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakmadığımdan ve belki başka bir sürü sebepten, fiziksel dünyayla irtibatta sakatlandım. Bu mazoşist bir kabullenmeydi belki. Benden beklenenler o kadar çok oldu ki, kendimden hiçbir şey beklemedim. Üniversiteye girerken, hiç bir mesleği kendime yakıştıramadım. Rastgele tercihler yaptım. Bir üst merdivene tırmanırken, karşıma ne çıkacak umursamadım. Her haltı yapardım ben. Her türlü acıyı da çekebilirdim belki. Aptalca denebilir - öyleydi bir bakıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitenin ilk senesinde arkadaşlarımın hayalkırıklıkları beni öyle şaşırtmıştı ki, anlam verememiştim buna. Nefes almaktan, o iki, üç, beş ve on insan arasında sayılamayacak Allahlar yaşatmaktan başka ne beklenebilirdi bu dünyada? Hala çok da başka şey beklemiyorum bunun haricinde. Bu türden bir narsistlik ayakta tutabilmiş beni. Ondan ne kadar sert olsam da zaman zaman, başka insanların yaralarını hiçe sayan o kadar da çabuk vaazlar edemiyorum. Etmişsem de utanıyorum. Alay'ım kendime. Alaysız ve mizahsız bu gülünç halime ve hallere başka nasıl dayanabilir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bilinmeyen bir yola çıktı yazı. Başlığı da olmayıversin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-1468307938967615648?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/1468307938967615648/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=1468307938967615648&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1468307938967615648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1468307938967615648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2012/01/insann-kendinden-bahsetmesi-cok-zor-bir.html' title=''/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3893987496847172059</id><published>2012-01-19T11:47:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T11:50:19.346-08:00</updated><title type='text'>Sabah seni babana götüreceğim arkadaş</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/z_nNpw79erQ" allowfullscreen="" frameborder="0" height="210" width="320"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;- Sen hiç attan düştün mü?&lt;br /&gt;- Düşmedim&lt;br /&gt;- Benim canım attan düşmek istiyor&lt;br /&gt;- İnşallah düşersin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3893987496847172059?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3893987496847172059/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3893987496847172059&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3893987496847172059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3893987496847172059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2012/01/sabah-seni-babana-goturecegim-arkadas.html' title='Sabah seni babana götüreceğim arkadaş'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/z_nNpw79erQ/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8017333307418111835</id><published>2012-01-16T12:57:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T13:02:20.112-08:00</updated><title type='text'>bobby peru</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe width="320" height="210" src="http://www.youtube.com/embed/_7DY-ewIPgE" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bobby peru karakterini ilk gördüğümde bir heyecan kaplamıştı. sevdiğim en iyi film sahnelerinden ve en sempatik anti-kahramanlarımdan biridir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bobby peru'nun fallik çirkinliğiyle bütünleşen o şahane nezaket gösterisine, &lt;i&gt;"bir gün olacak tabii tatlım, ama şimdi gitmem lazım"&lt;/i&gt; muhteşem sözleriyle geri çekilişine kahkahayla şahit olmak... kahramanımız siyaseten doğruluğun ötesinde bir cürretle dişil özneye yaklaşıp, ondan bilinçdışının dehlizlerinde kadının kendisine ait reddemeyeceği bir istekte bulunup, kadını fantazisiyle yüzleştirip, kibarca geri çekilir; şu ahlaksız jung'un yapamadığını yapar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bobby peru efektif ve başarılı bir psikanaliz dersini bir iki dakikaya sığdırmıştır. ondan kendisini pür dikkat izlemek lazımdır. bobby peru'dan etkilenmeyen birinin dahil olduğu siyasette radikal bir damar olabilemez. düşüncesindeyim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8017333307418111835?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8017333307418111835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8017333307418111835&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8017333307418111835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8017333307418111835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2012/01/bobby-peru.html' title='bobby peru'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/_7DY-ewIPgE/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4052373127774668816</id><published>2012-01-04T14:02:00.000-08:00</published><updated>2012-01-04T14:08:55.859-08:00</updated><title type='text'>Yazıda hermafroditlik</title><content type='html'>Bu blogdaki bir önceki post'la iyiden iyiye farkettim ki ben iki tür algılayış arasında sıkışıp kalmışım. Birincisi büyük harfli, tanımlamaya, analize, sebebe, sonuca, rasyoya dayalı 'erkekçil' yazılar - bir zamandır bu tarza takılıydım. İkincisi ise sezgilere, teslimiyete, duyguya, duyumsamaya, kendini bırakmışlığa dayalı 'dişil' yazılar. Hermafrodit düşünsel bir arafın yansıması oluyor işte bu köşelerde öylesine karaladıklarım. Henüz bu ikicil zihinsellikten kurtulabilmenin bir yolunu da göremiyorum. Tek yol: suskunluk olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her erkekçil (dişil) yazımda ya da ifademde dişil'in (erkekçil'in) eksikliğini duyuyorum - bu beynimdeki zindansı parçalanmışlığın dışavurumu olsa gerek. Her ikisinden de tam olarak kopamıyorum, esirim. Dişil olandaki ham kabullenmiş güçsüzlük, erkekçil olanda ise güçten kaynaklı güçsüzlük rahatsız edebiliyor. Dişil olanın barındırdığı yakarış rehabilite edebiliyor beni - erkekçil ifade ise önümü "adam" akıllı gösteren bir pusula sunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikilikten bir çıkış var mıdır, inanın bilmiyorum. Ama en azından bu tür yazıları aynı platforma koymamalıyım sanırım. Belki tüm yazıları silmeli ve bir zaman gerçekten susmayı becerebilmeliyim. Belki önümde duran asıl ama bir türlü geçemediğim test bu. Sadece buradaki karalamalar olarak değil yaşantısal olarak da...Bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4052373127774668816?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4052373127774668816/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4052373127774668816&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4052373127774668816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4052373127774668816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2012/01/yazda-hermafroditlik.html' title='Yazıda hermafroditlik'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-1476326949429853594</id><published>2012-01-01T16:07:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T16:15:17.152-08:00</updated><title type='text'>seneler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-mHJASZvZNWg/TwD2cHPR8LI/AAAAAAAAA0I/N0uHwiLhWpc/s1600/winter-garden-1884.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 236px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mHJASZvZNWg/TwD2cHPR8LI/AAAAAAAAA0I/N0uHwiLhWpc/s320/winter-garden-1884.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692820891836215474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ben bu dalgınlığı kimden öğrendim? sözcüklerin hecelere bölünüp de beynime üşüştüğü çocuk tedirginliği nereden çöktü omuzlarıma da yollar sızlattı bedenimi. bilemedim. filmi geriye her sardığımda bu vebanın kimlerden, nerede ve nasıl yayıldığını fark edemedim. yaşananları zaman aralıklarına bölmek yakışık almazdı: bundan gururla kuşandım dalgın kıyafetimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yol aldım yine de. ağır aksak - zaman zaman kimseye ve özellikle de kendime bile hissettirmeyeceğim neşe maskeli beyhude bir tonda ayak uydurdum ritmine keyfinden kabarmış bir kargaşanın. bir kaplanın içinde kaç ceylan vardır gibi bir soruya cüret edemedim çoğu zaman ya, kaldı yine de aklımın bir kenarında. en sevilen ergen kitabına iliştirilmiş silik bir ders notu misali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hesabıma düşen yorgun argınlık bir şeyler de katmış bana: tüm yıkılmışlığınla bir başına kalmak şövalyeliği. ismi melankoli ismi yer yer budala seviciliği ismi ırmak aynana aldanıp da boğulacağın zavallı bir narsistik tuzak ismi kalbindeki bir kayada kazılı olmalı. elini kaldırmaya takati olmayan bir şövalyenin dünyaya meydan okuması - tüm bir yokluğa ben de varım diyen bir sessiz sedasız yılmaz güney bakışı kalmış cüzdanımda. saçma tüm bunlar. tüm bu proteinlerden var olan ben ve ötekiler. her an gözeneklerinden nefes alıp veren ritmik yaşam çeşitliliği. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ama yine de&lt;/span&gt; bakışı bu. ama yine de ben otuzumu almış geçmiş koca ihtiyarlığımla senin delikanlı gezegenine kafa tutuyorum. gel de uyandır beni hülyamdan, erkeksen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-1476326949429853594?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/1476326949429853594/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=1476326949429853594&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1476326949429853594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1476326949429853594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2012/01/seneler.html' title='seneler'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-mHJASZvZNWg/TwD2cHPR8LI/AAAAAAAAA0I/N0uHwiLhWpc/s72-c/winter-garden-1884.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3585449360303014836</id><published>2011-12-29T12:05:00.000-08:00</published><updated>2011-12-29T12:10:29.688-08:00</updated><title type='text'>http://reklamlar.tc/</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-2H6XAJxlDMo/TvzJLIVDtnI/AAAAAAAAAz8/DN3edAYhnSI/s1600/reklamlar2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 309px; height: 268px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2H6XAJxlDMo/TvzJLIVDtnI/AAAAAAAAAz8/DN3edAYhnSI/s320/reklamlar2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691645222141015666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3585449360303014836?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3585449360303014836/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3585449360303014836&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3585449360303014836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3585449360303014836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/12/httpreklamlartc.html' title='http://reklamlar.tc/'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2H6XAJxlDMo/TvzJLIVDtnI/AAAAAAAAAz8/DN3edAYhnSI/s72-c/reklamlar2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6323233690509132107</id><published>2011-12-26T09:58:00.000-08:00</published><updated>2011-12-26T10:48:36.925-08:00</updated><title type='text'>Merhamet filan değil, Ay-dın-lan-ma!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kristallnacht &lt;/span&gt;diye neye diyorlar biliyor muydunuz? Nazilerin Almanya'da ve Avusturya'da Yahudilere ilk saldırgan uygulamaları gerçekleştirdikleri zamanlara deniyor: evlerinden alıkoydukları, mallarını yağmaladıkları, binalara davut yıldızı çizdikleri, işlerinden attıkları, sinagogları ateşe verdikleri zamanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü nörobilimci Kandel otobiyografisinde ilk çocukluk anılarının en dehşet kısmınına yönelik olarak Viyana'daki 1938 tarihli Alman işgaliyle başlayan Kristallnacht'tan sözeder. Alman işgali ifadesi durumu tam da doğruya yakın anlatmıyor aslında. Avusturyalıların Yahudi kökenli olmayanlarının ezici çoğunluğu Nazileri seve seve almışlar ülkelerine... Bunda şaşırtıcı olabilecek birkaç detayı eklememiz gerek: Almanlar gerçekten ülkelerine girene dek, Avusturyalılar "bağımsızlığı reyleyen bir refarandumdan çok yeni geçmişler" - yani 38'de Nazilere selam duran bu halk, işgalden daha birkaç ay önce onları açık bir dille reddetmiş - ve güç Nazilere akar akmaz, tüm bir politik tavırda çok ani bir değişikliği ve Yahudi komşularına inanılmaz saldırgan bir havayı hemencecik benimsemişler Avusturyalılar. Yahudilerin evinden, işinden, canından, malından, ibadet yerinden alıkonması o kadar güçlü bir şekilde desteklenmiş ki, söylediklerine göre böylesi bir desteğe Naziler bile şaşırmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudi komşu'ya saldırganlığın boyutlarını bir tarihçi şöyle betimlemiş: Berlin'deki Kristallnacht Viyana'dakinin yanında bir Noel gecesi şölenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viyana'nın Yahudi nüfusu yaklaşık % 20-30, Viyana o zamanda dek Yahudilerin de katkısıyla müthiş bir kültür başkenti: Wittgenstein, Popper, Freud gibi dahi düşünürler bu katkıyı anlatmaya yeter. Bunun haricinde Gödel gibi büyük mantıkçıları, filozofları barındıran koskoca Viyana çevresi var - kendine özgü bestecileri, ressamları, sanatçıları, bilimcileri var. Tüm bu entelektüel doku Viyana'yı öyle güçlü sarmış ki, birileri "diğer şehirlerin aksine Viyana sokakları asfaltla değil kültürle kaplıydı" demiş durumu anlatmak için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viyanalıların ta içlerine çektikleri entelektüel havayı da denkleme katınca şaşkınlığımız daha da artıyor, değil mi? Yahudilere neden böyle aniden ve katıksız saldırmakta hiçbir beis görmedi sanat ve kültür sevdalısı Avusturyalılar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akla ilk gelen cevap kıskançlık, tabii. Lacanian dilde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;jouissance&lt;/span&gt;'ı çalan ve gıptayla bakılan komşuyu niteliyor Yahudi. Viyana'da tüm akademinin bel kemiğini oluşturuyor Yahudiler, hem bilginin hem de ticari gücün - bunu ilk fırsatta yok etmeye hazır "kıskanç" aryan bir halk var karşımızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Sırrı Süreyya Önder'in &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=1073580&amp;amp;Date=26.12.2011&amp;amp;CategoryID=77"&gt;Radikal'deki makalesinde&lt;/a&gt; bahsi geçen Maraş'ta buldukları ilk fırsatta Alevi komşularına saldıran Sünni halkı görünce aklıma geldi Viyana'da olanlar:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Tarım destekleme politikası ile zenginleşen Maraş ve civarındaki Aleviler Maraş merkeze göçerek 'yüzük taşı' misali yerlere talip olmuşlar ve almışlardı. Kent içi ekonomik etkinlik Alevilere geçmiş, Sünni halkın elindeki para da dönemin enflasyonist karakteri gereği süratle pul olmuştu. ABD görevlisi Alexander Peck de katliam öncesi kenti gezerken şu tezi işlemiştir: 'Yakında Aleviler size yiyecek ekmek bile vermeyecekler!' Aleviler kent içinde görünür ve etkin olunca sosyal hayata da dahil olmuşlardı. Mesela içkili lokantalara aileleri ile birlikte gitmeye başlamışlardı."&lt;/blockquote&gt;Dikkat edin: Alevi edindiği parayla karısı ve kızıyla içki içtiği restoranlara gidiyor Sünni halkı pek rahatsız ediyor olmalı öyle ki Sünni'nin kendi cennetinde kavuşacağı huri ve şarapta vücud bulan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;jouissannce&lt;/span&gt;'ı elinden alınmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maraşlı Sünni cahil halkımızın yaptıkları kültürlü Viyanalılardan hiç geride kalır değil - öyle ki "Maraş'ta 36 saat içinde yarısından fazlası 13 yaşın altında olan yüzlerce insan öldürül"müş. Kaçan türlü Alevinin ahlaksızca malına el konmuş. Bu ahlaksızlığı gizlemeyi öylesine seviyorlar ki, Maraş katliamını protesto etmeyi bile sindiremeyen, insanların acılarına bile saygı göstermeyen bir sağcı bir refleksi "devlet-millet" elele gururla bağırlarında taşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu olanlara iç ve dış mihrakların oyunu gibi bir zeka gerisi söylemi, o sırada kentte gösterimde olan idiotik faşist filmi bahane etmeyi bir kenara bırakıp - daha katliamı bizzat keyifle yapan halk'a bakmak, onu incelemek, eleştirmek, gerekiyorsa onu mahkum etmek zamanı gelmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YC0MlZVjV0c/TvjBZb3mTVI/AAAAAAAAAzk/wrScbnXjXAY/s1600/robespierre.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-YC0MlZVjV0c/TvjBZb3mTVI/AAAAAAAAAzk/wrScbnXjXAY/s320/robespierre.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690510771904466258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İslami soslu bir gazın sağdan sola her yanımıza salındığı şu zamanlarda "halk güzellemelerini", Osmanlı övgülerini, modernizme karşı edepsiz hakaretleri dinlerken çok dikkatli olmak gerekiyor - Aydınlanma diye küfredilen fikriyat ve proje tam da Avusturya-Türk ortak yapımı bir kıskançlığın ötesinde bir yerde, insan'ın gelişimine, eşitliğine özgürlüğüne kardeşliğine vurgu yapıyordu. Bambaşka bir dünyaya ve insana inancın adı oldu hep aydınlanma. Marx da Freud da Einstein da aydınlanmanın has çocuklarıydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aydınlanma değil merhamet, hoşgörü, vicdan" diyenler bilerek ya da bilmeyerek yeni Maraş'lar inşaa edecek ideolojik cehennem tuğlaları döşüyorlar. Kimse sizin hısımlığınızı, merhametinizi, irfanınızı, vicdanınızı, misafirliğinizi istemiyor - talep edilen ve edilmesi gereken çok daha basit ve kristal berraklığında: yasal temelde etnik ve dinsel kimliğe bakılmaksızın eşit bir yurttaşlık. Bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "basit" talep halkımızın ve onun üzerinden politika yapmaya hazır pohpohçu dinci ve liberal "aydın" takımının pek de işine gelmiyor olmasın sakın?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6323233690509132107?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6323233690509132107/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6323233690509132107&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6323233690509132107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6323233690509132107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/12/merhamet-filan-degil-ay-dn-lan-ma.html' title='Merhamet filan değil, Ay-dın-lan-ma!'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YC0MlZVjV0c/TvjBZb3mTVI/AAAAAAAAAzk/wrScbnXjXAY/s72-c/robespierre.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3004204363059340350</id><published>2011-12-19T14:14:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T14:57:44.965-08:00</updated><title type='text'>Çarpım Tablosu</title><content type='html'>Önce resim vardı. Bir kadın ve adam. Dans ediyorlar. Büyük ihtimal tango. Uyumlu bir çift gibiler. Adamın kafasında son derece modern bir şapka, kadının üçgen bir burnu var. Hemen tren rayının yanında. Bir ışık geliyor tren yolundan ve gölgeleri düşüyor yere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hiç demek bu tablo benim için. Çerçeveyi tam tersine çeviriyorum ve sadece gölgeleri görüyorum. Ne adamın ne de kadının hatları belirgin bu kez. Kimin kafasında şapka var, kimin burnu şu şekilde, anlamak namümkün. Ama eleleler ve büyük ihtimalle dans ediyorlar. Tüm hatları birbirine karışmış, vücutları, uzuvları, duyguları, nefesleri... Gölgeleri ise aksine öyle keskin ki bu kez. Gölgede çok belirgin bir şapka bir kadın burnu bir de ray. Tren yolu belki gidecekleri yolu temsil ediyor. Böylesi belirsiz bir birlikteliği fantazmalarında kristalleştirmişler keskin gölgeleriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi'ye tapıyorlar belli ki. Ve tanrılarının esiri olmuşlar; geçmişleri ve gelecekleri demirden bir kafesken, esaretlerini silip atabilecekleri tek bir boyut kalmış: şimdi. Yani anın sonsuz bir hiçlikle dolup taştığı ve varlığın nostaljisinden ve endişesinden uzak konsantre oluşun tadı... herşeyi bir anda yaşıyorlar. Sevdikçe sevişiyorlar; kokladıkça koklaşıyorlar. Kim kim ola ki bu resimde? Kadın bir adım atıyor ve erkeğe karışıyor. Hangisi hangisi, kim bilir... Vücutlar orada ışığın tayfına göre boyutlanıyor. Kafalar öyle büyük ve tabanlara gittikçe lineer bir azalış mevcut o keskin gölgelerin aksine... Orada organlar yok. Tren rayları ise sadece bir düş. Hep binmek istenen ve yolu dünyanın her yerinden geçen, arada leziz yemeklerin servis edildiği, zevklerin sefaların sürüldüğü, komşu koltuklarda öpüşenlerin izlendiği bir yolun kollektif bir düşe izdüşümünden ibaret koca bir tren rayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, hiçbir şey yok. Adam ve kadın aslından bir tek belirsiz anın vücut bulduğu bir düş. Kimler düşlüyor bunu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, ben, herkes. Hepimiz gözümüzü dikmişiz onlara, feyz alıyoruz. Kafamızda tango, bir orospuluk inceden inceye zehrini yayıyor damarlarımıza... orada teori yok, orada izlenim ya da fenemonoloji... orada kelimeler yok. Korkutuyor bizi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tablomuzu yeniden tersine çeviriyoruz. Şimdinin zevki, dehşetine yenik düşüyor, spiker kaç gol yediğimizi anlatıyor, futbol yorumcularının alay konusu oluyor, halkın diline düşüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablomuz yine keskin, yine şimdiden fersah fersah uzakta. Herşey güvenli ve akılcıl ama akıcılıktan çok uzak bir resmin piksellerine indirgiyoruz kendimizi. Bunu bilerek ve korkudan yapıyoruz. Açıklayabiliriz tüm olan biteni. Neden ve sonuç. Hakettiğimizi yaşıyoruz, terkedilmiş bir halkın askeri bir darbeden medet umuşuyuz. Kimse bizi umursamayacak, bizi de ırgılamayacak hiçbir şey. Şimdi'nin o dehşet varlığından daha meşakkatli olanı mı var allah aşkına?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yorgunduk. kırgındık. paramparçaydık. ve tüm köşegenlerinin sertliğiyle o resme ihtiyacımız vardı işte. Paramparçaydık ya, kendimize ihanet etmeseydik de başka n'aapsaydık yani?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3004204363059340350?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3004204363059340350/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3004204363059340350&amp;isPopup=true' title='9 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3004204363059340350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3004204363059340350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/12/carpm-tablosu.html' title='Çarpım Tablosu'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8873852229304932951</id><published>2011-12-13T07:36:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T07:42:18.267-08:00</updated><title type='text'>Love in the East</title><content type='html'>Şu Woody Allen diyaloğu pek fena güldürüyor:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe width="400" height="233" src="http://www.youtube.com/embed/BCxCRI2Qv6U" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div&gt;- Çok karmaşık bir durum,kuzen Sonja.Ben Alexi'ye aşığım. O, Alicia'yı seviyor. Alicia'nın Lev ile ilişkisi var. Lev, Tatiana'yı seviyor. Tatiana, Simkin'i seviyor. Simkin beni seviyor.Simkin'i seviyorum ama Alexi gibi değil. Tatiana'yı kardeşi gibi seviyor. Tatiana'nın kız kardeşi Trigorian'ı kardeşi gibi seviyor. Onun kardeşi de benim kız kardeşimle birlikle...ama kız kardeşim onu ruhen değil fiziksel olarak seviyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Natasha, aşk, acı çekmektir. Acı çekmemek için insan aşık olmamalı. Ama aşık olmadığın için de acı çekersin. Yani, aşık olmak acı çekmektir.Ama aşık olmamak da acı çekmektir. Acı çekmek, acı çekmektir. Aşık olunca mutlu olursun. Acı çekince mutlu olursun ama acı çekmek insanı mutsuz eder. Bu durumda, mutsuz olmak için, insan sevmeli ya da acı çekmek için sevmeli ya da çok fazla mutluluktan acı çekmeli. Umarım beni anlıyorsundur.&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8873852229304932951?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8873852229304932951/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8873852229304932951&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8873852229304932951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8873852229304932951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/12/love-in-east.html' title='Love in the East'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/BCxCRI2Qv6U/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3426752491305321037</id><published>2011-11-25T12:32:00.000-08:00</published><updated>2011-11-25T12:48:28.949-08:00</updated><title type='text'>İlim bilim işleri</title><content type='html'>Hatırladığım kadarıyla Lacan insanın kültür ve natür (doğa) arasında biryerlerde sıkışıp kalmışlığından sözediyordu. Lacan ne zaman fırsat bulsa her daim bir arada kalmışlığı vurguluyor zaten: iki ekstrem kutup ve her ikisinin gerilimine maruz bir yerlerde, boşlukta olan özne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kültür-natür ikilemi ilginçtir. Bu ikisini nesne kabul eden ve inceleyen alanları sosyal bilim (Arts and Humanities) ve doğa bilimleri olarak düşünebiliriz. Bana özellikle bizim ülkede birincisine çok daha fazla ilgi varmış gibi gelir. Bir de bununla gurur duyulur, ikincisi genelde kuru ve renksiz bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense bizimkiler nesnesini doğa olarak seçmiş olan "bilim"i küçümserler; temel gerekçeleri de bilim'in irfandan yoksunluğudur, ondan dindarlar lafızda "ilim" demeyi tercih ederler. Örneğin Dücane Cündioğlu Türklerin bilim'e fazla önem verdiklerini - asıl insana, edebiyata, topluma, "ilim"e yönelmek gerektiğini ısrarla vurguluyor yazılarında. Bu tutum bir hastaya "gebersin" diye ilaç yazmaya ve belki yeniden dirilir diye ümit etmeye benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlim'in durduğu yer bu tarafa göre nedir peki? Elbette doğa ile olan ilişkinin de ardına geçip, insanoğluna ve onun tüm bir Ötekiyle olan gerilimine temas etmek. Sonunda da hikmet yumurtlamak. Bu olmadan tatmin olamıyoruz. Kabul, ben de çoğu zaman olamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zizek'in kendine dair belgeselinde, "şimdi bir meteor çarpsa, ben bilim adamlarının söylemini dikkate alırım - biz felsefecilerin söyledikleri o noktada devre dışı kalır" gibisinden laflar edişini hatırlıyorum. Kendisi kültür düzleminde kalırken, en azından bir insandan bağımsız nesneler düzleminin farkındalığını vurgulamış oluyor böylelikle. (Sahiden bizde deprem olduğunda sürekli bir jeolog profun canlı yayına alınması da bir acaiptir. Jeolog bile bir kurtarıcı peygambervari bir Nostradamus'a indirgenir çoğunlukla.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç haftadır muhtemelen geçirdiğim gribal enfeksiyon sebebiyle kulağımda bir problem çıktı - çok da önemli değil işte, kulak kiri denen şey acaip bir artış göstermiş olacak ki, sağ kulak zarıma da yaklaşacak şekilde, üzerinize afiyet, bir tıkanmaya sebep verdi. Çok önemli değildi ama rahatsız ediyordu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz ve dişi bir kenarda bırakırsam, on senedir doğru dürüst doktora gittiğimi bile hatırlamıyorum. Beyaz önlüklü doktorlarla temas etmeyi sevmiyorum. Ama bu kulak rahatsızlığı zorunlu olarak bir süre sonra KBB'ye sürükledi. Uzun lafın kısası, işte o kulak kiri havayı hüpleten basit bir aletle çıkarıldı. Rahatsızlık bir anda gitti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar hikmet sahibi olsaydım, bu kulak rahatsızlığım biter mi diye düşüncelere gark oldum doktordan çıktığımda. İnsanın psikosu, ruhu, maneviyatı, duyguları -her ne diyorsanız artık- insana bağlı olmayan bir sürü nesneyle ilişkide değil mi? Bildiğim kadarıyla bedenimizde bize ait olmayan bizim kendi hücrelerimizden çok daha fazla işgalci yabancı organizma var. Ne garip!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi 'ben' olarak bilirken, 'ben' diye tanımlamak için beynim hiç bir işle meşgul değilken bile enerjimin büyük bir kısmını o benliğe yatırıyor. Garip işte. Sonra da ben gelip o ben'in derdine düşüyorum. Buraya kadar herşey tamam da...hani reaksiyonlerler (gericiler diyince alınıyorlar) "modernizm" diye bir öcüye küfrediyorlar ya aslında küfrettikleri beşerin merkeziyetinin yerle bir olması. Bunu kabullenmek çok zor onlar için. Bir kez kabullenseler, nostaljiden biraz olsun uzaklaşıp, yaralara "işe yarar" merhemler bulmak için bir adım atmış olabileceklerdi halbuki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka değil. Üç beş "kıytırık" elektrotla beyin ölçümü yapıyorsunuz. Ve eğer bilingual'sanız (iki dilliyseniz), beyninizde 400. ms'de "ana dili" olan bir kimseye göre çok farklı bir patern beliriveriyor. (Bunu geçende yanımda Azerilere yaptılar ve ana dili Türkçe olanlara göre o bambaşka patern hemen beliriverdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da misal &lt;a href="http://youtu.be/IPGoI25NZfo?t=35s"&gt;şu videoda&lt;/a&gt; İsmet Özel "Azerice'nin apayrı bir dil olduğunu savunurken", diğerleri (içlerinde bir tarihçi de var!) milliyetçi reflekslerinden de güç alarak onu küçümsüyor. (İsmet Özel'i savunmak zorunda kaldım, ah! İşte bozuk bir ssat bile bir kez doğruyu gösteriyor.) Ama işte beynin elektriksel aktivitesinin basitçe bir ölçümü bile bize İsmet bey bu konuda müsbet olarak haklı diyor. Yani öyle dillerin gramatik özelliklerini, tarihçelerini uzun uzadıya incelemeye bile gerek kalmadan, beynimiz bize bunu 'doğal' yollarla, gayet elektriksel bir dille söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Natür artık gelip kültürü işgal ediyor. Aradaki gerilimi dikkate almak, ilkini görmezden gelmek anlamına asla gelmemeli. Bunu dikkate almayan bir yöntemin, öğretinin ya da bir kültürel analizin insan hakikatine yaklaşma şansı var mıdır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3426752491305321037?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3426752491305321037/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3426752491305321037&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3426752491305321037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3426752491305321037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/11/ilim-bilim-isleri.html' title='İlim bilim işleri'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6717218910485543543</id><published>2011-11-21T13:12:00.000-08:00</published><updated>2011-11-21T13:21:12.116-08:00</updated><title type='text'>Dünyacı olmak</title><content type='html'>Hikmetli yazmak ile ilgili bir arkadaşla yazışıyorduk. Aradığımın aslında "hikmet" asla olmadığını söylemek durumunda kaldım ona da: hikmet bir aşkınlığa hitabediyor: ben ise olmakta olanla ilgileniyorum. Oğuz Atay'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tehlikeli Oyunlar&lt;/span&gt;'ının Hikmet'i böylesi bir hikmet arayışından dolayı mı intiharı yani dünyadan uzaklaşmayı seçti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmakta olanı sorguya almak zaten kendince bir "öteyi" işaret ediyor - ondan "olan"ı askıya değil sorguya almak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik Yunan materyalistleri "arke"nin sudan mı, havadan mı, ateşten mi, topraktan mı ibaret olduğunu tartışırlarken "ne kadar hikmet" barındırıyorlarsa, ben de o denli barındırabileyim derdindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında bir dogmayı hikmetle makyajlayıp markete sunmanın tam karşı yakasındayım. Ben bu cevabımı düşünürken, fikrimle örtüşen Sevan Nişanyan'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kelimebaz&lt;/span&gt; köşesindeki eski bir yazıyla karşılaştım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Bu dünyanın ufkunun ötesinde duran Varlık veya varlıklar bana inandırıcı gelmiyor; kendimi bildim bileli de gelmedi. Dünya ne demek biliyorsunuz değil mi? Arapça edna'nın kıyas halidir, iki şeyden daha beride olanı demektir. Yani 'bu taraf', öteki değil beriki, çizginin bu yanı. Etiket isterseniz söyleyeyim, ben Dünyacıyım."&lt;/blockquote&gt;Dünyevi olanı küçümsemek, aslında ona yakından bakmaya çalışmak tembelliğinden ileri geliyor. Zahmet edip, kafamızı uzattığımızda oldukça şaşırtıcı bir dünyamız var. Ama postendüstriel toplumda dünya giderek gösterenlere çevriliyor, unutturuluyor. Yeterince çaba göstermeyince de kendi kibrit kutusunda böcekler olmak gibi tehlikeli bir kıtaya öteliyor bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var olanda fevkalade bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;contingency&lt;/span&gt; var: Nişanyan'ın Kelimebaz'ında durmadan anlattığı gibi tüm nesneler gibi kelimelerin dünyası da sürekli eğilip, bozuluyor ve başka anlamlara ve hecelere gark oluyor - herşey ama herşey başka şeylere dönüşmek peşinde bir çaba içinde sanki. Tura'nın deyimiyle "maddenin bizdeki ısrarı"ndan bahsediyorum. Bu bağlamda fikirde koşulsuz bir sabitlik arayan seküler ya da dinsel her ideoloji dünyayı anlamaya ve onunla şakalaşmaya hiç yanaşamıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6717218910485543543?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6717218910485543543/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6717218910485543543&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6717218910485543543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6717218910485543543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/11/dunyac-olmak.html' title='Dünyacı olmak'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3879753740723452606</id><published>2011-11-05T08:47:00.000-07:00</published><updated>2011-11-05T08:58:17.095-07:00</updated><title type='text'>Giz, açıklık ve sevgi kelebekleri</title><content type='html'>Mistizmin hayatımda ciddi bir yeri oldu sanırım. Birşeylerin gizli kalması, bilinmemesi hep gerekli oldu. Bu durumu abarttığım zamanlarda “hiçbir şey bilmemeyi” sadece “duyumsamayı” istiyordum. En sevdiğim ve yakın bulduğum insanların bile detaylarına inmek gereği hiç duymadığım zamanlardı. (Hoş, şimdi de insanların detaylarını bana anlatmasına ya da onlara anlatmaya pek bayıldığım söylenemez. Ya da düpedüz baymaktan bayılabiliyorum.) Daha da çekici kılmak için hep bir tür örtü gerekliydi – ama bunun abartılınca artık üç maymuna kadar yolu olduğunu acıyla tecrübe etmek durumunda kaldım. İfratta da tefritte de zarar var! (Bir radikalin ağzından böyle şeyler de çıkabiliyor işte.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi hala herşeyi tamamen açık kılmanın hayatı zorlaştırdığını düşünüyorum – birine ne kadar yakın olursak olalım, onunla aramızda opak, görünmeyen bir hat olacak. (Hattı basbayağı müdhafa vardır, efendiler. Hattınızı müdafa ediniz!) Bu lekenin gerekliliği biraz da “otonomimizi” korumak için... Bağımsızlık illa karakteriniz olsun diyorsanız, böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle geliyor ki bir insanın hayatındaki tüm detayları herşeyiyle bilmek gibi bir istek içinde olmak, kendine ve çevreye pek bizarar bir eylem... Kendimize dair bile herşeyi bilmiyorken, böyle bir şeyi başkasından talep edebilmek, cesaretten ve açıklıktan ziyade sağlıksız olabilecek bir obsesyona takebül ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu devreye sokan insanların birçoğu “imgesel” bir çıkmaz içindeler: Kendilerine bakmak çok zor olduğu için, gerçekte tüm problemlerini ötekine enjekte edip, bir rahatlama içinde olduklarını bilselerdi; yaptıkları şeyin düşündükleri şeffaflıkla ilgisi olmadığı ironisiyle yüzleşmiş olacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramızdaki mesafeye saygı göstermek, en başta insana saygı göstermektir. Bu mesafeyi doğru bir ölçüde tutturmayı başardığımızda (sağlıklı) ilişkilerin ayakta durabildiği fikrindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de madalyonun öbür yüzü var: Bir şeye ya da ötekine ilişiklenirken belli bir ölçüde tutulması gereken mistizmden faydalanarak “yalan”a başvurmak hileciliği. Burada değerli olma potansiyeli taşıyan giz’de ölçüsüzlük yaparak aşağılık bir durumun, riyanın taşıyıcısı haline getirebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu toplumu buna özellikle müsait. Bir Alman’a adres sorsanız, o size bunu neredeyse tam olarak tarif etse bile eğer içinde minnacık bir şüphe varsa, kırk kez “ama tam emin değilim, sen yine de başkasına da sor” der. Almanca bir telefon konuşmasını sıklıkla muhatabınıza &lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Alles klar?&lt;/span&gt;” (Senin için herşey açık mı?) diye sorarak bitirirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giz’de ileri gittiğim ve yalana battığımı düşündüğüm zamanlarda Anglosakson gelenekteki bu açıklığa hayran olmadan edemedim. Dürüstlük, ahde vefa gibi değerlerin ülkem insanlarında ne kadar eksik olduğunu anladım – elbette bu hastalıktan bana da biraz bulaşmış olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giz sevgim yüzünden bulaşan hastalıktan biraz olsun kurtulmak için kendimle çoklukla mücadele ettim. Zorlu birşey bu. İnsan kendini tanımamak için direnen bir yaratık – kendine halel gelmesin de, herkesin Allah belasını verirse, versin. “İyi dileklerde” ve “dualarda” bulunmak gibi bir kalesi var nasıl olsa! İyi niyetli olduğunu iddia eden bu insanlarla karşılaştıkça, ironik bir fesatlığın bir erdem olduğuna inancım daha da çok artıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim: Hiçbirinizi sırf toprağım, hemşehrim, kandaşım ya da kırkaltı kromozomlu olduğunuz için sevmeyeceğim sevgili doğulular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim: Elbette arkadaş ve diğer ilişkilerde minimum bir arzunun varolması için minimum bir giz’i elde tutmak gerekliydi. Ama bunu dürüstçe yapmak, ilkinden daha çok gerekliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da Almanlarda bahsettiğim açıklığı bazen abartılı bulduğumu da söylemem gerek: “Allah aşkına sizin hayatınızda hiç mi sürprize yer yok?” diye yakınmalarım olmuştur.&lt;br /&gt;Tabii dürüst olmanın pek de “herşeyi olduğu gibi söylemek” olmadığını anlayabiliyordum. Herşeyi söylemek diye birşey yoktur – bir insanın “samimiyetle” diye başladığı bir cümlenin samimi olma ihtimali daha en baştan düşük değil midir? (Ah şu siniklik ve fesatlık, ne güzel bir karışımsınız!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giz ve açıklık dengesi. Susabilmek ve özenli bir detayla anlatabilmek. Bunlar her ne kadar birbirlerine tezat görünse de, ikisi de birbirimize saygı için var. Bu ikisinden de zaman zaman yoksun olan şeye hala sevgi deniyorsa eğer, duygu tanımlarımızdaki cıvıklığı bir kez daha gözden geçirmeliyiz gibime geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3879753740723452606?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3879753740723452606/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3879753740723452606&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3879753740723452606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3879753740723452606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/11/giz-acklk-ve-sevgi-kelebekleri.html' title='Giz, açıklık ve sevgi kelebekleri'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5109855690159832133</id><published>2011-10-29T14:29:00.000-07:00</published><updated>2011-10-29T14:58:04.354-07:00</updated><title type='text'>İrrasyonalite ve ortak aklın gerekliliği</title><content type='html'>Baratrion'la &lt;a href="http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/10/tevil-aldatmacas.html"&gt;şu post'taki tartışmamızdan&lt;/a&gt; yola çıkarak bazı olası yanlış anlamaları silmek istedim. Bu yanlış anlamalar sezgilere, irrasyonele dair olabilir. Bir de "konsept üretimi" ile ilgili yanlış anlamaya açık şekilde olumsuz bahetmişim, ona da değineyim istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yazıda elbet sezgileri küçümsemek gibi bir niyetim yoktu. Bu noktada bu işin babasından Wittgenstein'dan örnek verilebilir. Kendisi ne dini ne de mistizmi küçümsedi; tam tersine hayatında birçok kez rahip olmak istediği biliniyor. Yine hayatında birkaç kez gidip bir kulübeye kendini tecrit etmek gibi ya da tüm malını mülkünü bırakmak, kariyerini bırakmak, savaş için asker yazılıp, en önde cepheye atılmak gibi türlü "akıl dışı-irrasyonel" girişimlerini de bu mistik eğilime borçludur denebilir herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mistik yönelimleri ve sezgilerimizi küçümseyemeyiz. Ama benim sorum şu: Wittgenstein'ın Tractatus'ta savunduğu gibi sezgilerimiz hakkında konuşamayız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır konuşamayız ve evet konuşabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır: Kişisel hayatımda sezgilerim doğrultusunda hareket ettiğimde "sezgilerim" hakkında konuşmam saçmadır. Çünkü "sezgi zaten rasyonel olarak anlamlandıramadığım şeyler hakkındaki eğilimlerim"dir. Anlam ve dil dünyasına katmadığım birşey hakkında konuşmam "boştur". Bu sezgilerin önemsemediğim anlamına asla gelmez. O post'ta dediğim de budur. Sezgilerimi dillendirmeye çalıştığım anda "atmaya, sallamaya" başlarım: Yani kelimelerim eğilimimi dile getirmeye yetersiz iken; onları zorlayıp sezgilerime bir anlam yüklemeye çalıştığımda ideoloji'nin göbeğinde dururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet: Bugünün bilimlerindeki gelişimleri göze alırsam "sezgilerin aslında hiç de öyle göründüğü gibi mistik kökenli olmadığı tamamen maddi bir sürecin rasyonel olarak açıklanabilen bir parçası olduğunu görebilirim." Yani evet sezgiler ve kökenleri hakkında konuşacak ve yorumsayacak araçlara sahibim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algı dünyamıza yönlendirilmiş bir nesneyi aslında hemen algılayamayız. O nesneye dair izlenimlerim önecelikli olarak beynimin "görsel ve duyusal merkezlerinin" dışında biryerlerinde işlenir. Örneğin, bir nesneyi görüp algılamam ve yorumlamam için birkaç milisaniyelik minimum bir zaman süresine, bir eşik zamanına ihtiyacım vardır. Eğer bir ilüzyonist el çabukluğuyla nesneyi gözünüzün önünden çekerse - onu görebildiğinizin farkında olmazsınız. Çünkü beyniniz onu yorumlamak için gerekli süreden mahrum kalmıştır. Ama bu ona dair bir takım "bilgilerin" beyninizde biryerlerde varolduğu gerçeğini yadsımaz. (Teknik terimlerle diyelim, orta prefrontal kortekste güçlü bir aktivasyon var ama birincil görsel merkezlerizde aktivasyon gerçekleşmemiş!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle düşünün tüm yaşantınız boyunca o kadar çok nesne bombardımanına uğruyorsunuz ki. Birkaç milisaniyeden küçük o kadar fazla uyaran var ki hayatınızda...Bunların gelip geçtiğini fenomonal evreninize katamamışsınız ama onlar aslında beyninizde belli bölgelerde nöronları uyarmış, sadece siz "onları bildiğinizi bilmiyorsunuz". Ama bir yandan da zihniniz belli bir uyaranla meşgul olmadığı sürece, o anlamsız parçalardan bir anlam üretmeye de çalışıyor. Aslında beyniniz büyük ihtimalle dışsal dünyadan çok daha fazla "içsel dünyada" enerji tüketiyor. Beyniniz bol bol glikoz tüketip, bol bol ATP yakıyor, sırf kendi meseleleriyle, içişleriyle uğraşmak için! (Psikanaliz neden işe yarabiliyor, buradan baksak kolaylaşacak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani dış dünyayla etkileşim aslen zihinsel uğraşımın çok küçük bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında dış dünyada anlamlandıramadığım kodlar tamamen bir çöpler yığını da değil, yararlı veya kendimi ve ötekini daha yakından tanımamı sağlayan kodlar da olabilir. İşte bunları fenomonel dünyama eklemeye çalışırken, milyon tane puzzle çözmeye çalışırken dünyayla hiç işim olmadığım halde "tecrübe" ediniyorum. Ben bu tecrübelere "sezgi" diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezgi köken olarak hiç de mistik bir temele dayanmıyor ama "anlamlandıramadığım bilgi kırıntılarından" oluşturduğumdan irrasyonel bir temele dayanabiliyor ve tam da bu yüzden "anlatılamıyor". Sezgilerimi sadece gerçekleştirebilirim. Onları anlatmaya başladığım andan itibaren aslında bilerek ya da bilmeyerek uydururum. Güçlü sezgilerin yanılmaması bir şey; o sezgilerden bütünsel bir pratik (mesela din ya da ideoloji) yaratmak ise çok başka bir şey. İkincisi belki de birçok sorunumuzun kaynağı. Sezgiden anlama ulaşmaya çalıştığımız zamanlarda "büyü"yü öcülere dönüştürüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyü'nün konuştuğu anda kaybolduğu iyi bilinen birşey'dir. Benim de tezim, büyü'nün dillendiği ve kelama dönüştüğü andan itibaren bir öcü'ye dönüşebilme ihtimalidir. Çünkü büyü akılla temellendirilemez ama insan ilişkilerini sağlıklı bir şekilde ancak akıl'la kurabiliriz; motivasyonumuzun "büyü" olması ve bunun sebepleri ise "psikoloji"nin konusudur diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim: Ben o post'ta sonuçlarla ilgileniyordum. Akılla gerekçelendirilmeyecek birşeyi yapmak eğer bir bireye aitse, bunun sonuçları onu ilgilendirir. Ama konumuz toplumsal bir probleme çözüm olacaksa bunu gerekçelendirmek zorundayız. Zira herkesin psikolojik arkaplanı başkadır. Bu başkalığı bir ortaklığa döktüğümüzde ister istemez dil'i kullanmak durumunda kalıyoruz - anla(ş)mak için bu olmazsa olmaz. Öyleyse, ortak bir akla dayanmadan iletişim gerçekleşebilir mi? Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki, doğa ile böyle bir akılcıl dil'le, yani matematikle konuşabiliyoruz. Bu dil'in sınırlarını bile yine dil'in ta kendisiyle algılayabiliyoruz. Gödel'in incompleteness teoremi gibi. Onu irrasyonel bir dille anlamamız mümkün değil - irrasyonel dil (mesela sanat?) doğayı anlamak için değil, sadece keyif ve rahatlama gibi bir maksada yönelik olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Einstein'in "deist"liği (aslında panteistliği) dindarlar tarafından zaman zaman kullanılmıştır. Sosyalizme ait görüşleri de aynı şekilde sosyalistler tarafından kullanılıyor. Ama sonuç olarak Einstein da bundan rahatsız olacak ki, "ben doğa üstü bir güce ya da doğaya bir akıl asla atfemedim" demek durumunda kalmıştır. (Ayrıntılar için Dawkins'in Tanrı Yanılgısı'nın ilk bölümleri iyi bir kaynak.) Einstein sezgiler ve yaratıcılık arasındaki bağı vurgularken, muhtemelen çıkışlara dair bilimsel varsayımlarının yanlış anlaşılıp, kullanılmasından bu tepkiyi vermek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim o yazıda ilgilendiğim alan da girişlerimiz değil. Girişlerimiz sadece akıldan ibaret olamaz - tam tersine nesnelerle etkileştiğimizde buna çok zaman "içgüdüsel tepki" veririz. Beynimiz Friston'a göre tüm operasyonlarını serbest enerjiyi minimize etmek üzerinden gerçekleştirmektedir. Tepkilerimiz de öyle akılcıl filan değildir: Tepkilerimizin bilince eriştirilen bölümü "kodlanır" ama kodlanamayan ve alt bölümde kalan sürekli hareket ve akış halinde bir sürü kendi başına koddan bahsedebiliriz. (Burada bilinçdışı'nın alanına bir kez daha giriyoruz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkışlarımız (dil) bilinç'e aittir ve bir akıl üzerinden kendini ifade eder. Bilinçdışı'ndan ise faydalanırız: Bilinçdışı olmasa eğer karşıdan gelen bir tenis topuna bile vuramayız. Daha çok sayamayacağımız kadar çok şeyi yapamayız biliçdışı süreçlerden faydalanmaksızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bilinçdışını bilinçdışı'yla anlamlandıramayız. Bu babda psikanaliz gayet akılcı ve aydınlanmacı bir teoridir. Rüyaları konuştuğumuz anda rüya aslında rüya olmaktan çıkmıyor mı? Konuştuğumuz anda rüyadaki isteklerimizi sansürlediğimizi Freud'dan yana biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak, bir önceki post'ta yanlış anlamaya açık başka bir cümlemi düzeltmem gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konseptler üretmeyi küçümsemiyorum. Konseptleri tutarlı ve tutarsız olarak sınıflamamız gerekiyor sadece: Örneğin "gayb" bence gayet tutarlı ve üretken bir konsept. Gayb'ın dini bir kökeni var; ama onu alıp dünyaya oturtursak anlamlı hale sokabiliriz. Gayb, "duyularla algılanamayan şeyler bütünü" olarak kabul edebilebilir belki. Kant'ın "nomen" dediği gayb'a eşdeğerdir. (Nomen'in de aslında Latince tanrısallıktan türetilmiş olması şaşırtıcı değil.) Gayb varolandır ama duyularımızla algılayamadığımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Duyularımızı" burada beş duyuyla sınırlı tutmuyorum elbet; ama elimizdeki teknolojiye bağlı olarak duyularımız dışında çok şeyi algılayabiliyoruz. Bu anlamda dindarların anladığının tam tersine "gayb değişkendir". Ne kadar "duyarlılığı yüksek" alet edinip, insani duyularımla birleştirirsem, gayb'ın alanını da o ölçüde daraltmış olurum. Belki sıfırlayamam ama daraltabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayb'ı akılda tutarak nice uygulamalı matematik problemine çözüm bulabiliriz. Yani düşünceye yararlı bir alet sağlar "gayb" konsepti ama ancak ve ancak onu gökten yere indirip, tutarlı hale getirebilirsek... Dinsel düşünce insanlık tarihinde önemli bir yer kapladığından, böyle çok türlü önemli konseptleri ayağımıza getirmiş olabilir. Materyalistlerin yapması gereken onları mistik kökeninden koparıp, dünyayı algılamamızı kolaylaştıracak bir enstrüman haline getirmektir. (Marx'ın Kapital'in önsözünde bahsettiği meşhur diyalektiği başüstü alıp, ayaklar üzerine oturtma iddiası gibi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saffet Tura bir kitabında bahsediyordu haklı olarak: Fizikte "kütle" de metafizik bir konsept değil midir? . Elbette. Ama gerekçelendirilmiş, tutarlı bir konsepttir kütle. Eğer gözlemlerimiz bunu yanlışlarsa, ya kütle konseptini değiştirmeye çalışırız ya da onun teorik bütün içindeki yerini değiştiririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla konseptler eğer dış dünyayla ilişkimizi kolaylaştıracak bir fayda sağlıyorlarsa - onu alfabeye katmalıyız. Ama tutarsızlığı sabitse ya da totolojik ise - yani teoriye hiçbir artı-değer katmıyorsa; gönül rahatlığıyla onu hafzamızdan silip atmaya da hazır olunmalı gerektiğini düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5109855690159832133?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5109855690159832133/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5109855690159832133&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5109855690159832133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5109855690159832133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/10/irrasyonalite-ve-ortak-akln-gerekliligi.html' title='İrrasyonalite ve ortak aklın gerekliliği'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5301512806461982770</id><published>2011-10-24T15:07:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T15:18:42.480-07:00</updated><title type='text'>House M.D.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RhsPA115VFE/TqXj0vcIGrI/AAAAAAAAAzI/HBgJY4ksuds/s1600/house.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 165px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-RhsPA115VFE/TqXj0vcIGrI/AAAAAAAAAzI/HBgJY4ksuds/s320/house.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667186201342778034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Yani normalde dizi izlemeye karşı tepkili bir bünyem var. Hatırlamadığım kadar "şu diziyi izle" tavsiyesinde bulunuldu; direndim, yapmadım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herhalde 10 yıldır bir diziyi, başkaları aynı odada dayatmıyorsa izlediğimi hatırlamıyorum. İşte yine dayatıldım iki üç gün önce bir arkadaş tarafından. Ama bunun etkisi başka oldu. İnatçılığı bu sefer elden düşürüp, pes ettim. Şimdi günlük bölüm izlemeye bile başladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. House karakteri bana bile "vay be" dedirtti. Antihümanizm, bu adamda hayranlık duyduğum en güzel özellik. Büyük Öteki'den bağımsız bir rasyonaliteden bahsedip duruyorum bilmem kaç zamandır. İşte bu karakter sanki hepsini içine almış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Koca dünyada eşşekler gibi yalnız. Esprili. Meraklı. Arızalı. Daha ne olsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eski ve gayet zırdeli bir dostum yıllar önce bana "sen benim teorilerimin pratiğe geçmiş halisin" demişti. Dr. House nezdinde ben de böyle birşey diyebilirim sanırım. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5301512806461982770?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5301512806461982770/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5301512806461982770&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5301512806461982770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5301512806461982770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/10/house-md.html' title='House M.D.'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RhsPA115VFE/TqXj0vcIGrI/AAAAAAAAAzI/HBgJY4ksuds/s72-c/house.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6264144872770003984</id><published>2011-10-17T16:04:00.000-07:00</published><updated>2011-10-17T16:14:09.677-07:00</updated><title type='text'>Tevil aldatmacası</title><content type='html'>Şeylerin anlam bilgisinin, yorumsamanın önemi benim için yittiğinde, düşünce evrenimde çok şey yitmiş oldu. Artık Deleuze'ün bize önerdiği "konsept" yaratmanın hiç bir tutarı yoktu - kelimelerden kelimelere dalmak elbet eğlenceli - özellikle de bir kafede arkadaşlarımlayken bunu yapmak çok zevkli - ama ortada sonuç olarak bir oyun var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıdığım insanların spektrumundaki genişlik arttıkça, farklı kişiliklere bu kelime oyunlarını oyanayabilme yetimin arttığını farkettim. Kelam eğlence için olmazsa olmaz olandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahali eğer bugün Cüppeli Ahmetvari türlü şarlatanları dinliyorsa, onlara destek veriyorsa belki onlar da "kendince eğlenmek" istiyorlar. Elbette bu hocaların her mezhebe ve seviyeye uygun başka türlü versiyonları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya dinde türlü konseptler var: Bundan mutlak olan Tanrı pek muğlak bir kavramlar dizgesini kullarının üzerine yağdırıyor. Sonra da bunlarla oyna da oyna, kafana göre oyna!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceyi bir yana bırakırsak, mutlak olana en büyük saygı "sessizlik"ten geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle "komünizm" algım da değişti. Nasıl Tanrı önce mutlak ve herşeye kadir olansa ve sonrasında modernizmle birlikte "iktidarsızlaştırılmışsa", sosyalizm de böyle bir evrim geçirdi bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iktidarsızlaşmanın izlerini basbayağı mesela olsaılıkçı Pascal'da bulabiliriz. Tanrı ahlaki bir meseleden ileri gidemez artık, ontolojik tahtından alaşağı edilmiştir! Kierkegaard spirütüellikten umutsuzluğa kadar türlü labirentlerde aramıştır Tanrısını. Tanrı belki modern dertlerimize bir afyon, ağrı kesici olabilir ama bir "cevap" asla! Bu babda bilinen anlamda varlıksal Tanrı ölmüştür ve artık asla İsa'da bedene gelip su üzerinde yürüyemez ya da miraçta bir Muhammed'le konuşacak takatı pek kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizm ve tanrının evrimindeki benzeşme diyordum... Elbet birincisindeki değişim çok daha hızlılık arzetti ama yapısal olarak aynı yollardan geçtiler. Önce zamanın determinist fikriyatına uygun olarak "herşeyi açıklayabilen, dertlere deva" bir sosyalizm arandı. Bundan yola çıkıp sosyalizmin başına "bilimsel" sıfatı takanlar da oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde bana göre "sosyalizm" anlam arayışlarının ötesinde sadece ahlaki bir boyutta sahip çıkmaya denk düşüyor. Yani bir tercihtir. Bu tercihi yapanların Mao'nun soğuk savaş sırasında ABD'nin atom bombası tehlikesine karşı "bomba atsalar ne olacak? evrenin nezdinde Çin üzerine atılmış bir bombanın ne önemi olabilir?" demeci hakkında uzun uzun düşünmeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizmin "rasyonel" tercihler toplamı olması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir sosyalist "3 çocuk yapılması lazım"ın bir sol-romantik versiyonu olarak "analar ikiz doğursun" diyemez. Zira biliyoruz ki, böyle bir doğum oranı birkaç on yıl sonra Amerika kıtasında ayak basacak yer kalmaması anlamına gelmektedir. Basit bir istatistik bunu göstermeye yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer "tercihim insan soyunun varlığından" yanaysa, o zaman "doğum kontrolü" canı gönülden desteklerim. Söz oyunlarını bir kenara bırakırsak - evren ve insanlık arasındaki gerilime bağlı sorular ve tercihleri değerlendirmek ve taraf almaktan başka her türden lafızın politik olarak "anlamsız" olduğunu düşünüyorum. Ama eğlenceli olan, zorunlu olarak bu anlamsız anlamlılığı barındırmak zorunda - ondan tamamen kesip atalım demek gücüne haiz değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mao'nun sorusunu ciddiye alıp, "insanlık dediğin koca evren karşısında bir hiçtir" diyerek boş da verebiliriz tabii. Bu soruya olumlu ya da olumsuz cevap vermek bir etik tanımlamakla olanaklı, "konseptler" üretmek ve laf ebeliğiyle değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü sadece insanı ilgilendiren sorular "varlık alanını" hiç ırgılamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/IXH5RrokbwA" allowfullscreen="" frameborder="0" height="200" width="300"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6264144872770003984?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6264144872770003984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6264144872770003984&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6264144872770003984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6264144872770003984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/10/tevil-aldatmacas.html' title='Tevil aldatmacası'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/IXH5RrokbwA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5792332275891536713</id><published>2011-09-18T04:17:00.000-07:00</published><updated>2011-09-18T04:51:18.668-07:00</updated><title type='text'>Bliss: Ignorance or truth?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sisyphus Miti&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;’nde Camus’nün önesürdüğü felsefenin en önemli sorusu olan “tüm anlamsızlığına ve abzürlüğü ile beraber yaşamın yaşamaya değer olup olmadığıdır”dan ilham alıp bugüne ilişkin bir temel soru belirleseydim eğer, muhtemelen şu olurdu:&lt;i&gt; Eğer içeride bir simüle model yaratarak yaşantılayabiliyorsam, dışarıyla alakadar olmalı mıyım?&lt;/i&gt; Eğer dışarısı sonuç itibariyle benim beynimde nöral aktivasyonlarla yorumlanıp distorte olup öyle algılanıyorsa; dışarıyı önemsemenin bir gereği var mıdır? Bunu vazife etmemin ne anlamı olabilir? Örneğin, teknolojik bir zeminde konforum var olduğu müddetçe, teknolojiyi dışta tuttuğumuzda, hakikat arayıcısı doğa bilimlerinin ne gereği var?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Düşünün ki tüm yaşadıklarınız beyninizde siz yaşantılıyormuş gibi simüle edilebiliyor – e o zaman bu durumla dış gerçekliği dolayımlı yaşantılamak arasında nasıl bir fark olabilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu soru şu zamanlarda temeldir ve tüm politik tercihlerinizde direkt etkindir. Eğer sevgilimin beni sevdiğini beynimde kazımayı başarırsam, o benden “aslında” nefret bile etse, beni seviyormuş gibi yaşantılayabilir (Davranışçı terapiler bu türden bir ego psikolojisini salık vermiyor mu?). Bu kadar basit değil tabii. Aslında zaten sevgilimin bana aktardığını dolayımlı olarak alıyorum; bunu yeniden dolayımlayıp (örneğin bir fetiş üzerinden) bir yalan’a dönüştürebilirim. En baştan hiç bir yalanı zorlamadan yaşantıladığım da aslında bir dolayımdan ibaretse eğer, bunun en başından beri bir &lt;i&gt;yalan&lt;/i&gt; olmadığını nereden bileceğim? (Lacan, ağzını açar açmaz yalan söylemektesindir zaten diyordu.) Sezilerimden mi ya da bir iman burda olmazsa olmaz mıdır? Ya hakikat? Onu terk mi etmeliyiz? &lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu sorular mutlaka &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Z7BuQFUhsRM&amp;amp;feature=related"&gt;&lt;i&gt;Matrix&lt;/i&gt;’teki Cypher (hain) karakterinin yemek esnasında Ajan Smith’le yaptığı o ünlü ihanet konuşmasını&lt;/a&gt; akla getirecektir: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;"Aslında bu bifteğin gerçek olmadığını biliyorum. Ben onu ısırdığımda, Matrix beynime vereceği elektrik sinyalleri ile bana onun sulu ve lezzetli bir şey olduğunu hissettirecek. Dokuz yıldan sonra ne öğrendim biliyor musun? Cehalet mutluluktur." &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;a href="http://www.yasamdersleri.com/yazi.asp?id=2026"&gt;[çeviriyi şuradan aldım]&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-BKgvh7RF_l4/TnXVndvD1QI/AAAAAAAAAyY/bGq2ew1j8dE/s1600/cypher.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-BKgvh7RF_l4/TnXVndvD1QI/AAAAAAAAAyY/bGq2ew1j8dE/s320/cypher.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653659781207151874" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 141px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Camus’nün sorusu örneğin &lt;i&gt;Histerik Bilinç&lt;/i&gt;’te bahsettiği üzere Saffet Tura’ya göre “felsefi soru niteliğinde bile değildir”. Bence kazın ayağı pek öyle değil. Felsefe illa bir alana sıkıştıralacak birşey değil, ve elbet tarihten bağımsız “objektif”, insandan bağımsız bir soruyla meşgale olmak zorunda da değil. Etik ve estetik insandan bağımsız nasıl düşünülebilir? İnsandan bağımsız bir referans noktası alsak da (ki bence alınmalı), eninde sonunda mevzuuyu insanla noktalamak durumundayız etik söz konusu ise...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Camus’nün sorusu modern zamanlara dair iyi bir sorudur ve doğrudan yaşamlarımızın nasıl organize edebileceğimizi irdeler. Modernizmin sorunsalı Tanrısız bir etikle et ve tırnak gibi içiçedir. Bu soruya verilen “abzürd”ü onaylayan bir cevap ne kadar yerindedir, o da tartışılacak bir konu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;Matrix&lt;/i&gt;’te Neo ve Cypher’ın sorunsalı &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ise tam da bugünün nörobilimlerinde gelişimi de dikkate alırsak önemli ve bence temel bir etik mevzuuyu dile getiriyor: Sorunun çözümünü dışarda aramalı mıyız? Dışarda bir hakikat varsa bile, bununla meşguliyete değer mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu ikinci soru bizzat verilecek cevaba göre aydınlanmanın safında olup olmadığınızı belirleyecek bir turnosol kağıdıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Thomas Metzinger, &lt;a href="http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/08/ben-ve-ideolojiye-dair.html"&gt;&lt;i&gt;Ego Tüneli&lt;/i&gt;’&lt;/a&gt;nde “üstün yapay zekalar” üretiminde dikkatli olmamızı, bizim gibi bir ego modeline sahip makinalar ürettiğimizde, onların acı duyabileceklerini ve dünyada “acıyı” arttırmanın doğru bir seçim olmayacağını söylüyordu. Bu tezde çok problem var. Birincisi ego modeli zorunlu olarak bilinçlilikle eşleştirilmeyebilir. Bilinç için bir ego gerekli ama yeterli olmayabilir. Örneğin bir zamanlar çocukların elinde pek popüler olan şu Japon oyuncakları &lt;i&gt;tamagotchi &lt;/i&gt;‘ler ağlayabiliyorlar, onları besliyorsunuz, altını temizliyorsunuz filan! Metzinger aksini savunsa da böyle gelişmiş bir egoya haiz robotun “acıyı duyduğu”na ben ikna olamıyorum. Çünkü sadece egolardan, simülakr'lardan ibaret değiliz! İkincisi, acı’nın çekilmemesi gerekli bir duyguya indirgenmesinde problem var. Bunu kriter alsak bırakın akıllı robotları, büyüme sürecinde bol miktarda acı ile donanmış insan soyunu devam ettirmek de yanlış o zaman... &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Doğurmayalım gitsin! İnorganik cansız aptallık yığını –bildiğimiz kadarıyla- acıdan yoksun değil mi? Bundan Metzinger’in kitabının son kısmındaki etik önermelerinde ciddi problemler var kanaatindeyim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sonunda sorumuz şuna evriliyor: Eğer insani yaşantısaldan egoyu (imgeseli) ve toplumsalı (simgeseli) çıkarırsak arda ne kalır? &lt;/span&gt;Tamam, kabul: bu soru sinsice “arda birşey kaldığını” varsayıyor. Benim ya da bana göre materyalizmin varsayımı bu.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yani Cypher herşeyi unutmak istese de, arda kalan birşey vardır bence. Ve bu, bir insanın hafızasından da bağımsız bir şey’dir. Benden bağımsız ama benim ilişkiye geçebileceğim nesneler bütünü diyebiliriz bu şeylere... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dışarısı kırılgan ama değerlidir demeyi tercih ediyorum, bu yüzden.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5792332275891536713?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5792332275891536713/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5792332275891536713&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5792332275891536713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5792332275891536713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/09/bliss-ignorance-or-truth.html' title='Bliss: Ignorance or truth?'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-BKgvh7RF_l4/TnXVndvD1QI/AAAAAAAAAyY/bGq2ew1j8dE/s72-c/cypher.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7035275878812692095</id><published>2011-08-25T05:30:00.000-07:00</published><updated>2011-08-28T09:44:48.931-07:00</updated><title type='text'>Çılgın zamanlar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir önceki post’ta ifade etmeye çalıştığım bendeki ‘bakış’ değişikliğine sebep olan ya da tetikleyen en önemli metin sanırım Meillassoux’un &lt;i&gt;After Finitude&lt;/i&gt; isimli eseri oldu. Kitap hakkında o ara birşeyler &lt;a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/04/postfelsefe-nasil-hadim-eder-ya-da-neden-xi-tez-tersine-cevirilmeli-uzerine/"&gt;yazmıştım&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Şu basit gerçek beni daha bir cezbetti: İnsan olarak algılayamayacağım nesnedeki (Kant’da kendinde şey, nomen) şey ‘var’dır ve ana eleştirel felsefi eğilimin aksine bu ‘şey’ hakkında konuşulabilir. Yani ‘dil’in dışına da çıkılabilir’, ‘dil evimiz olmak zorunda filan değildir’. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bunu gayet basitçe Platonik mağarada modelleyebilirim: Ellerim kollarım bağlı mağarada oturuyorum, gölgeler ‘algılıyorum’ (daha doğrusu gölgeler &lt;i&gt;ben&lt;/i&gt;’de algılanıyor). Gölgeler görüyorum demedim, çünkü burada ‘görme’ sadece göz ve beyindeki görme merkeziyle gerçekleşen bir olayı da aşıyor. Gölgeler farklı duyumlarla ‘algılanıyor’, ‘anlam katılıyor’, ben tarafından algılanan ‘fenomen’lere indirgeniyor. Freud’dan beri biliyoruz ki, bu algılanmanın tamamı ‘anlam’a, fenomene katılmıyor; sadece küçük bir kısmı... Yani anlam dünyasına katamadığım bir yığın kod nöronlarda var – o anlamlandıramadığım ama varolan tam da Freudian bilinçdışı’na denk düşüyor: &lt;i&gt;Things that I don’t know that I know; unknown knowns&lt;/i&gt;... Bildiğimi bilmediklerim. Aslında "bildiğini bilmediğin" ifadesi semantik olarak bir yanlıştır tabii ama bu karmaşa cümledeki iki eylemin özce farklı olmasına rağmen ‘bilmek’ sözcüğüyle eşlendirilmesinden kaynaklı... Bilmek kabaca üç basamaklıdır denebilir: Algılarım, kodlarım ve anlamlandırırım (fenomene indirgerim). Bu üçüncü basamak eğer gerçeklenmezse bu bildiğimiz anlamda ‘bilmek’ olmaz. İlk iki aşama ile dışarıdaki şey’i ben’de kodlarım, ama fenomen olarak anlamlandırmayı (türlü sebeplere) beceremem.  Böylece bildiğimi bilmemiş olurum!&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Neden? Türlü sebepler dedim. Bu sebeplerden biri Darwinci adaptasyonla açıklanabilir, zira birincil, &lt;i&gt;primordial&lt;/i&gt; amacım mağaraya uyum sağlamak, o mağarada olabildiğince parazit olarak genlerimi taşıyabilmek. İhtiyacım olmayanı neden anlamlandırayım? Tabii aynı zamanda öyle ‘mükemmel’ varlıklar olmadığımızdan ya da dinlerin varsaydığı gibi evrenin efendisi olmadığımızdan da olabilir bu. Kaynaklar kısıtlı! Vahşi ve bitmeyen kavgada ‘manyetik dalgaları’ algılayabilecek bir duyumuz mevcut değil mesela. Öyle olsaydı, türdeşlerimiz primatlarla cep telefonuna ihtiyaç duymadan, en başından haberleşebilecektik halbuki. Daha başka çok sebep sayılabilir ama bu konuyu kapatayım. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Dediğim, ihtiyacım olmayanı anlamlandırdığım anda, bilişsel mekanizmalarımda bir karmaşa olacaktır ve kolayca yem olabilirim. Koşmam gerektiğinde koşamayabilirim – Bu anlamda ilkel dünyada ilk yem olacak olanlarımız entelektüellerdir muhtemelen!  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;‘Aydınlanmanın öznesi’ olduğumuzda, ihtiyacımız olanı da artık farklı tanımlamaya başlamış oluyoruz. Bilebildiğimiz kadarını bilmek! Bu suretle mağaraya yansıyan resmin kendisini hedefliyoruz, resim dediğim asla tanımlayamadığım ama bilmek için çabalayacağım, elimden geleni ardıma koymayacağım şeyler bütünü. Bir önceki yüzyılda misal Naziler gibi canavarların çıkması aydınlanma’nın elbet bir semptomu olabilir tabiatıyla, çünkü o resmi anlamak yolunda bir mentalite basbaya canavarca bir yönelimdir. Ama sırf bu semptomundan ötürü “canavar”lıktan vazegeçilmemeli. O semptomları, yan etkileri anlamanın ve gerektiğinde törpülemenin yolu da aydınlanmayı temel almaktan geçer; keyfi semavi metafizik önerme ve pratiklerden değil. Frankfurt okulu bazı düşünürlerinin ıskaladığı nokta bu dediğim olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdi mağaradayım, gölgeler benim içimde olaylar silsilesi olarak gerçekleşmek suretiyle algılanıyor (merkezsiz ben) ve bilebildiğim kadarını bilmek istiyorum (özne). Bir de ‘teknoloji’ var tabii, mağaranın duvarına yansıyanın farklı özelliklerini ortaya çıkarmak, iyi projeksiyon aletleri kullanmakla mümkün. Misal elektron mikroskobu ile hücre hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olma olanağım oluyor. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ben’den vazgeçmemiz gerekiyor bir noktada. Zira mikroskop, yarasa, ben hepimiz mağaranın içinde ve dışarısıyla birşekilde haberleşiyoruz. Yarasa kendindeki radarı kullanarak farklı boyutları algılıyor, köpek benim ulaşamadığım dalga boylarını algılıyor, farklı ‘görüyor’. Demek ki mağarada ben tek değilim. Türlü nesneler farkında olmasam bile benimle sürekli etkileşim halinde.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Mesela Google diye birşey icat oluyor. Artık izlediğim filmle ilgili didaktik detayları hafızamda tutmak gereği duymuyorum. Anahtar bir kelimeyle araştırıp bulabileceğim koca bir veritabanı önümde varken, neden yapayım bunu? Beynim ‘benden’ habersiz gerekli düzenlemelerle hafızamın çalışma dinamiğine narin fırça darbeleri atıyor bunun için. Değişiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;O zaman fenemonolojik ‘ben’ ne için var? Anlamlandırmak neden gerekli? ‘Bilebildiğini’ ve hatta bilinçdışından da dem vurduğumuza göre ‘bilemediğini’ bilmek için mi? Platon bunları duysa heyecandan kuş olup kanatlanmaz mıydı? Müthiş zamanlarda yaşıyoruz. Farkında mıyız? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe width="280" height="170" src="http://www.youtube.com/embed/L9EKqQWPjyo" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;u&gt;Edit:&lt;/u&gt; Bu post'tan birkaç gün sonra  &lt;a href="http://www.nature.com/nrn/journal/v12/n9/full/nrn3091.html"&gt;'Googled Brains?' &lt;/a&gt;başlıklı daha yeni kaleme alınmış bir &lt;i&gt;Nature&lt;/i&gt; makalesine denk geldim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7035275878812692095?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7035275878812692095/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7035275878812692095&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7035275878812692095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7035275878812692095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/08/clgn-zamanlar.html' title='Çılgın zamanlar'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/L9EKqQWPjyo/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3465449866723851290</id><published>2011-08-21T12:00:00.000-07:00</published><updated>2011-08-21T12:13:47.059-07:00</updated><title type='text'>kendilikten kopuş</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;bir zaman geldi - ve artık kendi etrafımda dönen olayları dinlemekten, planlamaktan, fantazyalamaktan, yazmaktan vazgeçtim. okumaktan da... örneğin tezer özlü'nün belki tüm kitaplarını, ve hatta yeni açığa çıkan mektuplarını okudum. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ama bir daha asla okumam. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;(komik olan tam da bunları yazarken, şimdi telefonumu çaldırdı &lt;span&gt; &lt;/span&gt;kızkardeşim ve bayramda tezer özlü’nün aşiyan’daki mezarlığına gidelim, dedi. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;neden olmasın?)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;bir insanın kendiyle yabancılaşmasından doğan sözcükleri yağdırması ve sadece ‘orada -kendinde-kalması’ beni etkilemiyor. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;önceden de başka bir yerde demiştim: &lt;span&gt; &lt;/span&gt;iyi yazı, yazarını kapı dışarı edebilendir! kendi sözcüklerim etkilemezken, bu noktada kendime tahammül edemezken daha,kendinn dışına çıkmadıkça edebiyatçının kralı ve kraliçesi gelse beni etkilemiyor. hatta zavallı buluyorum. bu zavallılığa kibir karışacak diye korkarım, yalnız. kibir değil küçümseme – belki geçmiş’teki kendime duyduğum sempatiyle karışmış bir küçümsemeden bahsediyorum. camus ilk kitabını pek beğenmezmiş: “yirmiiki yaşında bir insan yazar olamaz” diye gerekçelendirmiş bu beğenmezliği. bizim ülkenin yazar ve insan çevresinde bazılarımız hep yirmiiki yaşında kalmaya yemin etmiş... sempatik şeyler, kedi canlarını onların... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;yazının estetiği çok iyi olabilir – ama bunu anlatış şekli, kendi ‘temel’ fantezisiyle kurduğu bağı ön plana almak daha birincil planda benim için artık. özellikle de yazan yazısıyla bunun dışına çıkamıyorsa. çok sevilen aslı erdoğan’ın romanları iyi örnektir bu dediğime. iyi bir edebi lafazanlığı ve duygusal iniş çıkışları iyi anlatan metinlerdir erdoğan’ınkiler ama yazının dinamiği bunun dışında bir yere de çıkamayacak durumdadır aynı zamanda. kendi kendine ‘hiç’ dokunmaz – belki de bir yazıyı özellikle de &lt;i&gt;dokunmadığı &lt;/i&gt;yerlerinden tutup, öyle eleştiri süzgecinden geçirmeliyiz. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;bu tür metinlerdeki türlü lanetleri yazar kendine ‘dürüstçe’ giydiremiyor işte. kendine lanet etmesinden kastım bir mazoşistlik övgüsü asla değil. bu tür mazo edebi söylemler etkilidir ergen edebiyatında tabii, ama dediğim yazının dinamiğine dair bir lanet okuma, kendi diye koyduğunu yadsıma becerisi ve tarzı. artık kendi olmayan bir kendilik’e varacak bir kurgu. biraz da iyi örnekler verelim: tol’uyla ve har’ıyla murat uyurkulak bahsettiğim bu noktalarda çok daha iyi bir yazar kanımca. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;dün sevgili arkadaşım, otuzundan sonra marksist olmuşsun dedi. haklı olabilir. gerçekten marx dediğim ve okumaya çalıştığım zamanlarda belki de marx'la ilgili aslında hiçbir ilişkim yoktu. üniversite yıllarında bir kızarkadaşım "marx'ın hizmetçisiyle yattığını duyduğumda, yıkıldım" demişti. marx'ı bu denli feodal bir yüceltime hiç tabii tutmadım, o kadar ileri gitmedim tabii, ama marx’ı da marx’ın yöntemiyle okumayı &lt;span&gt; &lt;/span&gt;becermekte pek sakardım. zaman geçtikçe sosyalizmin gerçekten de öyle ebubekir'e, ömer'e, ali’ye, düldül’e, halk’a, önder’e filan bırakılamayacak denli yerel dışı, yeni, başka bir zihinsel altyapıya dayandığını daha iyi anlıyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;burada ‘pratik iş’i başka bir düzlemde gördüğümü söylemek isterim. elbette kendi motivasyonu benimkinden çok farklı olan öznelerle politik düzlemde biraraya gelirim – bu başka! ama burada pratik iş’le bunun gerekçesini ayırmak kanaatindeyim. bu pratik iş’e dayalı bir pragmatizme düşme riskinin sakıncasından bahsediyorum. birileri sizinle aynı şeyleri düşünmese de, onun motivasyonu dinsel de olsa mesela, eğer ortak akla ve iyiliğe uygunsa, biraraya gelmek ve dertleşmek gerekli ve güzeldir. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ve fakat, ideolojik arkaplanda tortu bırakmayacak bir özenle yapılmalıdır bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;politik iş'i elbette ortaklaşacağınız kesimlerle konjektüre uygun olarak yapmak durumundasınız, ama bu fikirsel kirliliği beraberinde getirmemeli. sert çizgilerle seküler ayrımlar, dindışı ayrımlar koyması gerektiren bir fikr eğer herhangi spesifik bir dinden örnekler vererek kendini rahatlatmaya çalışıyorsa bunda sorun vardır. brecht'in diyeceği gibi "eğer halkın problemleri var ise, o zaman değişitirilmesi gereken belki halk’ın ta kendisidir". bu denilen bir takım liberal tayfanın düşüneceği gibi yukarıdan bakma filan değildir - tam tersine "halk doğruyu söyler her zaman" diyip dalkavukluk yapmaktır yukarıdan bakmaya denk düşen. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;halk diye bir tabuyla hakikatin üstünü örtmektir ki, buna da politik literatürde &lt;i&gt;popülizm&lt;/i&gt; deniyor zaten. avrupa birliği reçeteleriyle hâl-i halk’ın iyileşeceğini düşünenler aslında sinsice de olsa halka yine birşeyleri dayatmakta değiller mi? ‘halk'a birşey ‘dayatma’dan politika olmaz - her demokrasi bir dayatmadır bu bakımdan. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;bunu varsaymak ‘dayatmak’ için bilinçli bir eylemi gerekçelendirmez, tam tersine varolanın bilgisini edinip, bundan yola çıkıp eylemi içine alır. burda liberallerin sıkça yaptığı gibi ‘dayatma’ (ya da diyelim diktatörlük) öyle gökten inmiş bir kavrammış gibi bir işleme tabii tutulmaz; bulunan tarihsel düzlemin içinde maddi aktörlerle ilişkisi içinde ele alınır, ve buradan bir politikoetik geliştirilir. ayrıntılar için bkz: tarihsel materyalizmin abc’si. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;bunu akılda tutsak, türkiye'deki politik denkleme burdan baksak, aslında altangillerin ikinci cumhuriyetçiliğinin birincisinin düşünce tarzından pek de ayrılmadığını, aslında şekil değiştirmiş bir dayatmacılığı göbeğinde barındırdığını göreceğiz, mesela.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;bu post’u artık ülkeye dair güncel politik’liği düşünmek istemiyorum, sıkıcı geliyor diye karalayacaktım, ama iş liberallere kadar geldi, hay allah! neyse, diyeceğim yaş ilerliyor, yorgun demokratlığımızla birlikte. düşünecek başka problemler var: bıktım lan artık kürtlerinizden, türklerinizden, bombalarınızdan. böyle bir cümleyi üsluba uygun söylemek istedim aslında, ama olduğu gibi bırakalım. velhasılı kelam, işte yok artık güncel politik ya da birilerinin fantazisiyle kendini özdeşleştirebileceği satırlar... benden bu kadar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3465449866723851290?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3465449866723851290/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3465449866723851290&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3465449866723851290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3465449866723851290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/08/kendilikten-kopus.html' title='kendilikten kopuş'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-1796785510934382503</id><published>2011-08-12T16:11:00.000-07:00</published><updated>2011-08-12T16:20:21.176-07:00</updated><title type='text'>Akademi, hakikat, kendini yadsıyan doğu</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bir Saffet Murat Tura kitabının daha sonuna geldim: &lt;i&gt;Histerik Bilinç&lt;/i&gt;. &lt;i&gt;Madde ve Mana&lt;/i&gt;'dan sonra Tura'nın diğer kitaplarını okumak durumunda kaldım - Seneler önce elime "&lt;i&gt;Freud'dan Lacan'a psikanaliz"&lt;/i&gt; geçtiğinde, pek de beğenmemiştim doğrusu... Bunda en önemli sebep o zamanlar Lacan'ı anlamak arzum olabilir ve Tura'nın belki de bu en çok satılan kitabından bu beklediğim şeyi alamamıştım. Ama Tura'nın olgunluk kitapları sanırım benim de bir tür olgunluğumla çakışmış olacak ki, son birkaç ayda sırasıyla "Madde ve Mana", "Şeyh ve Arzu" ve şimdi de "Histerik Bilinç"i okurken zevk aldım. En önemlisi herbirinde sorunlaştırılanlar, kafamdaki sorularla çakışıyordu. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Bir de bu kitaplarda psikanalizin ‘yapıcı’ bir eleştirisini izlemek, nörobilimle teğet geçmem sebebiyle olacak, benim için heyecan vericiydi. Bir de Tura'nın metinlerindeki analitik yöntemi, yani önce sorularını oluşturması, ertesinde de bunlara 'materyalizmin dışına çıkmayan' çözümler araması bahsettiğim metinlerindeki çekiciliği arttırdı. Bunu da bir tür samimiyetle sunuşu da artı puan tabii.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Histerik Bilinç&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;, her ne kadar nerdeyse tamamıyla batılı bilimsel kaynaklara dayanıyorsa da, doğulu bir yazardan böyle bir metin okumak güzeldi. Doğulu’dan kastım, asla geçmişin "doğusuna, Osmanlısına, İslamına" güzelleme yapmak amaçlı değil. Geçmişin doğusundan bahsetmiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Batıda kapitalizmin kazandığı ivmeyle bilimin iyice bir teknik işine indirgenebilmesi, bilimcilerin profosyonel bir alana hapsedilmeleri, batılı ideolojik altyapıdan çıkan sesin ister istemez darlığına sebep oluyor gibi geliyor bana. Bazı bloglarda ya da sosyal medyada çeşitli paltformlarda ara ara Türkiye üniversitelerinde dönen üçkağıtları (kalitesiz yayına yönelip, yükselmek gibi; &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ya da açıkça başka kaynaklardan aşırma tezler ve yayınlar yapmak gibi) teşhir eden yazılara rastgeliyorum. Belki ülkedeki pisliklerin gösterilmesi iyi bir hizmet ama bunu Batı akademiyasını referans alarak yapmakla, bence&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bu yazarların pek de farkında olmadıkları bir oryantantalist bakıştan öteye geçemiyorlar maalesef. Türkiye'de hilekar akademisyenlerin ipliğini pazara çıkarmak iyi güzel bir uğraş olabilir tabii, ama Batı'nın bilimsel gelişimini görmezden gelen bir bakış'a yanaşmadıkça o uğraş benim anladığım anlamda kaliteli bir eleştirelliğe dönüşmekten çok çok uzakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;18. ve 19. yüzyılların Foucault’nun disiplin toplumunun dünyasındaki “idealist”, aristokratik, merak üstüne kurulu bilimci imagosunun da, şimdinin kontrol toplumunun üretim ilişkilerine bağlı olarak şekil değiştirdiğini teslim etmeliyiz.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Deleuze’ün ünlü &lt;i&gt;&lt;a href="http://cva.ap.buffalo.edu/courses/s08/dms557/files/f06/dms557/readings/Deleuze.pdf"&gt;"Postscript on the Societies of Control"&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; &lt;span&gt; &lt;/span&gt;isimli makalesinde bahsettiği gibi disiplin adamı “süreksiz bir enerji üreticisi” idi, aynı disiplin toplumunun temsili mekanı olarak fabrika gibi “konsantre” idi. Kontrol toplumunda ise yine aynı makalede çok iyi tasvir edildiği gibi, sistemin ideolojik aygıtları olarak “okul, askerlik, fabrika, hastane, hapishane” ayrık mekanlar olmaktan çıkmış, bunların herbiri ilginç bir şekilde diğerlerinin işlevini de üzerine almıştır. Kontrol toplumunun temsilci mekanını “şirket” olarak tasarlamak mümkün gibi görünüyor. Hem eğitim çalışmaları, seminerler veren, sınavlar yapan (okul), hem elemanını aynı amaca kilitlenmiş hiyerarşik bir takımın parçalarına indirgeyen (askerlik), hem artı-değere el koyan (fabrika), hem kendi sağlık reçetesini çalışanının önüne koyan, psikolojik üniteleri olan (hastane), hem de teknolojik Panoptikon-vari gözetim merkezleri olan (hapishane) Şirket (olarak üniversite), tüm bu özellikleri ile, disiplin toplumundaki herbir aygıtın içiçeliğinin temsili bir resmini verecektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Şirketin tasviri batıda bir bakıma Bilimcinin de kaderidir aslında: iş güvenliği elinden alınmış doktoralılar ordusu, sıklıkla adı geçen araştırıcı, araştırma görevlisi ya da ileride yükseldiklerinde “araştırma patronları”nı kapsayacaktır. Zira özellikle batıda “grant” yazmak ve ulusal sağlık enstitülerinden orduya kadar hayli prestijli kurumlardan “para” alabilmek ve bir projeye başlamak demek, iki şey anlamına gelir:&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Kısa süreli, güvencesi olamayan projeler, ve o projelerle para desteği alan profosörün (ya da araştırma patronunun), direkt üretim araçlarını yani projenin yürütülmesi için gerekli olan her türlü ekipmanı, çalışanları (doktora, yüksek lisans öğrencilerini ve doktora sonrası ücretli köleliğe devam anlamına gelen postdoktora araştırmacıları) ve elbette kendini de temin olanakları. İlginç olan, hiyerarşide en yukarıdan en aşağıya kadar insan faktörünün projeye tabii olmasıdır: “Herşey proje için”! Projeden tüm bireylere arda kalan ise yine impact, etki faktörlerine göre bir hiyerarşiye dizilmiş “bilimsel” dergilerde yapılan / yapılmak zorunda olunan yayınlardır. Yayınların basıldıkları dergilerin etki faktörlerine göre ağırlıklandırılmış toplamı, o projede yer alan tüm ekibin cebine giren kazanç anlamına gelir bir bakıma. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Başka bir deyişle bu toplam, şirketin saygınlığının, güvenirliğinin yani bir sonraki alacağı projenin niteliğini ya da sektörde hayatta kalıp, kalamamasının direkt kriteri seçilmiştir. Böylelikle yapılmakta olan bilim, kontrol toplumu tarafından herşeyi ile “ölçülebilir” hale getirilir; ve aslında zihinsel emeğin ölçülemezliğine de ket vurulmuş olur. Birebir tercüme edildiğinde ünvanları “bilgiseviciliğin uzmanı” anlamına gelen PhD’li çalışanlar ordusu aslında Şirket’in çılgın döngüselliğinin teminatıdır: Her biri işçidir ve her biri patron olabilir; hatta her biri artık çok uzakta da olsa “tenure” yani kadrolu, işten kolaca atılamayacak duruma getirilebilir. Bu ordunun birebir tercüme edildiğinde ünvanları “bilgiseviciliğin öğreticisi” anlamına gelen PhD’li çalışanlarının sormaları gereken soru bence, bir projeden bir projeye itiklenen Araştırma’nın, bilimin performatifliğinin motivi olarak bilinen &lt;i&gt;merak&lt;/i&gt; duygusuyla, &lt;i&gt;uzun vadeli emeğe dayalı bilimsel keşifle&lt;/i&gt; olan ilintisini ne denli koruyabildiğidir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gözden kaçırılmaması gereken noktalardan biri de projeyi veren kurumun (firmanın, ordunun, devletin birimlerinin, vs.) Sermaye’nin başdöndürücü olarak ilerleyen zaman belirlediği araştırma konularıdır. Yani araştırılması gereken bilimsel konu da popülerleşir, &lt;i&gt;hot topic&lt;/i&gt; diye tabir edilen 5-10 yılda bir çalışılması gereken konular değişir, hatta bilimsel konferansların, kongrelerin konusu ve sıklığı bile bu talebe kendini uydurur. Söz konusu olan üniversitelerin, kontrol toplumunun üretim ilişkilerinin aslında idealleştirildiği, kaygan birimler haline getirilmesidir. &lt;i&gt;Bundan dolayı “üniversite-sanayi işbirliği”ne karşı çıkmak iyi niyetli olsa da yersizdir&lt;/i&gt;; çünkü ortada bir işbirliğine gerek olmayacak şekilde üniversitenin ta kendisi üretim ilişkileri ve üretici güçleriyle birlikte yapısal olarak sanayii’den da fazla sanayiileşmiştir. Yani bir bakıma üniversite, sermayenin fantastik, kaygan zeminli üretim mekanıdır. Eski güzel günleri anıp, üniversiteleri aydınlanmanın mekanları olarak kutsallaştıran lafızlar, bu gerçeği flulaştıran reaksiyoner “ideolojik” söylemler olmaktan öteye gidemezler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İşte Saffet Tura’yı okumak bu anlamda benim için doğulu bir tad almak demek oluyor. Bilginin kendisine ulaşmak için kapı aralayan bir yüce’liğin hazzını bana tekrar tekrar yaşatarak yapmış oluyor bunu. Benim güzellemesini yaptığım da yukarıda Batı’nın şirketimsi bilgi üretiminin dışında bir yerde bir bir bilmek arzusundan ibaret.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Altını yeniden çizeyim: Geçmişin ilkelliği değil asla işaret ettiğim, ama olası bir geleceğin doğu'sundan söz ediyorum. O doğunun içinden çıkan bir bilmek, algılamak, duyumsamakla gerçeklenen gayet “seküler” Hakikat arayışı bu dediğim.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Başka bir deyimle idealleştirdiğim ‘doğu’, ancak Batının önüne koyup da gerçekleyemediği ve hatta ihanet ettiği aydınlanmanın ve bilgeliğin peşinde olduğu sürece geleceğin doğusu olmayı hakedebilir. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Histerik Bilinç&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;’in son sayfalarında şu yazılanlar belki bu dediklerime dayanak olabilir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Elbette evrendeki maceramızı ve evrenin gerçek macerasını anlayabilecek düzeyde değiliz henüz. Ama küçük de olsa bazı adımlar atabilmemiz umut verici. Gelecekte bir gün evrenin gizeminin ardındaki gerçeği, bizim bu büyük oyundaki yerini anlayabilecek miyiz? Bazı insanların yaşamlarının merkezindeki tutkuyu dile getiren bu soruya olumlu yanıt vermek istiyorum. Yoksa bu gezegen üstünde kurduğumuz, adına ‘tarih’ dediğimiz saçma oyun-gerçekliğin türümüzde yarattığı acılardan ibraret olurdu dünya...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ama bu ne’lik soruları sayesinde kendimizi (yalnızca) tarihin değil, evrenin bir parçası olarak algılayabilir, bir an için de olsa bu sıkıcı oyundan başımızı kaldırıp gökyüzüne bakam umudu bulabiliriz içimizde. Aslında kendi yaşamını, kültürünü, tarihini aşan, bunlara aşkın sorular sorabilmek doğanın türümüzde gerçekleşen en ilginç özelliklerinden biridir de. Evrenin bizde kendini anlamaya çalışma imkanı yakalaması güzeldir...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Nietzsche ‘Tanrı &lt;span&gt; &lt;/span&gt;öldü’ demişti. Eğer yanılmıyorsam “insan da öldü”. Ama gene de bu gezegende maddenin acı çekiyor olması harekete geçirebilir bizi. Bizde ve bizim aracılığımızla fiziğin çalışması iki şekilde de yorumlanabilir. Duralım veya devam edelim. Özgür bir seçim olmasa da maddenin bizde devam etmeyi seçtiğini görürüz. Umut verici olan maddenin bizdeki ısrarıdır. Doğru cümle şöyle: Umut verici olan biz olan maddenin ısrarıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Böyle böyle kitap hakkındaki düşüncelerime vakit de kafa da kalmadı şimdilik... Olsun, onun da yeri gelir bir zaman.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-1796785510934382503?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/1796785510934382503/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=1796785510934382503&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1796785510934382503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1796785510934382503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/08/akademi-hakikat-kendini-yadsyan-dogu.html' title='Akademi, hakikat, kendini yadsıyan doğu'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4136268142441267728</id><published>2011-08-06T08:24:00.000-07:00</published><updated>2011-08-06T08:46:46.757-07:00</updated><title type='text'>Ben ve ideolojiye dair</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Thomas Met&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;zinger’in &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/Ego-Tunnel-Science-Mind-Myth/dp/0465045677"&gt;Ego Tüneli&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; kitabı “kişi” (Self) hakkında düşünceleri yeniden gündemime taşıdı. Bu kitapta değinilen ve değinilmeyen son nörobilimsel gelişmeler aslında psikanalizle benzeşen noktalar arzediyor. Bu tür bilimden hareket ettiğini iddia eden metinlerin illa ki psikanalizin ve Freud’un adını dahi anmaması ya da daha da kötüsü Freud'dan olumsuz babda bahsetmesi beni garipsetiyor. Öyle ki bazen &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;psikanalizin günümüz nörobiliminin bilinçdışı olduğunu&lt;/i&gt; düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Örneğin ‘ben’ dediğimizin, yani Ego’nun dış dünyadan kotarılmış bir aynasal imgeler &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;gestalt&lt;/i&gt;’ı olması Freudian ve Lacanian mentaliteyle ve terminolojiyle fazlaca uyum içinde... Nörobilimden bu sonucu çıkaran bir bilimcinin psikanalizin temel varsayımlarına müteşekkir olması gerekirken, “aslında Freud saçmalıyordu” demesinden daha büyük bir saçmalık tahayyül edemiyorum. Nörobilimle uğraşan sıradan bir bilimcinin ya da filozofun egonun dış dünyanın bir modeli olarak keşfinden yola çıkarak illa bir yere saldırması gerekiyorsa, bunun için &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;/span&gt;günümüzün “bilimsel” olarak kabul görebilen ve revaçta olan söyleminde ben’in dışına çıkmaktan aciz olan davranışçı psikolojiyi hedef tahtasına koyması gerekmez miydi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Tüm bu şerh bir tarafa, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Ego Tüneli&lt;/i&gt; açık, okunur bir dille yazılmış, hakkında söylenecek, kafa yorulacak çok şey olan, harika bir kitap. Metzinger, ben’in ne olduğuna dair bilimsel deneyleri biraraya getirip, hatırlatmakla kalmıyor; sonlara doğru artık nörobilimsel sonuçlara dayalı bir politik-etik tutum almak gereksiniminin de altını çiziyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;Bir şeyi ben’in parçası olarak kabul etmemizin koşulu nedir?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt; Metzinger’in kitap boyunca bahsedip durduğu ‘plastik el ilüzyonu’ bu konuda bir fikir verebilir belki bize. (Bu ilüzyonu da görüntülü olarak bir powerpoint’te görebileceğiniz yazarın TED konuşması &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZFjY1fAcESs"&gt;şuradan&lt;/a&gt; izlenebilir.) Ben’in parçası sadece ve pür bir ilüzyon olabilir. Sadece algısal bir ilüzyon nedeniyle kendiliğimizle pek de alakası olmayan bir nesneyi ben’in parçası haline getirebiliriz. ‘İdeoloji’nin sızdığı en temel kapılardan biri bu. O yüzden benlik ve ego bazı durumlarda ideoloji ile ilintilidir diyebiliriz bence.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WECmD69kYsQ/Tj1feXvhhNI/AAAAAAAAAxk/2kkB95XJr2Y/s1600/rubber_hand_illusion.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-WECmD69kYsQ/Tj1feXvhhNI/AAAAAAAAAxk/2kkB95XJr2Y/s320/rubber_hand_illusion.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637767283911787730" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 154px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;İkinci olarak yukarıdaki soruya benim önereceğim &lt;i&gt;‘kontrol edebildiğim şey’ &lt;/i&gt;olurdu. Örneğin tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyan biri bunu bizzat ego modelinin bir parçası saymak durumunda kalır. Çünkü 1) onu kontrol &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;edebilir (bizim örneğimizde direksiyonuna eliyle temas ederek, ya da uzaktan kumandasıyla), 2) onsuz çok şey eksik olur (bizim örneğimizde bir yere kolayca ilerleyemez). &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Yine akla profosyonel bir tenisçinin raketini ya da protezli bir engelliyi getirebiliriz. Tenisçi eğer raketi egosuna ait beden modelinin bir parçası haline getiremezse, ona ağın karşısından top geldiğinde karşılık verebilmesi için gerekli bir sürü uyaranı (görsel, işitsel, motor, vs.) böyle hızlı bir şekilde işleyecek nöral senkronizasyonu sağlayamazdı. Yani iyi bir tenisçi asla olamazdı herhalde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-wUvjdmOWorU/Tj1f3iMSwJI/AAAAAAAAAxs/mYdu9M5ySxg/s320/tennis_player2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637767716213538962" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 256px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;İkinci verdiğim örnekte ise, protezini kendi vücudundan parça olarak modellemeyi yani Ego’suna eklemlemeyi başaramayan biri ise en basitinden kendisinin yürümesi ya da tutması için çok gerekli olan ‘yapay’ elini ya da ayağını dış ortamdaki tehlikelerden sakınamazdı. Öyleyse benliğimizin temel direği olan Egosal temsiliyet aslında ATP’leri yıkıp, enerjimizi harcamaktan kaçınmadığımız şeyler aynı zamanda. Birşeyleri sakınmak için onun kendimim olduğunu kabul etmem önemli bir şart. Bu beynimce o şeylere “yararlılık” atfediyorum, o şeyleri böyle kodluyorum demektir diyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Tüm bunları toplarsam, bir ‘şeyi’ egomun parçası kabul etmem için onun bana bir ‘yararlılığı’ olması gerekir, yararlılığın sağlanması için de onu bir şekilde ‘kontrol’ edebilmem gerekir diyebilir miyiz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8PFnWxomtvQ/Tj1gK_CQ26I/AAAAAAAAAx0/bExDc0KQdp0/s1600/prothese.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-8PFnWxomtvQ/Tj1gK_CQ26I/AAAAAAAAAx0/bExDc0KQdp0/s320/prothese.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637768050373614498" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;En başta bahsi geçen &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;ideolojik ilüzyona, plastik el ilüzyonuna dönersek, bu dediklerimin aslında resmi tam anlamıyla açıklamaya yetmediği görülür. Çünkü zaten eli olan bir kimsenin ‘plastik bir el’e ihtiyacı yoktur, onu &lt;i&gt;kontrol&lt;/i&gt; da edemez, zira deneydeki plastik el ve benim aramda bir temas yok. Ama tüm bunlara rağmen, bu deneyle yine de bir ilüzyon yaratarak kısa süre için de olsa, plastik elin aslında kişinin bir parçası olduğuna kişi inandırılabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Elbet biri gelip bu tezi yanlışlamak için, “&lt;i&gt;ama bu tür bir ilüzyonla ego temsiline o plastik el kısa süreliğine katılıyor; kişi çok kısa bir sürede aslında elin kendi parçası olmadığını anlayacaktır”&lt;/i&gt; diyebilir. Bence bu sürenin kısalığının uzunluğunun mevzumuzla çok da bir ilgisi yok. Bunu uzatabilecek deneyler de var. Misal bizzat Metzinger’in de katkıda bulunduğu başka bir deneyde, bir deneğe ‘’google” takılıp, sahte bir sanal beden projeksiyonu başka bir koordianata yansıtılıyor ve zamanla birey kendi dışında bir yapay bedeni kendi bedeni olarak kabulleniyor. Kişi o “google”u taktıkça ve ortam koşulları değişmediği müddetçe ego temsili “gerçek” bedenden bambaşka bir koordinatta oluyor böylelikle. Tabii burada da göreceli bir kontrol var aslına bakarsak; &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;zira kişinin projeksiyonu olan beden ve kendi hareketleri arasınaki uyum ya da koherans bozulduğu anda, beyinde bir “şok” yaşanabilir, ve ego artık o projeksiyonu kendi bedeninden, kendinden kabul etmeyebilir. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Yalnız işte yine de "kontrol” noktasında dikkatli olmalıyız kanaatindeyim. Kim kimi (ya da daha doğrusu ne ne’yi) kontrol ediyor? &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Ego şey’i mi, şey ego’yu mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Dışarıdan yaratılan ve süjenin kendiliğinin bir parçası olarak onay verdiği ilüzyon, kontrol edildiği halde kontrol edenin bizzat o süje olduğunu kabul ettirecek sofistikeliği sağlayabilirse eğer, bu durumda kendini dışarıdan kopup gelip bedenlerimize yapışan simbiyotik bir ilişkiyi kabul ettirebilir. Metzinger’in de anlattığı gibi beyin bu anlamda gerçeklikle kontaktta bulunan kişinin farkındalığını devre dışı bırakan harika bir arayüze sebep verebiliyor zaten! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Öyleyse miyonlarca yılın birikimiyle evrimsel süreç öylesine bir sofistikeliğiyi meydan getirdi ki, aslında “kendilik” diye kabul ettiğimiz herşey &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;en temel ilüzyondur çıkarımına kolaylıkla ulaşabiliriz buradan. O vakit, ben’in dışına çıkamayan, dış dünyayı ben’le, egoyla eşleyen her diskurun yolu zorunlu olarak ideolojiye çıkacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4136268142441267728?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4136268142441267728/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4136268142441267728&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4136268142441267728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4136268142441267728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/08/ben-ve-ideolojiye-dair.html' title='Ben ve ideolojiye dair'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-WECmD69kYsQ/Tj1feXvhhNI/AAAAAAAAAxk/2kkB95XJr2Y/s72-c/rubber_hand_illusion.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2478097444680446251</id><published>2011-07-24T12:09:00.000-07:00</published><updated>2011-07-24T12:12:22.738-07:00</updated><title type='text'>Oyunun dışında bir yerde...</title><content type='html'>Geçen bir dostumla konuşuyorum. Yakın çevresinde oturup "kamusal akıl" (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;public use of reason&lt;/span&gt;) işletecek insan olmadığından dem vuruyor, şöyle "akıllı" insanlarla biraraya gelemiyorum, iş hayatı bu insanları bulmama izin vermiyor diye şikayetleniyor. Üniversitedeki birlikte hiçbir çıkarsal bağa tenezzül etmediğimiz ortamlarımızı özlediğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Freud'un biyografisini okurken, şöyle bir cümleyle karşılaşıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sigmund'un ihtiyaçlarının son derece alçakgönüllü olduğu doğrudur. Okumak için huzur ve sessizliğin, kendisiyle aynı kafadaki arkadaşlarının eşliğinin ve kitaplarının dışında istediği çok az şey vardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de dünya üzerindeki olası bir cennet için gereksindiklerim Sigmund'unkinden pek de farklı olmazdı herhalde. Arkadaşımın özlemini çektiği de "aynı kafaki arkadaşların eşliği" oluyor, yukarıdaki alıntıdan yola çıkarsak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada arada özlemi çekilen, işte simgesel dünyanın üzerimize giydirdiği kıyafetlerin, sembollerin, ünvanların dışında bir perspektifle paylaşımda bulunabilecek yoldaşlar... Gündelik-politik kurgular da elbet bahsettiğim simgesel düzenin bir parçası. Buradan asla "politik oyunlardan bahsedilmesin" demiyoruz; ama bunun dışına çıkan bir merak duygusuyla o kurguya -eğer temas edilmesi gerekiyorsa- temas edilsin, diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna benzer türlü türlü cümleyi dün Saffet Tura'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şeyh ve Arzu&lt;/span&gt;'sunun son bölümünde pozitivizmden ve dinsel vahycilikten kopan bir aşkınlık arayışı olarak tabir edildiğini okudum. Talihliyim! Bu ve benzer cümleleri görmem kafa yalnızlığımı silkelemeye yetti bile. İnternet de ıssız adacıkları birleştirme imkanı vererek büyük olanaklar sağlıyor aslında. Çöplük içinde gezerken besinin kokusunu alıp, dikkati dağıtmadan, hedefine yönelen becerikli bir kedi olmanız gerekiyor bunun için tabii.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2478097444680446251?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2478097444680446251/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2478097444680446251&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2478097444680446251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2478097444680446251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/07/oyunun-dsnda-bir-yerde.html' title='Oyunun dışında bir yerde...'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5253008181730760341</id><published>2011-07-04T17:29:00.000-07:00</published><updated>2011-07-04T17:32:32.964-07:00</updated><title type='text'>Tütünün entelekte faydaları</title><content type='html'>Almanya'dan ayrılırken sevgili Alman iş arkadaşlarımın bana reva gördükleri hediye elinde puro tutan bir Freud oyuncağı ve bununla birlikte Dominik Cumhuriyeti'nde üretilmiş el yapımı siyah ve kalın bir puro oldu. Bu ikincisiyle nasıl da bilerek ya da bilmeyerek bir fallik şaibeye layık gördüler beni, sağolsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere Sigmund Freud puro sevdası yüzünden son yıllarında gırtlak kanserine yakalanıp, pek acı çekti. Tütünden acı çeken başka bir düşünür Deleuze yine aynı illetten konuşma yetisini bile kaybetti, öyle ki kendini "oksijen tüpüne zincirlenmiş bir köpek gibi" tasvir etmek durumunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tütünü düşünürlere yakıştırmayan bir Schopenhauer anımsıyorum. Tütün, düşünmemek için bir bahaneydi diyordu bir yazısında kendisi. Öyle ki "pür" ve kesintisiz düşünemeyenler arada tütün içerek geçiştiriyorlardı bu tefekkür fukaralıklarını... Kısaca yine bildiğimiz klasik Schopenhauervari "Allah belanızı versin lan" kızgınlıklarından biri, bu kez puroculara, pipoculara ve sigara tüttürenlere yöneltiliyordu. Tamam biliyorum sevgili çok bilmiş aziz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;smartass&lt;/span&gt; kardeşim, o zamanlar sigara filan yoktu diye itiraz edeceksin ama ben "retrospekt" konuşuyorum, yazıyorum, capito?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efenim, ben bu noktada Schopenhauer'a pek katılamıyorum: Bir kez siz puronuzu içinize çektiğinizde bıraktığınız duman oldukça düşündürücüdür, düşünceyi itici gücü vardır kanısındayım. Akışkan mekaniği denen zımbırtıdan zihninize öyle süslü bir kolye çeker ki, o dumanın güzergahını izlediğinizde mest olursunuz. Böylelikle o minnacık çekip üfleme seansı elinizde tuttuğunuz kitabınıza daha da sıkıca sarılmanıza pekala vesile olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra eğer ki loş bir ortamda yakmışsanız o puroyu, çakmakla kibritle vesaireyle ateşlemenizle birlikte zuhur eden anlık kıvılcım ve sönüm, içinizde gayet "varoluşsal" bir parıldaklık, acaiplik yaratır. Bana inanmıyorsanız, David Lynch ustanın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Wild at Heart&lt;/span&gt;"ındaki sahnelere daha bir dikkat edin. Daha bir dikkat edin. Daha bir dikkat.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/2bjlLuSNtDA" allowfullscreen="" width="425" frameborder="0" height="349"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5253008181730760341?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5253008181730760341/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5253008181730760341&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5253008181730760341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5253008181730760341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/07/tutunun-entelekte-faydalar.html' title='Tütünün entelekte faydaları'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/2bjlLuSNtDA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8192643471361240202</id><published>2011-06-28T17:15:00.000-07:00</published><updated>2011-06-28T17:29:51.179-07:00</updated><title type='text'>Pascal vs. Dawkins</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-mlVBAx18lz0/Tgpx3pcMALI/AAAAAAAAAxQ/7UwB4qUvD9c/s1600/dawkins_vs_pascal.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 198px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mlVBAx18lz0/Tgpx3pcMALI/AAAAAAAAAxQ/7UwB4qUvD9c/s320/dawkins_vs_pascal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623432285556310194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pascal, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsan İlminden Tanrı İlmine Geçiş&lt;/span&gt; ("Transition from knowledge of man to knowledge of God") başlıklı metinde insani evreninin çok büyükten çok küçük ve çok küçükten çok büyük olduğunu söylüyor. Bunu harikulade zengin detaylandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence o zamanlarda yapılmış harika bir gözlem! Sonsuz insana ulaşılması zor geliyor, ama "hiçlik"e ulaşılmak da aynı derece zor zaten. Kuantum mu geldi aklınıza? Pascal epsilonu ve sonsuzu böyle güzel eleyip duruyor - ve tüm cümlelerinde Tanrı, İsa, azizler, mucizeler var; bazen can sıkıcı şekilde bol var - metinde bilimsel diskurla kafasındaki dinsel virütel kurgu birarada. İsa ve Tanrı ile epsilon ve sonsuz nasıl biraraya gelir? Pascal bu metinlerde neden sürekli Hristiyanlığı doğrulamak için "akılcıl" önermelerde bulunuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pascal'ın sırf bu bahsettiğim makalesini okusaydınız, "Tanrı düşmanı" Dawkins'in &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=1APOxsp1VFw"&gt;şu TED konuşmasını&lt;/a&gt; izlediğinizde aradan koskoca bir 500 yıl geçmesine rağmen bu denli benzer argümanları duyunca şaşırırdınız, Pascal'a hayranlık duyardınız. Bu videonun temel aldığı metni Dawkins'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tanrı Yanılgısı&lt;/span&gt;'nın (The God Delusion) son&lt;span style="font-style: italic;"&gt; chapter&lt;/span&gt;'ında da okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pascal fanatikçe Tanrı, İsa, Hristiyanlık diyip duruyor; Dawkins ise bunun tam aksine aynı kitabın tamamında şiddetle bunları gerekçelendirerek reddediyor, yeri geliyor &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pascal%27s_Wager"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pascal'ın Wager'ının&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ne denli sakat bir mentalite olduğunu sağlam argümanlarla tartışıyor sayfalarında Dawkins... Ama, işte videodaki konuşmayla örtüşen kitabın o son kısımda evrenin ilginçliğiyle ve orta evrende yaşamamızla ilgili dedikleri ile tam da Pascal'la çok acaip benzeşiyor. Acaip evrenler olduğu gibi, ironik de bir düşünce dünyası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan kolayca "din"in zekayla ya da bilimsel düzeyle "direkt" bir ilişkisi olmadığını söylemekle yetinemeyiz elbette. Din virütal bir mem'se eğer, işgal ettiği beyinleri kuşatıyorsa, "illahi" insanın dışsal maddi gerçekle olan ilişkisine zarar veriyor diyemeyiz. Çünkü işgal ettiği objeyi (insan beynini) ve o objenin ilişkide bulunduğu objeleri (mesela ekonomik sistem, devlet yapısı, ideolojik aygıtlar) gözönüne almadan aslında hiçbirşey diyemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir materyalist olarak bir dışsal maddi dünyayı kabul etsem de, aynı dışsallığa ulaşmamın tek yolu ona dair kafamda kurduğum bir "model" olduğunun hep aklımızda tutmak gerektiğini düşünüyorum. Bu model'i gelişkin bir düzeyde ancak soyut'ta kurgulayabilirim - dinsel mem'in tüm birimleri misal cinler, İsa, peri, Hira, cebrail, miraç, Ali, Burak, Düldül bizzat bu soyutlamayı bambaşka zengin bir düzeyde gerçekleşmesini zorlamıyor mu? Evet. Belki de spesifik (diyelim monoteist) bir dinsel kurgu bu durumda bilimsel bir bilgiye destek olmuş olabilir, onun ortaya çıkmasında itici güç olmuş olabilir. Bu ikisi arasında vakti zamanında enteresan ve sıkı bir ittifak kurulmuş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu hala o ittifakın kurulabildiği anlamına gelmez. Aradan çok sular aktı. Bilimsel bilgi ile dinsellik arasındaki simbiyotik ilişki son bulmuş diyebiliriz - çünkü özellikle ikincisi büyük evrimlerden geçti. Modern insan ve din arasındaki ilişki hakikat avcılığından artık ötede ve buna çözüm bulmak için de zeka - din - ateizm  gibi şeyler arasında ilintiler yapmak bana makul gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinin virütalliği - ve ona yapısal olarak neden ihtiyacımızın olduğu sorusunu es geçemeyiz. Belki de soruyu memetiğe uygun olarak tersten sormak çok daha doğru: Din bize neden ihtiyaç duydu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8192643471361240202?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8192643471361240202/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8192643471361240202&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8192643471361240202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8192643471361240202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/06/pascal-vs-dawkins.html' title='Pascal vs. Dawkins'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mlVBAx18lz0/Tgpx3pcMALI/AAAAAAAAAxQ/7UwB4qUvD9c/s72-c/dawkins_vs_pascal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-9070487477185239952</id><published>2011-06-26T13:24:00.001-07:00</published><updated>2011-06-26T13:24:35.408-07:00</updated><title type='text'>sayıklama</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok şey kazanmaya giriştik. Girişmemizle bir meşgale bulup herşeyi unutacaktık. Çok boş konuşuyorsun. Okuyucu hiç etkilenmedi. Nasıl bir giriş o. Çok şey kazanmaya giriştik. Mesela neyi? Daha açık ol, sen bence sözcük hazinesizliğinden, bu tasvir yetisizliğinden dolayı kısa kesip, bir de üstüne üstlük artistmiş gibi davranıyorsun. Ama kimse yemiyor. Bu bilgi çağında kimse yemez bunları. Okunmak istiyorsan, önce oku, sonra yazdıklarına bir &lt;i style=""&gt;delete&lt;/i&gt; atmayı bil, efendi. Boş konuşma, kimse yemez. Öyle aklına geleni yazıyorsun da amacın ne senin. Beğenilmek mi. Aferim denmesi mi. Sen bile inanmıyorsun dediklerine. Bak diyelim bir yazıya başlayacaksın. İlla kelimeler yetersiz gibi klişe ve estetik yoksunu bir cümleyle girişiyorsun işe. O dediğini biliyoruz da, sen üstüne ne katıyorsun. Hem madem kelimeler böyle tukaka sen ne diye bu kelimeleri kullanmak derdindesin. Sen adamı hasta edersin. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-9070487477185239952?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/9070487477185239952/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=9070487477185239952&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/9070487477185239952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/9070487477185239952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/06/sayklama.html' title='sayıklama'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7508214874199541246</id><published>2011-06-06T08:54:00.000-07:00</published><updated>2011-06-06T08:58:00.426-07:00</updated><title type='text'>It's Istanbul, not Constantinople, babe!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin-top:0cm;  mso-para-margin-right:0cm;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;İşte şehre geldik. Ne çok değişmiş gibi geldi bana. Bense şunu farkettim kendimde: Eskisi gibi sözcükleri dolandırıp kullanamıyorum – orada bir estetik bulmuyorum. Politikaya özellikle seçim politikasına dair pek bir ilgim yok. İçkim ve sigaram arada var, tamam. Belki buradan yırtarız hayat nezdinde.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Günler öyle bir hızla geçiyor ki yaya taşıtlı filan demeden altta bırakıp, eziyor. &lt;i style=""&gt;Meme&lt;/i&gt; teorisine kafayı &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;takmış durumdayım. Şeylerin biçimsel aktarımı – varyasyon, kalıtım, seçilim gibi üç temel evrensel Darwinist kurala bağlı olarak gerçekleşebilir. Olağanüstü bir aktarım yolu... &lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;Tekrar, tekrar, tekrar. Biçim ve “öz” arasındaki diyalektiği burdan incelelemek işleri kolaylaştırıyor gibi...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir de Althusser’in “aslında çok şeyi aklımda gerçekleştirebilldiğimi anladıktan sonra kendimi pratiğe dökmek gerekmediğini anladım” gibisinde birşeyler lakırdayışını anımsıyorum ara ara. Bu alıntı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gelecek Uzun Sürer&lt;/span&gt;'de olmalı sanırım.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Korkutucu bu fikri çok kolay duyumsayabiliyorum ben de. Birşeyi teorik olarak temellendirdikten sonra o eylemi “zevk”le gerçeklemenin imkanı ve gereğine dair düşünceler pır pır ediyor aklımda. Camus felsefe“intihar etme”nin gereksizliliğine ya da gerekliliğine dokunmaktan kaçamaz derken haklı sanırım...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne yazdım ben yahu, şimdi baktım da, sanırsın Öcalan’ın İmralı notları olmuş. Ama rutubeti, trafiği ve seçiimleri bir kenara atarsak sağlık durumum yerinde sayılır.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Hepinize selam gönderiyorum. Burada gülüyoruz.&lt;/p&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/IqJXxHi6RwQ" allowfullscreen="" width="425" frameborder="0" height="349"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7508214874199541246?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7508214874199541246/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7508214874199541246&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7508214874199541246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7508214874199541246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/06/its-istanbul-not-constantinople-babe.html' title='It&apos;s Istanbul, not Constantinople, babe!'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/IqJXxHi6RwQ/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6222841947614395889</id><published>2011-05-21T16:02:00.000-07:00</published><updated>2011-05-21T16:25:46.171-07:00</updated><title type='text'>Tschüss!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.dict.cc/deutsch-englisch/Tsch%C3%BCss.html"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Oturduğum sokağın pizzacısına, pastanesine, postanesine, La Dolce Vita’sındaki Espresso Machiato’ya, Elmalı payına, eczanesine, durağına, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ren nehrine, saat kulesine, trafik ışıklarına, Volksgarten’a, şatosuna, ördeklerine, yamuk artistik binalara, müzelere, lahmacuncusuna, Parkinson'lusuna, jazz barına, Çin Tay restoranında acı sosuna, kızarmış pirincine, portakallı nane çayına, sarışınına, esmerine, Japonuna, barına, partisine, &lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;karnavalına, &lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;sarhoş bağırışlarına, Beyazıd mescidine, filmcisine, anlamadığım sözcüklerine,&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bierbrauerei’sine, Reibekuchen’ına, Fortuna’sına, sosisçisine, dönercisine, Alt koyu birasına, Hollanda patatesçisine, sokakta hokkabazlık yapanına, müzik kutusu çevirenine, Cumartesi sabahtan biraya başlayanına, Irish barına, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yağmura, fırtınasına, yabancılığa, anlaşılamamaya, hiçliğe, bulaşık canavarına, Almancasına, Almancısına, şanseseri gidilen Newroz’una, McDonald’s tuvaletlerinde bekleyen kara tenliye, berduşuna, hippisine, gece yarısı yiyilen pizza dilimine, İspanyol merdivenine, tramvayına, metrosuna, Hauptbahnhof’a, gökyüzüne, pazarına, plaklarına, snobluğuna, aynı anda sokakta Şivan Perwer ve Bob Dylan dinleyebilmeye...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Arkama bakmadan. Elveda. Sesim duyulmaz bilirim. Olsun, bir sonraki hiçyer’e de merhaba.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;" class="MsoNormal"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/ZOXSJ-ioeec" allowfullscreen="" width="425" frameborder="0" height="349"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6222841947614395889?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6222841947614395889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6222841947614395889&amp;isPopup=true' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6222841947614395889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6222841947614395889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/05/tschuss.html' title='Tschüss!'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/ZOXSJ-ioeec/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-268297382022182273</id><published>2011-05-18T12:35:00.000-07:00</published><updated>2011-05-18T14:34:34.054-07:00</updated><title type='text'>Saffet Murat Tura’nın Madde ve Mana’sı</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Mutlak Töz’de vakti zamanında &lt;a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/04/postfelsefe-nasil-hadim-eder-ya-da-neden-xi-tez-tersine-cevirilmeli-uzerine/"&gt;yazdığım bir yazıda&lt;/a&gt; Meillassoux’un ilinticiliğe açtığı savaşın bizler (materyalizm) için çok önemli potansiyel sonuçları olabilir demiştim:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;blockquote&gt;...Bunu Türkiyeliler olarak farkında olmak daha da önemli. Çünkü ülkemizde politik ve kültürel konumundan kaynaklı olarak, (sözde) felsefe, metnin kendisini aşabilmiş değil, ve sırf bu yüzden “metin ve referans sıralamak”, örneğin Hegel’den ya da (eğer bizim felsefeci iddiasındaki zatın zihinsel kapasitesi o denli bile gelişmemişse) Derrida ve türevlerinden yola çıkıp “obsküranist” bir kendi içinde “tutarlı” (ki tutarsız olanları daha fazla ama neyse!)  ama “fantastik” girişimlerde bulunmak gayet kolay ve yarı-entel müritler tarafından “felsefeci” etiketi yapıştırılmaya yeter durumda ne yazık ki. Halbuki felsefe, imaj’daki ve söz’deki parlaklığın çok ötesinde bir araştırmaya, hakikatın ve gerektiğinde karanlığın kendisine doğru inatçı ve yine yeri geldiğinde gayet “sıkıcı” olabilecek bir mecraya açılmakla gerçeklenme şansı bulabilir.  Sırf bu yüzden olsun kendi efendi gösterenini kaybetmiş psikotiklerin ya da şimdinin nihilistlerinin boşluklarını doldurmak, fantazilerini sağlama almak için felsefe’nin araçlaştırıllaştırılarak hadım edilmesine engel olmak, onu bu türden bir gericilikten kurtarmak gerek! Bu da hepimize, bilimcisinden militanına kadar sistematik ve kararlı bir çaba gösterimini gerekli kılıyor. Ve Meillassoux’un &lt;em&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;After Finitude&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;‘u  bu yönde atılmış ilk ve çok önemli bir adım, ve şükürler olsun ki meyvelerini de şimdiden veriyor.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Saffet Murat Tura’nın yeni kitabı “Madde ve Mana” tam da bahsettiğim lezzetli “meyveler”den biri olarak görünüyor. Kitabın temel tezlerine gelmezden önce Tura’nın kendi kişisel tarihinden de verdiği izleri vurgulamak isterim:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;“Althusser’e &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bulaşmış, bilime bulaşmış, psikanalize bulaşmış, dil felsefesine bulaşmış, varoluşçuluğa bulaşmış” Tüm bu kişisel arkaplanda doğal olarak bende sempati uyandıran birşeyler var, çünkü tıpkısının aynısı olmasa da benzer yollardan geçtiğimiz durumu... (“Beraber yürüdük biz bu yollarda”)&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Kitabın başarısını Türkiye sol tarihine dayandırabiliriz aslında: Badioucu anlamda Türkiye sol hareketini bir olay olarak değerlendirirsek, İstanbul’da yaşayan bir tıpçının elinden çok farklı alanlara-disiplinlere dokunan ve kendine “diyalektik materyalizm”i bir tür rehber edinen bir olay sonucu olarak bu kitaptan ve yazarından bahsedebiliriz. Örneğin sonuçları bu kadar geniş alanlardan beslenen bir kitabı Almanya’da ya da Finlandiya'da yaşayan kendi halinde bir tıpçının yazması beklenemezdi. Demek ki Türkiye sol hareketi (Kürt özgürlük hareketini dışarıda bırakırsak) bir fiyaskoyla sonuçlanmışsa da, o yenilgilerden önemli bir düşünsel güç biriktirebilerek bizi ödüllendirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--r5nMRTMa6I/TdQjPSCQhgI/AAAAAAAAAwM/KVV1QQF-SYs/s1600/image.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 238px; height: 212px;" src="http://4.bp.blogspot.com/--r5nMRTMa6I/TdQjPSCQhgI/AAAAAAAAAwM/KVV1QQF-SYs/s320/image.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608146181429429762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kitap basit bir soruyu temel alıyor: Nasıl oluyor da fiziko-kimyasal süreçlerle açıklayabildiğimiz nöronal aktivitelerden ibaret zihinsel süreçler aynı zamanda “mana”ya haiz olabiliyor? Nasıl oluyor da madde rasyonel bir anlamı içinde barındırabiliyor? Diyalektik materyalist tez kısaca elementer fiziko-kimyasal süreçle bilişsel-zihinsel sürecin bir ve aynı şey olduğunu söyler. Önce beyinde bir olay ve sonrasında doğan bir düşünce yok, ya da bunun tam tersi bir nedensellik söz konusu değil: Bu ikisi “ontolojik” olarak bir ve aynı. Ya da bize bu noktada öznel gelen herşey aslında nesneldir diyebiliriz. Olayı elementer bilimsel düzeyde açıklamak ve başka bir boyutta hermeneutik boyutta anlamlandırmak birbiriyle bağdaşmayan iki başka boyut bir ve aynı şeyi anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bu dediklerim akla ister istemez Zizek’in paralaks tezini getiriyor: Birşeye bakış açımıza bağlı olarak farklı açıklamalar getirebiliriz – ve bu farklı &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;boyutlar birbirleriyle epistemik olarak bağdaşmazlar, birbirlerine indirgenemezler. Ama bu ontolojik bir ayrılık anlamına gelmez.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Saffet Tura’nın kitabı Zizek’ten farklı olarak “kartezyen özne”ye bol eleştiri üzerinden yürüyor. Tura’nın dediği gibi günümüz nörobilimi sayesinde biliyoruz ki Descartes’ın” düşünen ben” ile “bedensel ben” &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;ayrımı tamamen yanlış&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;- kartezyen yanlgı günümüzde bilim cephesinde çok açık. Felsefe, çoğu zaman olduğu gibi yine bilimin arkasından geliyor bu noktada. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Tura’nın verdiği “split brain” (yarık beyin) durumu mesela: Beynin sol yarımküresiyle sağ yarımküresini birbiriyle ilişkilendiren korpus kollasumun olmadığı bireyler çok ilginç davranışlarda bulunabiliyorlar. Şöyle ki bu vakalarda mesela “”sağ eliyle karısını döverken sol eliyle kendisini tutan” örneklere rastlanıyor: Burada özne hangisidir, döven mi tutan mı? Kartezyen idealizme kanarsak, buradan bu vakalarda iki “ruh” var dememiz gerekirdi. Tura buradan çıkışla haklı olarak “varolan öznesiz varoluştur”, “düşünüyorum öyleyse varım yanlış bir önermedir – çünkü düşünce şahıs düzeyinde gerçeklenen bir edim değildir, sadece beyinsel bir olaydır” diyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Yarık beyinler’le ilgili daha ilginç gözlemler de var:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;    &lt;/span&gt;Bir deney koşulunda uygun yöntemler kullanılarak bu vakalardan birinin sol beyin yarım küresine bir tavuk resmi sağ beyin yarım küresine de bir kar manzarası gösterilerek hastadan önündeki çeşitli malzeme arasından gördüğü resimle alakalı olan bir cismi seçmesi istenmiştir. Dilsel kapasitesi daha çok gelişmiş olan ve tavuk resmini gören sol yarım kürenin yönettiği sağ el bir tavuk ayağı seçerken kar manzarası gören sağ yarım kürenin yönettiği sol el ise bir kürek seçmiştir. Hastaya niçin tavuk bacağı seçtiği sorulduğunda dilsel kapasiteye sahip sol yarım küre bir tavuk resmi gördüğünü, bu nedenle tavuk bacağını seçtiğini söylemiştir. Yani sağ yarım kürenin bir kar manzarası gördüğünden habersizdir sol yarım küre. Bu durumda sol eliyle niçin bir kürek seçtiği sorulduğunda verdiği yanıt şöyle: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;‘Tavuklar altlarını fazlaca kirletirler. Temizlemek için seçtim’&lt;/span&gt;. Yani sağ yarım kürenin maksadını (karları temizlemek maksadını) bilmeyen dilsel sol yarım küre sol elin davranışının maksadını akılcılaştırarak açıklamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/blockquote&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bu örnekte beni heyecanlandıran birşeyden sözedemeden geçemeyeceğim: Sağ yarımkürenin gerçekleştirdiği “akılcılaştırmaya” yakıştırılacak mefhum benim açımdan çok belli: Çıplak pür ideoloji. Freud’un temel mottosu “&lt;i style=""&gt;Wo es war, soll Ich werden&lt;/i&gt;” &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;size daha anlamlı geliyor mu şimdi? Psikanalizin etiği günlük hayatta bize esrarlı gelen akılcılaştırdığımız şeylerin (meta fetişizmi gibi)   “algılamamızı” salık veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Peki günlük hayatta bu yanılsamaya neden ihtiyaç duyarız? Basit: Yaşamımızı sürdürdüğümüz toplumsal yapıyla ilişkilenmenin yolu bu tarz bir “egosal” ehlileştirmeye muhtaçtır. Bu ideolojik akılcılaştırmaların bedeli de psikanalizin hedef aldığı patolojik semptomlardır aslında. Herşeyden önce Freudian psikanalizin Tura’nın bahsettiği “öznesiz oluşu” bilerek ya da bilmeyerek varsaydığını söyleyebiliriz. Belki de “davranışsal ego psikolojisiyle”temelden ayrışan &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;psikanalizin en devrimci ve bilimsel yönünün özneyi bir bütüne değil (imgesel olana değil) ama aslında “boşluğa” (gap) yerleştirmesinin sebebi budur. Burdan bakıldığında açık ki psikanalizin özne dediği Tura’nın bahsettiği Kartezyen (zihinsel olan) özneden temelden ayrışıyor. Bu kısımda söylenecek benim açımdan çok söz var, şimdilik kısa kesiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Tura’nın kitaptaki en önemli vurgusu anlamın bizzat maddi olanda varolduğudur &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;ve normatifliğidir– onun fizik tarafından incelenememesi anlamın maddi olmadığı anlamına asla gelmez. Bu konuda yardımımıza Darwin yetişiyor: öznesiz bir varoluş olarak “doğal seçilim”e dayalı olarak açıklayabildiğimiz örneğin “bitkinin güneşe dönme davranışı” gayet anlamlıdır, ama bu anlam maddi bir örgütlenmenin rasyonel nesnel tavrından başka da birşey değildir – bitki sırtını bir özne olarak güneşe dönmez, bu nesnel bir olaydır. Demek ki rasyonel olan zaten maddeye içkindir ve “maksad”ı maddi olaylardan hareketle parça-bütün diyalektik ilişkisinden yola çıkarak maddi bir örgütlülüğün içine girdiği başka nesnel pratiklerle ilişkisine dayalı olarak açıklayabiliriz. Tüm bu tezler bana çok fena&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Speculative_realism"&gt; “nesne temelli materyalist felsefe”&lt;/a&gt;yi anımsatıyor. O da ilinticiliğin eleştirisi olarak son yıllarda geliştirildi zaten.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Tura’nın metni ile ilgili olarak tartışabileceğimiz çok şey var. Hiçbirşeyden olmayacaksa, zamanla bu tartışmalarımızı sürdürmek Türkçe yayımlanmış böylesi bir metne olan en temel borcumuz olmalı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Son olarak tüm bu diyalektik materyalist tezin aslında hem varoluşsal hem politik ne’liğimize ve ne yapmak lazımlığımıza dair işaret ettiği yeri vurgulamak isterim: Dışarısı. Son zamanlarda çevremde “sıkılmış” herkese anlattığım şey de bu. Hakikat çaba gösterip elinizi uzattığınızda ancak duyumsayabileceğiniz bir yerde. İçeride “ben” dediğiniz ise koca ama “akılcıl” bir yanılgı. Ben’e dayalı söz oyunlarıyla yarattığınız labirentte kaybolmaya mahkumsunuz bu bakımdan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Dolayısıyla ancak &lt;i style=""&gt;dışarıda&lt;/i&gt; olanın hakikatiyle meşgale olarak kendinizin ne’liğine dair bir anlamı edinebilmek mümkün. Fenemenolojik, “kendi” deneyimleriniz “çok haklı” görünebilir, kendi içinde bir rasyonalitesi de olabilir ama bu “makul” olduğu anlamına gelmeyebilir. Yani Orhan babanın deyişi tümden yanlış: “(Büyük ihtimalle kendi hikayenle kısıtlanmışsan eğer) haklı değilsin, bence &lt;i style=""&gt;sen&lt;/i&gt; haklı filan değilsin”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Tura’nın önsözde bahsettiği bu bakımdan dikkate değer: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;“Varlıkta bir ‘kıpı’ olan bizler ne de olsa uzun erimli bir başka hareketin parçası olarak zamandaki konumumuzu aldığımızı farkettiğimizde bu dünyaya atılmış çaresiz bir organizma olmadığımızı kavrarız.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-268297382022182273?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/268297382022182273/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=268297382022182273&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/268297382022182273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/268297382022182273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/05/saffet-murat-turann-madde-ve-manas.html' title='Saffet Murat Tura’nın Madde ve Mana’sı'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/--r5nMRTMa6I/TdQjPSCQhgI/AAAAAAAAAwM/KVV1QQF-SYs/s72-c/image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8071273352288544907</id><published>2011-04-29T15:48:00.000-07:00</published><updated>2011-04-29T16:12:44.337-07:00</updated><title type='text'>Memur musun bilimci mi?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-wjFeTKr6sKs/TbtCz8PPjdI/AAAAAAAAAvo/hGjaVdeS-Ls/s1600/burokratlar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 232px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-wjFeTKr6sKs/TbtCz8PPjdI/AAAAAAAAAvo/hGjaVdeS-Ls/s320/burokratlar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601144021676166610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ülkeye gelmeye daha bir yaklaşmışken, birkaç okula attığım emailler ve -şanslıysam- aldığım cevaplar bana cidden kararımı yeniden düşündürüyor. Şanslıysam diyorum, çünkü tenezzül etmeyen çok hortlak var etrafta. Bakıyorum bu ülkenin dilinden, mentalitesinden giderek uzaklaşıyorum. Tayyip reis haklı, giderek Fransızlaşıyorum galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen rektörlerimizden birinin odasına girince, aldığım Abdullah Gül ve Mustafa Kemal portreli bürokratik hava çok şahaneydi mesela. Neden hiyerarşinin tepesinden tırnağına herkes bir memur havasıyla konuşuyor, bunu biliyorum gerçi, zaten biliyordum ama kabullenemiyorum işte... eğer gerçekten temelli dönersem nasıl bu olguyla başedeceğimi, bu gücü nasıl bulacağımı şimdilik hiç bilmiyorum. Öyle saçma email, soru-cevap döngüleri yaşadım ki -burada profosyonel sebeplerden dolayı yazamıyorum- insanı çileden çıkarmaya yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay önce özel bir üniversitede seminer verdim ardından -sanki gireceğim kesinmiş gibi- belgeler getirmem istendi. Anlatmaya çalıştım: "İyi de ücretim ne olacak? Olanaklar ne olacak? Kaç ders vereceğim?" Bu sorulara net cevaplar dahi verilmedi. Ücreti sorduğum bölüm başkanı, "vallahi ben kendi ücretimi bile bilmiyorum" diye cevap verip, sırıttı. Hay Allah! Yani kendinin bile bilmediği bir ücret mi alacaksın demek istedi, anlamadım. Kafkaesk arabesk fantezinin doruğu böyle bir şey olsa gerek! Sonra bana bir araba gönderildi ve acele dekanla 5 dakikaklığına görüşebilmem için şöför tam gaz araba sürdü. Çok meşguller hazretleri. Ulan sanırsın Natalie Portman'la görüşüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki göbekli, arkasında kılları beyazlamış bir profosöre ya da doçente attığın emaile karşılık düzgün, sorularına yönelik bir cevap almak bile deveye hendek atlatmaktan daha zormuş. Zira Türklüğün sözlü geleneği şanlı Türk akademisinin de kanına işlemiş olacak, illa bir çaylı kahveli ortam olacak ki, adam seninle haberleşsin. Şaibesiz pozisyon açan okul da zor - yani illa bir ilişkiler zinciri olacak, illa bu bürokratlar birbirlerini kollayacak. İlla sen de bunun bir parçası olacaksın. Gel de illet olma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan şey de bilim'den başka her halt oluyor bu durumda. Bu zatların önemli bir kısmının son 5 yıldır yaptıkları kaydadeğer bilimsel çalışma olmuyor, ama aynı zatların önemli bir kısmını Türk medyasından şu ya da bu konu ile ilgili nutuk atarken görebilirsiniz. Ayrıntılar için bkz: &lt;a href="http://www.haberturk.com/haber/haber/623475-okuyalim-ogrenelim-cahil-cesareti-sendromu"&gt;Cahil cesareti sendromu.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca çok can sıkıyorlar ve ülkemde yaşamak istememe rağmen canımı bu zibidiler yüzünden sıkacağıma - yabancılığıma başka bir coğrafyada devam ederim diyorum şimdilik... Hiç değilse kendi konumda istediğimi şeyleri (computational neuroscience) adam gibi çalışırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8071273352288544907?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8071273352288544907/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8071273352288544907&amp;isPopup=true' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8071273352288544907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8071273352288544907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/04/memur-musun-bilimci-mi.html' title='Memur musun bilimci mi?'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wjFeTKr6sKs/TbtCz8PPjdI/AAAAAAAAAvo/hGjaVdeS-Ls/s72-c/burokratlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2018554340195076239</id><published>2011-04-26T15:42:00.000-07:00</published><updated>2011-04-26T15:44:03.147-07:00</updated><title type='text'>sonluluk ve bir nisan</title><content type='html'>Üç günlük dünya kendimize bir ittifak aramakla geçiyor. İçimizdeki hayvan doymak bilmiyor. Başımızı koyduğumuz yastıktan tutun bir dostun sıcak bir merhabasının değerini bilemiyoruz. Herşeye yukarıdan... bakınca gök üstümüze çullanıyor. Okusam ne olur, çalsam ne olur, yapsam ne olur?... sesleri revaçta. Nasıl bir ataletse, herhalde bahara karşı renksiz bir tepki. Baharın canlılığıyla yarışmayı en baştan bırakıyoruz. Hükmen mağlubuz yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ittifaklar elde edilmedi. Asırlar geçse de elde edilmezdi. Yalnızlığa mahkum edildik, ve gelmesi gereken sözcükler doğru zamanda dile uğramadı: Sonsuz bir ev hapsi. Evimizde tıkalı kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri geldi, evimizi inkar ettik, sokağa çıktık, sokağa bakıp kendimizi görecektik. Ayna tutsun bize dedik ya o ne kibir öyle! Sen kimsin de ayna istiyorsun, bir şahdamarlık canın var, ne havalar böyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafta sarışın bir hava kokuyor, gözlerimiz hapsoluyor bu kez, ama o sarışın hava heryerde aynı klişe dar paça kısa pantolon bir boruyu üflüyor. Sonra kendi esmerliğimize dalamadan hibrid bir dünyaya kendi ellerimizle mağlup. Doğal bu, bahar kadar doğal. İnsan herşeyden vazgeçer, hayvanlığından asla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matematik sayın insanlar. Çok kullanışlı bir dil. Uğraşıyorsun, ıkınıyorsun, tıkınıyorsun, formülleri uygulayınca da gerçeklikle bağdaşmıyor mu, çılgına dönüyorsun. Belki varımdır, belki herşey var, belki herşeyin bir dili var ve çözdüm ve tuttu ve becerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar yine de bir becerilme duygusunu kendinden uzak tutmaya yetmiyor. Tüm rakamlar denkleşiyor denkleşmesine de. Herkes bin kez yabancı. Heryer bin kez yalancı bir mahpusluk. Olmaktan çıkmıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2018554340195076239?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2018554340195076239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2018554340195076239&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2018554340195076239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2018554340195076239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/04/sonluluk-ve-bir-nisan.html' title='sonluluk ve bir nisan'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7864502148228027199</id><published>2011-04-20T16:07:00.000-07:00</published><updated>2011-04-20T16:16:35.483-07:00</updated><title type='text'>Who the fuck am I?</title><content type='html'>Ben, metalar dünyasında yer edinebilmek için kendi markasını oluşturmak zorunda. Yaptığı herhangi bir şeyin temel motivasyonu "başkasının gözü" ile alakalı : Buradan bakınca ünlü biri olmanın cazipliği ortada. Ünlü olmak demek yoğun bakılmakla eşdeğer çünkü. Bu yüzden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnız&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi dünyasında -artık küçük bir azınlık olarak kalmış- neşeli yalnızları anlayamıyor yine bu yüzden: Onları zavallı asosyal kaybedenler olarak belliyor. Bilmiyor ki, kimsenin görüş menzilinde olmamak birçok zaman özgür olabilmenin ta kendisi demek. Bilmiyor ki, başkasının gözünden ötede olmak, gerçekten nefes alabilmek demek. Çünkü o, metalar dünyasının bir parçası olarak hayatını başkalarının onaylarıyla kurmuş. Basit bir aritmetiğe dayandırıyor bunu da: Seni onayan insanlar ne kadar değerliyse, sen de onların gözüne görünerek daha da değer kazanıyorsun. Aynı bugünün bilimsel dergilerinin değerlerini içlerindeki makalelerin aldığı referans sayılarıyla kazanması gibi (impact factor), günümüz insanı da bu ile değer kazanıyor. Eylemi böyle motive etmek de doğal olarak (özgün) düşünmeyi, (otantik) eylemeyi olanaksız kılıyor: Kısa sürede nasıl skor yaparıma dönüşüyor herşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skor yapmak bu anlamda gayet fantastik bir eylem. Çünkü fantazi dediğimiz şey zaten öznenin sürekli bir Bakış altında yaşamasından başka da birşey değil. Sözgelimi şu eylemi yaparken şu kişilerin gözünde nasıl bir değeri olur sorusuna bağlı olarak o eylemin yapılması basbaya fantastik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fantazinin cisimlendiği, kristalleştiği yere uygun bir örnek sosyal ağlara konan "fotoğraf"lar olabilir mesela... Fotoğraf fantaziyi sağlama almaktır. Bir hayalet gibi dönüp durarak kafayı felce uğratanı inanılır kılmanın yoludur, o dayanılmaz hiçliği belgelemektir, böylelikle yapılanı dondurmak ve seyirciye sunmaktan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyirciden alkış almadan yaptığımdan emin olamam. Hiçbir şeyden emin olamam. Örneğin "dövme" de kişinin kendine inanamamasının sonucunda bulduğu ve vücuduna uyguladığı fantastik bir çözüm değil mi? Öyle ki, eğer yaratıklar olmasa kendimize inanamayacağız. Bilimkurgu dahi belki kendimizi kendi kurgumuza inandırmak için var. Beynin içindeki bakışa yönelik üretilmiş bir sürü çöplük bir şekilde anlamlandırılmak, meta üretiminden hemen sonra değerini kazanmak zorunda. Hepimizin bir hikayeye acil ihtiyacı var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda içsel yaşantının hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmamıştır. Bu durumda bize liberaller tarafından "bireysellik" diye yutturulan şey başkaları ve özellikle de "güçlü" başkalarından beslenmeye dayalı vampirlikle eşdeğerdir. Özne olmak, tanımı gereği minimum bir içselliği koşulluyorsa - yaşadığımız sadece Tanrı'nın ölümünden ziyade asıl özne'nin ölümüdür denebilir. Tanrı ne zaman canlıydı ki, şimdi ölsün?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7864502148228027199?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7864502148228027199/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7864502148228027199&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7864502148228027199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7864502148228027199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/04/who-fuck-am-i.html' title='Who the fuck am I?'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2012490286265846555</id><published>2011-04-11T13:16:00.000-07:00</published><updated>2011-04-11T13:29:02.948-07:00</updated><title type='text'>Dogmanın gıcıklığı</title><content type='html'>Freud, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haz ilkesinin Ötesinde &lt;/span&gt;adlı, Freud'un kendisiyle hasbıhal olmayan birinin anlaması pek de kolay olmayan ,belki de okunduğunda anlaşılması &lt;a href="http://filteredwords.tumblr.com/post/4492015304/it-may-be-asked-whether-and-how-far-i-am-myself#post-notes"&gt;en zor metninin sonlarına doğru&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Şu sayfalarda öne sürdüğüm hipotezlere doğruluğundan kendimin ne derece ikna olduğu sorusu yöneltilebilir. Cevabım ikna olmadığım olurdu, ne de başka insanları bu dediklerime inandırmak derdindeyim. Daha doğrusu, dediklerime kendimin ne kadar inandığını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyi bilmek, herşeyin teorisi (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;toe: theory of everything&lt;/span&gt;), tüm bu dünyanın nerden geldiğinden, neden sorusuna "kesin" cevaplar aramak gibi bir güdü var bazılarımızda. Cevaplar aramak takdir edilecek şey, keyif de sürebilirsiniz, bu cevapların peşine de düşebilirsiniz. Ama benim takıldığım, sinirlerimi zıplatan cevap aramakta değil elbet, ama kesin, mutlak, katı, eğilip bükülemeyen, somut hayatla hiç ilgisi olmayan cevaplardan bahsediyorum. Siz hiç "somut durumun somut analizi" diyerek Lenin'i alıntılarken bile somutlukla alakası olmayan, somut dünyayla uzaktan yakından ilgisi olmayan şeyler zırvalayan, bunu inatla iddia eden dogmatiklerle karşılaştınız mı? Böyle durumlarda bir Woody Allen filminde -&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Annie Hall&lt;/span&gt;- olduğu gibi gidip Lenin'in kendisini zaman makinasıyla geri getirmek ve bu dogmatikle konuşturmak istiyorum. Ama şundan eminim: Lenin buraya gelseydi ve "saçmalıyorsun sen ulan" deseydi bile, dogmatiğin ilk şiddet uygulayacağı kişi Lenin'in ta kendisi olurdu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Karamazof Kardeşler'&lt;/span&gt;de Ivan'ın kardeşi Alyoşa'ya anlattığı Büyük Engizisyoncu hikayesiyle bir çağrışım yaptı mı bu dediklerim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki her haltı bilmesem, yaşamıma nasıl anlam katarım ve hatta nasıl yaşamaya devam ederim diyenlerimiz var. Bunlar büyük ihtimalle cevaplarını bir "kutsal" kitaptan alıyorlar, sonra da üstümüze tüm fantazilerini kusmaya başlıyorlar. Hele ki bu fantaziye dünyanın önemli bir kısmı da kendini kaptırmışsa, bu gücü daha güzel buluyorlar. Ama kutsal kitaplar İbrahimi dinlerle sınırlı değil tabii... Çok rastgelmişsinizdir X-izm adında "yaşam kılavuzu", dünyayı değerlendirme kılavuzu diyip rahatlayanları... Bir kılavuz olmazsa biteceğiz resmen. İnsanların önemli bir kısmı bir bütüne inanmak, yaşamını onun doğrultusunda hareket ettirmek zorunluluğu duyuyor. Hayatını ancak böyle idame ettiriyor, bununla da kalmayıp o inanç ve ideoloji sistemlerini aktarmak, cihat etmek ve örgütlemek istiyor. Problem elbet örgütlenmek isteğinde değil, örgütlemek istedikleri şeyin ta kendisinde, dogmada. Kendisinin bile ne anlama geldiğini bilmediği birşeye "gerçekten" inanıp, bunu başkasına da inandırmak ve bazı durumlarda empoze etmek niyetinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey inananlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gerçekten&lt;/span&gt; inananlardan korkun! Çok mu sinik oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında bir alternatif var mı? Bir bütüne sırf "bütün" olduğu için inanıp, yolumuza onu kılavuz alıp devam etmek hastalıklı bir durum. Çoğumuz hastayız. Bakın bizlerin nasıl ve nereden geldiğine dair, nereye gideceğine dair, herşeye dair epistemolojik uzayda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sonsuz&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tutarlı&lt;/span&gt; mutlak dünya görüşü öne sürebiliriz. Ama sorun sırf rahatlamak için bunu yapmaya ne denli hakkımız olduğu. Birşeye "kesin" inanmak gibi bir ihtiyacın varsa, bari başkasını zehirleme diyesim de geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu evrende sırf önümüzdekinin ta kendisini anlamak, onunla uğraşmak, kafa yormak ve düşünceyi, kanıyı, eylemi tam da buna göre şekillendirmek ızdırablı birşey tabii. Izdırablı olduğu kadar da "düşük ego"lu birşey, kendini bilmekle, kendini büyük görmemekle ilgili de birşey... Büyüklük, belki en küçük ölçeklerde kendi sırrını aramaktır. Buldum dediğinde bile kendinden şüphelenmektir. Küçüklüğündeki büyüklüğü görmek ihtimali belki sadece o arayışta mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ızdıraba da katlanamıyor bahsettiğim insanlık. Tembel. Hem herşeyi bilecek, hem de kılını kıpırdatmayacak. Buna çocuk insanlık da diyebiliriz. Söylediği ve ağzından çıkan birşeyi düşünsel olana, kanıta, olguya, duyguya göre değiştiremeyen, buna kafa yormaktan çekinen ve bir de bu kendi temel fantazilerini nesilden nesile aktarmaya kararlı... Hastalıklı değildir de nedir o zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, gün geldi, Marksist değilim demek durumunda kaldı. İsa asla bir Hristiyan olmadı. Bana kalırsa Muhammed'in müslüman olduğu da şüpheli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2012490286265846555?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2012490286265846555/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2012490286265846555&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2012490286265846555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2012490286265846555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/04/dogmann-gcklg.html' title='Dogmanın gıcıklığı'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-51649343832782357</id><published>2011-04-08T08:53:00.000-07:00</published><updated>2011-04-08T08:56:07.957-07:00</updated><title type='text'>klozet dersleri</title><content type='html'>big mac yediğinin ertesi günü sabah sularında tuvalet kağıdında susamlar gördüğünde çıkarılacak nice dersler vardır: bunlardan birincisi sisteme giriş olarak gelen çok şeyin reaksiyona girip, hal değiştirip, tanınamaz hale geldiğidir. enerji çıkışı için şeylerin böylesi bir dönüşümden geçmesi elzem... ikincisi ise bu reaksiyonlar sırasında ısrarla dönüşümden kaçan bazı şeylerin hep olacağıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-51649343832782357?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/51649343832782357/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=51649343832782357&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/51649343832782357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/51649343832782357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/04/klozet-dersleri.html' title='klozet dersleri'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5400273123792396697</id><published>2011-03-24T18:22:00.000-07:00</published><updated>2011-03-24T18:26:47.634-07:00</updated><title type='text'>maruz bırakıldığın çoğu şeyin gereksizliği</title><content type='html'>yaş ilerledikçe insan aklından gereksiz yerler çalan, enerjisini tüketen ama içine işlemiş alışkanlıkları, rolleri silip atmak; en azından mümkün olabilecek en etkin şekilde süzgeçleyip çöpe göndermek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım dış dünyayı anlamaya çalışmanın, beynin buna adanmasının en güzel tarafı aile, güncel politika, dedikodu gibi dünyanın en gereksiz zırvalarının değerlerini sönümlendirmesi... eğer "neden?" ve "nasıl?" sürekli beynimde çan çan çınlıyorsa, tüm bu zorunlu olarak içine düştüğüm, fırlatıldığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;contingent&lt;/span&gt; sorumlulukların, sembolik rollerin önemi de ikincilleşmeye başlıyor. bu sorular karşısında dinlerin de ulusların da aslında beni ilgilendiren tek yönleri olsa olsa tarih denen materyal insan ilişkileri bütünündeki yerinden başkaca da bir anlam ifade etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elbette denebilir ki: bu ilişkiler bütünü bulunduğun çağa özgü olarak örneğin sen'in ben'im durumumu göbekten etkilemiyor mu? evet. evet ama ne önemi var? koskoca bir evren neden başıma bela diye düşünürken ben'im bile ne önemim var bu soruyu sorabilme yetisine haiz olmaktan başka?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün seminerde öğrencilerden biri bol bol sıçan beyinlerine batırılmış metaller gösterdi, durdu. o sıçanla senin arandaki yakınlık, inan legal ya da illegal bilmemne partisi, zart dini ve zırt ülkesiyle olan yakınlıktan çok daha fazla. memeliyiz hepimiz olum sonuçta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5400273123792396697?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5400273123792396697/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5400273123792396697&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5400273123792396697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5400273123792396697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/03/maruz-brakldgn-cogu-seyin-gereksizligi.html' title='maruz bırakıldığın çoğu şeyin gereksizliği'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5408267326997329332</id><published>2011-03-11T12:15:00.000-08:00</published><updated>2011-03-11T13:13:25.250-08:00</updated><title type='text'>Der Triumph der Religion</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:donotshowrevisions/&gt;   &lt;w:donotprintrevisions/&gt;   &lt;w:donotshowmarkup/&gt;   &lt;w:donotshowcomments/&gt;   &lt;w:donotshowinsertionsanddeletions/&gt;   &lt;w:donotshowpropertychanges/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt;  mso-para-margin-top:0in;  mso-para-margin-right:0in;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0in;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right;" align="right"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;"L'Autre n'existe pas"&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bir süredir pek de kolay yazamıyorum. Yazmam da gerekmiyor zaten diyordum kendime. Şimdi buraya bu satırları karalamamın bir tek sebebi var: Dün yakın bir dostum birden umreye gideceğini söyledi. Söylediğine göre pek de turistik bir sebebi yoktu, herhalde Arabistan’ı gezmek niyetiyle gitmediği, “tövbe ediyorum” dediğinden anlaşılıyordu. Benden helallik istedi. Şaka olup olmadığını sordum. Şaka değil dedi. Hala inanamıyorum aslında. Bu dostum belki &lt;i style=""&gt;Tanrısız&lt;/i&gt; etiği her zaman tartışabildiğim en önemli aktörlerden biriydi, yol arkadaşımdı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Ürperdim. Üzüldüm. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Bu duyguyu çoğunuzun anlaması çok zor. Size “sevdiğim insan kansere yakalanmış olabilir” gibi birşey desem saçma bile gelecek, yüzde doksan oranında “din antipatisiyle” hatta düşmanlığıyla bile suçlanacağım. İnanın, umrumda değil nasıl gördüğünüz, nasıl baktığınız. Yok. Umrumda tabii ama hakikat elbette ki daha çok umrumda. Böylesi de özellikegünümüzde doğu toplumlarında pahalı birşey, evet. Hele bu konuda açıksanız. Herhanngi birine “Tanrıdan, bir büyük Ötekiden bağımsız bir etik ve duruş” çok önemli benim için, düşüncelerin oluşumunda da çok önemli deseniz “cool” görülmeyeceğiniz, hatta anlaşılmayacağınız kesin gibi. Sevdiğim dindar arkadaşların “Tolga sen Allah’a inanıyorsun, kesin öyle biliyorum ben” demelerini de hoşnutlukla karşılıyorum; kendi gözünde iyiliği Alah’a inanmakla eşliyor çünkü, o zaman böyle bir iltifata karşı gülümsemek dışında yapacak pek birşeyim yok. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Artık Tanrının ölümünü ikame edecek bir Tanrı’ya inanmasınız bile “inanmış gibi yapmanız” beklenen bir şey sizden. Aksi halde tüm sempatiler kayıp gidebilir üzerinizden, şeytanlar tamtam dansları yapabilir karnınıza basarak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Aslında eşim, akrabam, sıradan bir yakın arkadaşım olsaydı hiç umursamazdım zaten. Bir şeye inanmaya ihtiyacı olan insan gerçekten inanmalı kanımca. Çocukluğunuzdan beri sizi işgal eden bir parazite bağlı olduğunuzu düşünün; onun vücudunuzdan zart diye çekip alsalar, hayatınız son bile bulabilir. Bir Asyalı ya da Afrikalı &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lactose_intolerance"&gt;laktoza bağışıklık geni na-mevcut olduğundan&lt;/a&gt; nasıl süt içemiyorsa, içse de krizler geçirip etrafa kusuyorsa; bir Çinli “Tanrısızlığı” hiç aklına bile getirmeden mutlu mesut yaşıyorken, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ortadoğulu ya da Amerikalı olarak sizin nevrozlarınız azabilir, suçlulukla kıvranıp, benliğinizi bile kaybedebilirsiniz. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Bunun bilimsel, tarihsel sebepleri var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Benim anlattığım insan başka. Hakikat yoldaşlığı çok başka bir şey.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bunu bilseniz, belki anlardınız beni.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Belki kimilerinin diyeceği gibi devrim bile bu topraklarda “Allahsız” yapılamaz. Özellikle Ortadoğunun bir kaderi olabiliir bu; evet devrimin sonuç olarak bir hikayeye ihtiyacı vardır, bir referans noktasına ve bu coğrafyada “bu noktayı Allah’la doldurmak”tan kolay ne var? Avama şirin görünmek, devrimci görünmek için bile gerek bu. Hikmet Kıvılcımlı’nın Eyüp konuşmasının bu derece övülmesi, İslami Asr-ı Saadet’in sosyalizmle eşleştirilmesi, sol teoloji yazılarının hızla pazarda çoğalması gibi bir sürü örnek Türkiye’de artık bu eğilimin iyice revaçta olduğunu kulağımıza fısıldayabilir belki.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Kendimi temize çekmiyorum. Bunun sorumlularından biri de benim. Özeleştiri yapmam gerektiği kesin. Sonuçta bir süredir bir tür yazı ve düşünce biçimi ile kafayı bozmuştum, benim Tanrı’m bir gidip bir geliyordu orada, onun varlık ve yokluğu üstüne düşünmek ve dillendirmek durumundaydım. Şu anda bunda cidden abarttığımı, yanlışlar yaptığımı düşünüyorum. Sebepleri var evet, şu anda söylemeye gerek olmayan bazı kişisel sebepler de var. Herşeyden önce büyük Ötekisiz eyleme geçebilme etiği kendine koskoca bir varoluşçu edebiyatı ve düşünceyi üzerine alıyordu kaçınılmaz olarak. Bu konular hakkında tefekkür eylemek, zikzaklar çizerek dini referanslar vermeyi de gerektiriyordu. Ya da İslam’ı doğru anlayabilmenin tek yolu “müslüman gibi olduğunu” hayal edebilmekti. Bahsettiğim arkadaşıma da demiştim: İslam tarihini anlamanın tek yolu, bir süreliğine onun bir parçasıymış gibi düşünerek olabilir, onun dışından değil.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Zira Tanrısız etik, esas olarak Tanrı &lt;i style=""&gt;yoktur&lt;/i&gt; demek de değil. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Yokluktan ne anlıyoruz’a bağlı biraz da? &lt;a href="http://blog.eminresah.com/"&gt;Emin Reşah&lt;/a&gt; isimli müslüman blog yazarı bir defasında &lt;i style=""&gt;“müslümanı Allah haricinde herşeye ateist olan”&lt;/i&gt; olarak tanımlamıştı. Gayet hoş bir tanım. Aslında ateistin işi bunu sadece bir derece daha ileri götürmektir, tanım gereği “Allah da dahil herşeye ateist olmak”tır. Rasyonelist ateizm “bu &lt;i style=""&gt;şeylere &lt;/i&gt;ateist olmayı pek de dikkate almaz”, onun sürekli gevelediği yer Tanrı’nın varlığı / yokluğu üzerinedir. Varoluşçu ateist ise yeryüzünde tanrılaştırabilecek herşeye imansız olmak, düşünce ve eyleme yöntemine bunu temel alabilmek demektir. Başka bir deyimle: Varoluşçu ateist için rasyonalist ateist yeterince ateist değildir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Matematikte bir kompleks sayının reel ve imajiner olmak üzere iki ayağı vardır; ve sayının şiddetine (ya da gücüne) her ikisinin de nesnel katkısı bulunur. Bir şey sırf imajiner, hayali diye “o yoktur” diyebilir miyiz? Mesela tüm nitelikleriyle eşit olan iki insan düşünelim, bunların tek farkı birinin İslam Tanrısına inanması diğerinin de inanmamaması olsun diyelim. Bu bile tek başına ikisi arasında muazzam bir fark yaratmıyor mu? Evet. En basitinden dindar olan sırf ona inandığından, sabah ne zaman kalkacağını bile ona göre ayarlıyor. Öyleyse hayali bile olsa Tanrı elbette vardır; hem de milyarlarca ve çeşit çeşit vardır. Burda “var” dediğimiz fiil farklı bir materyalist ontolojiyi gerektiriyor elbet. Dyelim daha yeni geliştirilen nesne-temelli ontoloji buna iyi bir aday olabilir: blogger ve felsefeci güzel insan &lt;a href="http://larvalsubjects.wordpress.com/"&gt;Levi Bryant&lt;/a&gt;’a göre bir nesne başka bir nesne üzerinde fark yaratandır. Bu anlamda o nesne / obje “Harry Poter” da olsa, “Mc. Donald’s” da olsa “Allah” da olsa, “Yehova” da olsa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;var&lt;/span&gt;dır elbet. Tüm bunlar farklı nesneler, şeyler üzerinde koşullara bağlı olarak ayrı ayrı farklar yaratırlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Benim sembollik kimliğim de, diyelim Tolga ismiyle varlığım da böyle hayali değil midir aslında? Bundan ötürü eskiler, “hayatta sizi tanıyan son kişi ölene kadar yaşamaya devam edersiniz” derler. Çünkü ölseniz bile başkalarının hayatında fark yaratan “hayali” nesnesinizdir. Psikanalizde “ego” kendiniz hakkındaki bu imajiner hayalden başka nedir zaten? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Öyleyse hayali bir nesne &lt;i style=""&gt;reel düzlemde&lt;/i&gt; yoktur desek bile örneğin Lacan’ın tüm metinlerinde, seminerlerinde yaptığı gibi bolca dini gönderme yapılabilir ve yapılmalıdır da. (Artık bu yapılırken temkini elden bırakmamak gerektiğini düşünüyorum.) Hakiki Tanrısızlık ve materyalizm ancak dini ve tanrıyı kendi içinde tutarlı nesneler olarak ele alarak, toplumun yasalarını hakiki inceleme şansı bulabilir. Bu dediğime başta söylediğim bazı rasyonalist ateistlerin de kafası pek basmıyor ne yazık ki.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Seminerlerinde ve metinlerinde bolca dini referans kullanan Jacques Lacan, söylendiğine göre &lt;a href="http://call-for-papers.sas.upenn.edu/node/22500"&gt;1974 yılında Roma’da bir basın toplantısında&lt;/a&gt; kendisine “Din ve psikanaliz hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusu yöneltildiğinde, hemencecik “ya biri ya da diğeri” demiş. Bunun ardından gelen “O zaman savaşı kim kazanacak?” sorusunda ise affalamış, geriye çekilmiş ve “Din hiçbir zaman&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yenilmeyecek ve zafere ulaşacak. ” Biraz daha durakladıktan sonra da “psikanaliz için ise durum pek parlak değil, en iyi ihtimalle hayatta kalabilme savaşı verecek” diyivermiş.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Her neyse, ben Hakikat’e giden yolda yürüdüğüm yoldaşımı kaybedebilirim diye hala üzgünüm. Din’in geleceği konusunda ise Lacan kadar kötümser değilim, olmamak istiyorum. Umarım bana kötü bir şaka yapıyorsun sevgili arkadaşım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5408267326997329332?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5408267326997329332/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5408267326997329332&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5408267326997329332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5408267326997329332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/03/der-triumph-der-religion.html' title='Der Triumph der Religion'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3177318104735771286</id><published>2011-02-27T06:58:00.000-08:00</published><updated>2011-02-27T07:20:57.945-08:00</updated><title type='text'>The New Decalogue - Absolutely and Proudly Modernist</title><content type='html'>(&lt;u&gt;kaynak:&lt;/u&gt; &lt;a href="http://www.ebonmusings.org/atheism/new10c.html"&gt;http://www.ebonmusings.org/atheism/new10c.html&lt;/a&gt; via &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The God Delusion&lt;/span&gt;, Richard Dawkins)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I) Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II) Zarar vermekten hep kaçın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III) İnsanlara, canlılara ve genel olarak dünyaya aşkla, dürüstlükle, inançla ve saygıyla yaklaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV) Kötülüğü asla küçümseme ve adaleti sağla, ancak başkalarının dürüstçe pişman olduğu hatalarını da affetmeyi bil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V) Neşe ve merak duygusuyla yaşa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VI) Hep yeni şeyler öğrenmeye çalış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VII) Herşeyi sına; fikirlerini gerçeklerle tart, eğer gerçeklere uygun değilse seni keyiflendirseler bile fikrini değiştirebil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VIII) Sansürleme ya da başkalarının eleştirisinden kaçınma; seninle fikren uyuşmasalar bile başkalarının haklarına saygılı ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IX) Akıl ve tecrübelerine dayalı olarak özgün kanaatler edin; başkalarının seni körükörüne yönlendirmesine izin verme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;X) Herşeyi sorgula.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3177318104735771286?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3177318104735771286/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3177318104735771286&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3177318104735771286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3177318104735771286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/02/new-decalogue-absolutely-and-proudly.html' title='The New Decalogue - Absolutely and Proudly Modernist'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3672048214659042281</id><published>2011-02-21T16:38:00.000-08:00</published><updated>2011-02-21T16:40:47.542-08:00</updated><title type='text'>ölüm itkisi</title><content type='html'>bastırdığımızı sandığımız şeyler aslında bastırdığımız bir tek "şey"in ta kendisini bastırmak için uydurduğumuz mitlerden ibaret. kendimize anlattığımız dehşet müstehcen hikayeler eşliğinde bir puzzle alıyoruz, onu hemen bozuyor ve yeniden yapıyoruz. bozarken de yaparken de başarılarımıza, çuvallamalarımıza yanıp yakılıyor, ıslık çalıyor; kah ağlıyor kah gülüyoruz. vakitli vakitsiz sağa sola anlatacağımız yalancı bir geçmiş biriktiriyoruz böylelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o puzzle'ın yapılmışı vardı halbuki en başta elimizde, ama neden bozduk? işte bu soruya cevap vermemek için herşeyi ama herşeyi yapmaya hazırız. kendi bozduğumuz puzzle'ı sırf bu soruyu unutmak için yapıp duruyoruz zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3672048214659042281?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3672048214659042281/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3672048214659042281&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3672048214659042281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3672048214659042281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/02/olum-itkisi.html' title='ölüm itkisi'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2708087926532597297</id><published>2011-02-11T10:19:00.000-08:00</published><updated>2011-02-11T10:50:42.466-08:00</updated><title type='text'>Kürtler, Türkler ve Araplar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;Paris&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-JuiifE7fc1Q/TVV-JJn05TI/AAAAAAAAAto/b_rLEMgzc2w/s1600/IMG_1474.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-JuiifE7fc1Q/TVV-JJn05TI/AAAAAAAAAto/b_rLEMgzc2w/s320/IMG_1474.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572498809607742770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Quimper&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-UEeGbNKX8mg/TVWArMtWkvI/AAAAAAAAAtw/oAXe___Zj9w/s1600/IMG_3643.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-UEeGbNKX8mg/TVWArMtWkvI/AAAAAAAAAtw/oAXe___Zj9w/s320/IMG_3643.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572501593575035634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Köln&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-229bAjfvGOc/TVWCT_TrLUI/AAAAAAAAAt4/2QcDO3x5oto/s1600/IMG_3818.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-229bAjfvGOc/TVWCT_TrLUI/AAAAAAAAAt4/2QcDO3x5oto/s320/IMG_3818.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572503393863937346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;u&gt;Not:&lt;/u&gt; Fotoğraflar ve varlığı için prensese mil teşekkür. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2708087926532597297?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2708087926532597297/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2708087926532597297&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2708087926532597297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2708087926532597297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/02/kurtler-turkler-ve-araplar.html' title='Kürtler, Türkler ve Araplar'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-JuiifE7fc1Q/TVV-JJn05TI/AAAAAAAAAto/b_rLEMgzc2w/s72-c/IMG_1474.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3080447393363548457</id><published>2011-01-30T12:09:00.000-08:00</published><updated>2011-01-31T01:48:44.649-08:00</updated><title type='text'>Dekalog 1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Seni esirlik evinden, Mısır yurdundan çıkaran efendin Allah'ım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir gün sokakta bir köpek leşiyle karşılaştım. Kan içinde, parçalanmıştı. Titredim. Sahibi olduğunu sandığım adam bağırıyor, çağırıyordu. Yüzü kıpkırmızıydı adamın. Sonradan öğrendim ki o adam bir dişçiymiş, bu köpeğiyle beraber uzun zamandır binanın birinci katındalarmış ama üçüncü kattaki muayenanesine yeni  taşınmışlar. Köpekceğiz önceleri birinci kattaki pencereyi açık bulduğunda aşağı sokağa atlamayı pek severmiş. Üçüncü kata taşındığında bu özgürlükçü alışkanlığını dizginleyemeyip yine pencereden sokağa atlamak isteyince haliyle eceli onu kırmayıp, erkenden gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de çocukken bu köpek gibi sokağa gözüm kapalı atlamayı oyun edinmiştim kendime. Bulunduğum kat pek alçak olduğundan, olsa olsa en fazladan ayağımı incittim sadece, imdadıma da hızır diye yetişen biri oldu hep. Mesela annem. Ne var ki yıllar geçtikçe oturduğum yerin katları da doğru orantılı olarak yükseldi... artık değil ayak burkmak, atladığında bir yerlerini kırmak ve daha da fenası  o köpek gibi paramparça olmak riski de yükseliyordu yıllar boyu çıktığım katlarla beraber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu köpeğin sonundan kurtulmanın tek yolu bu sorunlu mahalleden çıkıp gitmekti. Evimden ta uzaklara fırlamak. Herşeyi unutmak , çok uzaklara ayak basmayı becermek ve şanlı biyografimde bir milada damga vurmak. Böylelikle yine istediğim kadar zıplayıp, oynayabilir; şımarıklığıma şımarıklık katabilirdim. Yeni topraklarda beni hiç kimse hırpalayamazdı, beni kimse tanıyamazdı.  Bu yeni yurda varış bir nevi  üst kattan bir üste çıktığınızda aniden kendinizi bodrum katında bulmak çılgınlığıdır. İlk zamanlar yepyeni bir şaşkınlığa düşmek durumuna gururla sarılırsınız. Hiç bir zaman sizin olmamış yurdunuzdan çıkınca ilk başlarda çok yabancılık çektiğiniz gurbet sokaklarına filmlerde gördüğünüz sarışın bir afete vurulurcasına belki önce çekingenlikle ama bir yandan da heyecanla yaklaşırsınız. Tüm eski kurallara, emirlere, telaşelere, sıkıntılara defterinizde koca bir sıfır çekersiniz. Yepyeni bir hayat, hiç tahmin edemeyeceğiniz sesler, renkler, tenler, diller... Hafızasızlık ve gönüllü yetimlik gibi bedelleri de ödediniz mi size verilecek hediye bu taptaze fırından henüz çıkmış keyifli boşluktur işte. Gül gibi boşluğunuz, aslan gibi hiçliğiniz hayırlı olsundur. Tüm bu bedelleri ödedikten sonra dilediği gibi eski güzel günlerdeki gibi ilk kattaki pencereden atlayıp da koşup oynayabilir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek problem pencereden atlar atlamaz göreceği manzaranın hiç de o kafadaki ev imajıyla benzeşmediğidir. Bir kez ev elden alınmıştır, bir kez yeni, cazipliğini size sunar, sizi içine çeker, ve eski ile birlikte herşey toprağa gömülür.  Yüksek katlarda pencereden atlayarak ölmek yerine içsel bir ölümü tercih etmişinizdir.  Seçenekler pek de cazip değil: Reel ölüm ya da sembolik ölüm? İlkini seçip helvanızı yedirmektense, ikincisini seçip bir hayalet olarak pencereden sanal atlayışlar gerçekleştirmeyi yeğlersiniz. Bravo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya hakikat? İşte bir de onu atamazsan kafandan hapı tümden yutmuşsundur.  Bir dağa bir mağaraya bir okyanusa şiddetli bir ihtiyaç duyarsın... Zira çağ mekansızlığı gırtlağına dayamış da tam gebermenin imkansız olduğu bir acaip Rus ruleti oynuyordur seninle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis basit aslında: “Farkındasın ama korkaksın”. Ya ilaç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpekler gibi korkuyordum. Sonumun o köpek gibi olacağından köpekler gibi korkuyordum.  Ama hakikat gölgesinde kaldıkça da yumruğum sıkılaşıyordu işte. Kime vuracağını bile bilemeden... Karşısına çıkacak rezil mahlukata vurup vuramayacağına emin olmaksızın, havada öyle asılı kalmış bir yumruk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçtikçe bir o yana bir bu yana salınırsın. Bulunduğun katın mertebesinin çok bir anlamı kalmaz. Ayağın altına altın asansörler salınsa, kim bilir beliki düğmeye basmaya bile üşenirsin.  Sadece güvenli bir mekandı halbuki istediğin: dağ mağara okyanus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm arzular toz duman içinde dağılır gider de... belki can çıkmadan akıllanır, dağdan fısıldanan bin tane yasayı Hak’kın bir zerresine; vaadedilen “bin dermanı” o seni evinden çıkaran, kızdıran, kastre eden, yamultan, kirleten “derde” değişmezsin.  Kucağında yurtsuzluğun, alır başını gidersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr /&gt; &lt;a href="http://baratrion.org/entry/zeyneb-e-mektub-decalogue-I/"&gt;Baratrion: Zeyneb'e Mektub — Decalogue I&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3080447393363548457?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3080447393363548457/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3080447393363548457&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3080447393363548457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3080447393363548457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/01/dekalog-1.html' title='Dekalog 1'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8250744670795937615</id><published>2011-01-21T17:23:00.000-08:00</published><updated>2011-01-21T17:47:35.382-08:00</updated><title type='text'>el cigarrito</title><content type='html'>Aradığın sadece bir zehir. Dolaşırken sakallı bir adam sokulur yanına. Para verir misin, der, kibarca. Paran yoksa gelecek ikinci soru da bellidir aslında: Ya sigara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para vermedim genelde. Kosta Rika'da "Estudiante", ABD'de "I am a goddamn student", Almanya'da "Ich bin ein student". Ama sigara istendiğinde, zehri paylaşmakta çok cömerttim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o sigara elde olmadığında, yerlerde izmarit arayanlar vardır. Ararken sevgilisi onu sever mi sevmez mi diye düşünen. Para bulur bulmaz sigara satın alıp, kavuştuğu tütünün hazzıyla herşeyi unutup yoluna devam edenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Victor Jara gibi adamlar gelir de, bunun türküsünü yapar. Dinleyince adamı sigarayı bıraktığına da bin pişman eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;iframe title="YouTube video player" class="youtube-player" type="text/html" src="http://www.youtube.com/embed/tTLtIw9mOGQ" allowfullscreen="" width="400" frameborder="0" height="300"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8250744670795937615?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8250744670795937615/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8250744670795937615&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8250744670795937615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8250744670795937615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/01/el-cigarrito.html' title='el cigarrito'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/tTLtIw9mOGQ/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5984972977301633775</id><published>2011-01-07T15:29:00.000-08:00</published><updated>2011-01-07T15:33:28.219-08:00</updated><title type='text'>karanlığa dua</title><content type='html'>Yaşadıklarını bir saat sonra değerlendirince başka, bugün düşününce bambaşka. Dün sana aptalca gelen, dün sana geveze, dün düşününce gereksiz bir taşkınlıkmış, maskaralıkmış gibi gelen. Reddettiğin. Bir gün sonra kabullenmek zorunda kalıyorsun. Aptalca gelmesi, kendindeki korkuyu bastırmak için. Gereksiz taşkınkınlıklara verdiğin hükümler, senin şimdilerde pek de kaldıramadığın bu limitsiz enerji vaziyetleri, o enerjinin yoksunluğundan, yorgunluğundan ... Üzerinden nasıl atacağını bilemediğin yorgunluk. Yorgun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcükleri kaldıramaman, dün gece içten içe yeter artık diyip Türkçe konuşmak istemen de bundan. Bıraksan kendini varacağın yerden korkuyorsun, kendine ket vurmamış yaşamlara uzaktan uzağa imrenirken, o yaşamlara destanlar yazıp dururken, kendin bu çöl kuraklığından yanıp da kül olmayı yeğliyorsun. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jouissance&lt;/span&gt;. Müzik gibi akıp gitsen, hangi durağa çıkarsın. Bilemezsin. Bilmediğin bir yola çıkmak için, geceleri önce bir duaya başlıyorsun, sol göğsüne vurup: "Hüüü". Sonra &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Antoine_Doinel"&gt;Antoine Doinel&lt;/a&gt; misali ismini tekrarlayıp duruyorsun aynada beliren yüzüne karşı. Sen söylerken ismini, aynadaki daha yüksek sesle yankılıyor. Karşılıklı bu ismi tutturmuş, birbirinize bağırıyorsunuz. İsmini sonsuz kez tekrarlasanız sanki aynaya yansıyan ve sen bir bütün olacaksınız. Tüm parçalarınız biribirine giriftlenecek. Bir. Bütün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kalkınca yine paramparçasın oysa. Sabah yine yorgun ve traşsız bir suratla, kahveye muhtaç bir zavallılıkla, günaydınlar dolu tümcelerle başladığın gösteri dünyasına devam. Sonra saat geçer. Biri soru sorar. Aklında dayanamadığın akışkanlığa, akışkanlıktaki kadına, dizginlenemeyen kadına, susuturulamayan  ve durdurulamayan kadına bir bir döktüğün sözcükler. Bu dönüp duran koltuklar mı seni bu hale getirdi? Gökyüzünü sana yasak eden bilgisayar ekranının sahteliği mi? Dışarıda yağmurun bile yağıp yağmadığını bilmemen mi? Tütün bile içilmiyor, zehirleyemiyorum kimseyi. Sizler bireysiniz çünkü, ömrünüzden çalmak bağışlanamaz. Rahatsız olmayın. Ben dışarı çıkıp, merdivenlerden inip, püfür püfür çekeceğim şu köşe bucakta. Az ötede, yerde oturan adamlar açlık grevine başlamışlar, üst katında Amerikan ordusunun bulunduğu binanın yanıbaşında. Alt kattaysa bir Meksika restoranı ve restorandan gelen et kokuları, bir maç oynanıyormuş seyircisiz sahada, et kokularına karşı açlıktan mütevellit ağız kokuları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir durdurulamazlık var, bu kadınsı nemli havalarda. Ya bıraksam kendimi, gözlerim kapalı, kulaklarım tıkalı akşam karanlığına, bir ırmak boyu aksam da aksam sularına, söyleyin hangi yönde bulacağım kendimi, şu kendim olamayan kendimi, şu aynalarda çakışamayan kendimi, söyleyin Allah aşkına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;u&gt;Not:&lt;/u&gt; Bu yazı 09.10.07'de yazılmış. Bugün aynaya bakıp, sapıtınca aklıma geldi. Karanlık arşivlerden çektim aldım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5984972977301633775?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5984972977301633775/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5984972977301633775&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5984972977301633775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5984972977301633775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2011/01/karanlga-dua.html' title='karanlığa dua'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6772846606672972188</id><published>2010-12-24T13:04:00.000-08:00</published><updated>2010-12-24T13:28:31.544-08:00</updated><title type='text'>Shitty Christmas</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Üstad der ya hani&lt;span style="font-style: italic;"&gt; “Düşün, uzay çağında bir ayağımız, ham çarık, kıl çorapta olsa da biri''&lt;/span&gt; diye; ben o ilk ayak hakkında pek iyimser olamıyorum doğrusu. &lt;a href="http://hubpages.com/hub/Buying-land-on-moon"&gt;Ay’ı tapulayacak&lt;/a&gt; kadar aptal ve tiksindirici zamanlardayız. Tamam, uzay araştırmaları yapan bilimsel kurumlar kurup, bu işe milyon dolarlar yatırıp, “demokratik” ülkeler arasında sidik yarıştırıyoruz, hatta uzaya maymunlar bile gönderiyoruz. Mükemmel! Ama Mars’ta canlı avına çıkan büyük uzay çağımızda, hala &lt;a href="http://www.suite101.com/content/european-airport-closures-due-to-ash--smoke-from-iceland-volcano-a226413"&gt;volkan külleri yüzünden&lt;/a&gt; veyahut bir günlük kar yüzünden uçakları kaldıramamak ne acaip, değil mi?! &lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Evet sayın seyirciler, uzay çağında olan ayağımız beni memlekete bir günlük kar sebebiyle tekmelemeyi başaramadı.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Oysa üstüne titrediğim, geberdiğim prensesimle kucaklaşmak, atlıkarıncaya binmek, &lt;a href="http://www.peramuzesi.org.tr/sergiler/detay.aspx?SectionID=dzSg6oYgaecNjl%2bZjYyLpQ%3d%3d&amp;amp;ContentID=T6tDCYQBvxxM5zu20N/GAQ%3d%3d"&gt;Frida Kahlo’nun bıyıklı resimlerine&lt;/a&gt; dantel bakışlar atmak, &lt;a href="http://www.facebook.com/event.php?eid=175761185782067"&gt;Bandista dinleyip bira köpüklerine gelmek&lt;/a&gt; benim de hakkımdı. Onun yerine ne oldu peki? Şöyle: Dünkü kardan beri “n’olur lan iptal olmasın uçak”, “bu kar bu gece dursun” diye içimden diledim; sabah kalktım bilmem kaç kez havayollarına telefon ettim, uçağın bir saat rötarlı da olsa kalkacağı haberleriyle umutlandım. Sabah “buzlanma” nedeniyle güzide şehrimizin hızlı mı hızlı tramvayları da çalışmaz haldeydi; nasıl havaalanına gideceğim diye kara kara düşünürken, orada “taksi tutmakta olduğunu gördüğüm üç beş insanın ortasına atladım”, cebimde bozuk para yoktu. Tren istasyonunda iner inmez elimdeki yetmiş senti sıyahi kızcağızın eline tutuşturup, “abla valla bozuk bu kadar” diyerek ve utanarak valizleri sürükleye sürükleye koşar adımlarla istasyon yol aldım. Evet sayın seyirciler, tam ilk trene bindim ki, bir Almanca anons başladı, en sonunda bu anonsun “havaalanına gidemiyoruz, bir sonrakine binin” mealinde olduğunu idrak edebildim. Siz bir dili hiç konuşamadan onu anlamak zorunda kalmanın ne olduğu bilir misiniz sayın seyirciler? &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;İnsan zorda kalırsa, götü sıkışırsa herşeyi anlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Neyse, bu şanssızlık üstüne, havaalanına geldiğimde, gişedeki hanfendinin bana “uçuşlar iptal” demesi... Koydu mu bilmiyorum? Önce söylendim tabii, nasıl iptal, ben bugün İstanbul’a gitmek zorundayım, öyle şey olmaz derken, direkt “bilet ofisine” yollandım. Baktm ki benim homurdanmam, şanlı milletimin bağrış, çağrış, zırlayış ve ağlayışları karşısında bir hiç’miş. Ondan sonra da sus pus olup, Türk hava yolları sayın yetkilileri ve vatandaşlarımız arasında geçen heyecanlı konuşmaları dinlemeyi tercih ettim. Şaşkındım, şoktaydım, öylece kalakaldım. Neyse sonunda yatışan milletimiz, bilet değiştirmek için bir kuyruk mücadelesine girişti. Övünerek söylüyorum, ben bir saat sessiz sessiz dururken, onlarca insan arasından üçincü sıraya sinsice girmeyi başardım. Hehehe.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bu başarı yine de bir kırkbeş dakika kuyrukta beklememe, yandan gelen siyahi bir abiyle sıramı vermeme mücadelesine engel olmadı. Milletin öfkesine rağmen çaldığı ıslıkla kendi keyfinden ödün vermeyen bilet gişesindeki kardeşimizin bana ilk sorusu “Türk müsün?” oldu. Cevaplaması ne kadar da zor... Hayır ben bir komünistim, demeyi çok isterdim sayın seyirciler. Fakat “Evet, niye benzetemedin mi?” diye bir soruyla kaşılık verebildim sadece. O da “yok valla hiç belli olmuyor” diyiverdi. Sanırım belki sessizliğim, belki de şok olmaktan kaynaklı Avrupai donukluğum, belki uzun saçlarım, kim bilir neden? Her ne ise Türk oğluna benzenmemiş olmayı çok da yadırgamadım. Ne bok olduğumu bir bilebilsem! &lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Sonrasında kar yüzünden tramvayların durmasından sebep uzun uzun dona dona valizlerim eşliğinde yürümemi, geldikten sonra buzdolabımın iflas edişinin içindeki tereyağın erimesiyle farkına varışımı anlatmaya gerek duymayacağım. Zira bu ara lanetler üzerimde dolaşıyor, uzay çağında olsa da bir ayağımız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bana kalırsa, bu uzay çağı, bu aslında asla tahmin edemeyeceğimiz bir sürü şeyin her zaman olma ihtimali ile dolmuş, kudurmuş beynimizi sinirbilim filan düzeltemez beyler, bayanlar. Ne kadar i-phone, ne kadar email, ne kadar pornogrofik tumblr imajı, ne kadar uyduruk Adnan ve Cüppeli Ahmet hoca videosu, ne kadar oyuncak, ne kadar GPS, ne kadar cep telefonu olursa o kadar sakatlanıyoruz işte. O koca tüketim dünyasının içine zerkettikleriyle, artık dış dünyadaki olasılıkları içsel dünyamızda hesaplamak, tahmin etmekten yoruluyor &lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;beynimiz&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;, kafayı yiyor. Aburcubur, stresli, anksiyete dolu, korkak mahlukatlara her geçen gün daha da çok benziyoruz işte. &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kararım kesin: Yakında öyle sağlam oturacağım ki yerime, kimse beni uçuramayacak...&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;İşte böyle boktan bir Noel, Christmas, Weihnacht gecesi bu şehirde yalnız ve tutsak kaldım. Acıların çocuğu olarak koca karda bir tek kendi ayak izlerimi gördüm. Bilir misiniz, Noel sizin reklamlarda gördüğünüz mutlu aile – arkadaş resimlerinden çok başka birşeydir birçoğumuz için: Telefoncu ve internetçideki Hintli, Çinlidir; aynı kafede o akşam da karşılaşınca yalnızlıklarından utanıp birbirini görmezden gelen iki tanıdıktır Noel; karda kışta bir kamyonette hotdog satmaya çalışan Ortadoğuludur; havaalanında gece Mc.Donalds’ta hamburger siparişleri alan kolu dövmeli esmer kızdır; o gece sizin bulaşıklarınızı yıkayan, sizin çöplerinizden işine yarar birşey bulmaya çalışan Afrikalıdır; gece boyu taksi çalıştıran Türklük bilinciyle kuşanmış Lazdır. Noel o bildiğiniz beyaz Avrupalı’dan çok başka bir şey olmuştur artık. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Velhasılıkelam, bu yalnız ve karlı Noel gecesinde tek söyleyebileceğim şu: O kopardığınız, sonra süslediğiniz çam ağaçlarınız bir yerlerinize girsin de çıkmasın.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6772846606672972188?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6772846606672972188/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6772846606672972188&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6772846606672972188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6772846606672972188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/12/shitty-christmas.html' title='Shitty Christmas'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8363075907659945136</id><published>2010-12-11T22:35:00.000-08:00</published><updated>2010-12-11T22:39:14.687-08:00</updated><title type='text'>çağımızın anlam ve önemi</title><content type='html'>herşey başdöndürücü bir hızla. geri alıyorum. başlar bile dönmüyor. başımı elime alıyorum. başım ağrıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herşey tanımlanamayacak durumda. uzaktan bir rüzgar silkeliyor. tanrılar birbiriyle acımasız rekabette. tüm tercihler ayrık ve bireye özgü ama bir türlü karar alınamıyor. bir türlü ayakta durulamıyor. başlar mı dönüyor yoksa ölüler mi sarmış ortalığı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep gülümsüyor kalabalık. sırıtıyor yan taraftaki kadın, okşuyor elleriyle yanıbaşını, şefkatli vücudunu karşılıksız teslim ediyor kalabalığa. ana sokaklar mağazalarla aydınlık, gecenin ikisinde bile duble espresso içilecek bir uykuya yatmış şehir, ara sokaklarda ağır ot kokusu, ağır içki ve kusmuk rengi. bilgisayarlar heryerde. bilgisayarsız biri özürlünün daniskası bikere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlamıyorum. bu olanları anlamıyorum. bir sene önceki, hatta üç ay önceki hallerin böyle farkındalığı. aklım başıma mı gelmiyor. aklım neden başımda olmalı. neden bu dünyanın benim yüzüme, mimiklerime, kıvrımlarıma diktiği sınırlarda kalmalı. sınırdan bir kez çıkan geri dönemez. bir uzay boşluğuna sığdırılmış koskoca bir varlık var. anlattıkça ufalan anlamın kuşattığı. bizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herşeyin hızı dediğimiz esasında bir tür ayakkabıdır. çoraplarınız olsa da olmasa da, başparmağınıza güvenmeli, serçe parmağınızı sempatikleştirmeli, koksa da koskmasa da o ayağı ona uydurmalısınız. görev insanı böyledir. her anda her koşulda kendini o duruma uyarlar. dünyanın döngüsüne gönülden yardım eden, her daim işe yarayan, sonsuz bir bağışçıdır o. takdir edilir, gıptayla bakılır. özellikle ayaklarından bahsedenler, onu kıskananlar pek çoktur. bunlar da olmasa nolurdu halimiz. bitmiştik. yani kafamızı altına sokacak bir çatıyı geçtim bir kere, ekmek bile bulabilir miydik sanki. aç kalırdık. susuzluktan büzüşürdük, osmoza tabii olurduk kesin. biz onlara özellikle de ayaklarına çok şeyler borçluyuz. napsak netsek ödeyemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm dünyaya bir de yukardan bakmayı deneyin ey ahali. ne kadar da çiplere benziyoruz, su katılmamış devreler gibiyiz. baktıkça kafam karışıyor, şaşakalıyorum, kimin kondansatörü kimin endüktansının cebinde? anlamak namümkün. söyleyin, haksız mıyım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8363075907659945136?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8363075907659945136/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8363075907659945136&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8363075907659945136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8363075907659945136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/12/cagmzn-anlam-ve-onemi.html' title='çağımızın anlam ve önemi'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7596245428886202178</id><published>2010-11-24T13:11:00.000-08:00</published><updated>2010-11-24T13:14:54.049-08:00</updated><title type='text'>sarıyer blues</title><content type='html'>tüm dünyayı dolaşıyordu hayalet. ve sarıyer'de meçhul bir ceset bulunuyordu. ana sayfalarda dolaşan hayalet sözcüklerimize daldı. onun kokusunu alan insanlık hep birden alkışlarla ellerini patlattı. sarıyer'de biri ustaca katledildi. ankara'da kararlar alındı ve çekirdekler fıstıklar eşliğinde çokça tartışıldı gündem. kimin aklına gelirdi, taksim kafeleri bolca nemalandı bu olanlardan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demokrasiymiş hürriyetmiş sarıyer'deki adamın bu işlerle ilgisi kalmadı. kıyıya çekildiğinde içine su dolmuş bir sıçanı karşılar gibi karşıladılar balıkçıdan çıkanlar. üstüne rakı geğirdiler cesedin, ve dergi boyutunda bir gazeteyle kaplamak uğraşına girdiler. cesedin kapatılamayan gözlerindeki gülümsemesi tıp demiş burnundan düşmüştü, fiyakalı bir kapak güzeliyidin, o an sayfaları toplayıp gitmeyen bir gemi yerine kafana uygun bir şapka yapasım geldi. cesede saygısızlıktan birkaç yıl yemeyi benimki yemedi ancak, vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne diyordum, sarıyer'in tüm balık restoranları biraraya gelse ve benim en birinci süper ligimde top oynasalar seninle başedemez, hepsi küme düşerlerdi. ne anlam ifade eder şimdi bu dediklerim . olsun, pazarda domates seçerken çok da düşünmezsin işte, çürük kontrolü yaparsın belki elceğizinle. yanında şafii bir pazarcı kötü gözlerini diker üstüne ama abdest kaçar diye de dokunamaz sana. bir ben dokunsam diye türküler yakarım, elin afrikalısıyla dertleşip akraba çıkarım, yollarım peki nerelere çıkar? pazarcı bu ülkede bir türlü teşhis edilemeyen bir dilde, gırtlağına abanır da bir küfür sallar. o amcaoğlu gibi otobüs şöförü olamadığına yanadursun, ben de yanarım işte belki otuzumdan sonra sarıyer'de bir börekçide iyice tıkındıktan sonra geberememek bahtsızlığına. hiç derdim yokmuş da, her yerime rahatlık batar, böyle şımarık yazılar yazarım. işim yok gücüm yok o adam sarıyer'de ölmezden önce ne yer ne düşünür diye kafama takıp teselli bulurum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7596245428886202178?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7596245428886202178/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7596245428886202178&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7596245428886202178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7596245428886202178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/11/saryer-blues.html' title='sarıyer blues'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7566253525065705532</id><published>2010-11-11T16:59:00.000-08:00</published><updated>2010-11-11T17:07:54.294-08:00</updated><title type='text'>l'enfer, c'est les autres</title><content type='html'>dünyanın en acaip duygularına girdiğiniz anlar, bir insan evladına gülegüle, hadi canım gömdüm, hoşçakal, astalavista, çav bebek dedikten sonra onunla daha beş dakka geçmeden "şans" eseri yeniden karşılaştığınız zamanlardır. o vatandaşın yükü "gülegüle" ile birlikte henüz kafadan silinmişken, bir ötekinden daha kurtuldum işte diye bilinçdışınız içten içe bayram ediyorken, onunla  böyle çabucak beklenmedik şekilde karşılaşmanız afallatır. ne yapacağınızı bilemezsiniz, manasızca sırıtırsınız en belki, "hadi çabuk git, benden çok uzaklara fırla" diye dilersiniz içinizden. o gidene kadar bir tatsızlık hortumu sizi avucuna alıp, döndürür durur. modern insanın günaydını, iyi akşamları, nasılsını, merhabası, pardonu, afedersini hep böyle aradaki kilometrelerce mesafeyle varolan yabancılığa kondurulmuş gülünç süs eşyalarıdır. turşu kadar tatsız, acur kadar tuzsuzdur. hiçbiri sessiz bir eyvallahın bir tırnağı etmezler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7566253525065705532?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7566253525065705532/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7566253525065705532&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7566253525065705532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7566253525065705532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/11/lenfer-cest-les-autres.html' title='l&apos;enfer, c&apos;est les autres'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-156422373329635479</id><published>2010-10-28T12:48:00.000-07:00</published><updated>2010-10-28T14:32:21.714-07:00</updated><title type='text'>türkan şoray'ın gözyaşları</title><content type='html'>biyolojide en ilgi çekici şeylerden biri benim için "bu kadar tavuk yediğimiz halde neden tavuk olmadığımız" olana dairdi. buna karşın nedense almanlara domuz diyen almancı ahalisi, bunun sebebini onların domuz yiyor oluşuna bağlayabiliyordu. almancıların biyoloji bilmemesi anlaşılabilirdi ama o bol ucuz kırmızı kartonlu fındıklı çikolataları buldukları memleketin vatandaşlarını böyle çağırmaları pek nankörceydi.  genetiği değiştirilmiş her birimizin bir zaman biyolojiye ihtiyacı olmuştur ya biyoloji eğitimi şarttır, ondan alınacak nice nice dersler ve ibretler vardır. ergenlikte kılların çıkışı ve oranın buranın büyümesinden tutun andropoza dek olan türlü vakıalar hep bu disiplinin önemini bizlere bir kez daha hatırlatmak içindir. börtü böceğe değerli hocaefendinin duyduğu bu muhabbeti boşuna mı sanırsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;almancıların bu "domuz" tabiri ve getirdikleri kumbaraların illa ki domuz şeklinde olması ile birlikte biyoloji ve sosyoloji arasında zuhur eden bu yaman çelişki benim kafamı iyice allak bullak ediyor, farklı okyanuslara yelken açmadan bu işin içinden çıkamayacağıma dair alarm sesleri kulağımı çınlatıyordu.  bu seslerden olacak, derhal gözlerimi cin gibi kocaman açıp kalkıyordum, neyse ki o zamanlar uykuya pek sığınmadığımdan, hemen kalkabiliyordum. en çok da turgut özal'ın neden çayımıza radyasyon kattığı garipsetiyordu beni. radyasyon da neydi lan? ondan da beter olan şuydu: sürmeli gözleriyle türkan şoray'a benzeyen şu üç çatallı kılıçlı, sakallı adam ve aslanları önünde dedem ne diye eğiliyordu? on iki imam kimdi ve neden çarpardı? diyelim sokakta bir erkekle yürüdü diye boksör kesilip halama ağır siklet girişen ve çenesini çıkartan dedem kadar şiddetli mi olurdu acaba çarpışı? çok şanslıydık: dedem zenci değildi, ve onu izlemek için gecenin köründe uyandırılmaya ve televizyona hacet yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken, ilk politik eylemim ben üç buçuk yaşındayken vukuu buldu: kızkardeşimi kundakta bebekken sırf turgutçuğa benziyor diye yataktan aşağı atmıştım, zira tıpkı onun gibi yanakları ve karnı tombik tombikti, ve tıpkı onun gibi çayıma o telafuz etmekte zorlandığım zehirden katabilir ve beni ebeveynimin biricik sevgisinden yoksun bırakabilirdi. liberallere karşı hiç dinmeyen gıcıklığım bundan olabilir. halamdan süt emer emmez, sırf göğüsleri halamınki kadar büyük değil diye annemi terkeyleyip, sütten kesildiğimi söylesem şimdi, kim bilir nasıl kullanacaksınız bu bilgiyi. hemen öyle obsesif nevrotikliğe sokup, başıma freud kesilip, kurt adamcılık oynamayın, rica ederim. ki, kurt adama, ona pek tatlı yaklaşan evin güzel hizmetçilerine, ve anal erotizme saygıda kusur etmeyiz, haşa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne diyordum. hah işte politik çalkantılarla dolu seksenli yılları anlatıyordum size, ülkede ne oluyorsa hep bu radyasyondandı. o zamanlar en büyük hayalleri tanju çolak ve kıvırcık gullit'in birlikte oynayabilme ihtimalleri süslerdi. herkes portakaldı, herkes hollandalı. köle izavura diye hatun vardı, zenci bir köleye aşkını ve efendi babasına karşı çıkışını sevmiştik onun. türkan şoray'la hiç alakası olmayan ama gölgelerin gücü adına olunca aslana dönen titreğiyle he-man vardı sonra. anam ne zaman bir hinlik yapsam ceyar derdi bana. ama ne diyarbakır vardı evimizde, ne işkence, ne de bir sürü kitap. zira evdeki kazayla "olaylara" karışmış liseli halamın tüm masum kitapları yakılmıştı - bir tek içinde nerdeyse her sayfasında başka bir herif tarafından (unuttum adlarını neydi? ve hangi mevsimdi örgütlenen?) sürekli "bacım" geçen hatıra defterini saklayabilmiş halam. defteri okuyabilecek çağa geldiğimde, halamın babamdan başka abileri, dedemin başka karıları mı var diye şüphelenmeye başlamıştım. aman allahım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-156422373329635479?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/156422373329635479/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=156422373329635479&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/156422373329635479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/156422373329635479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/10/turkan-sorayn-gozyaslar.html' title='türkan şoray&apos;ın gözyaşları'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6109699198168785446</id><published>2010-10-24T13:21:00.000-07:00</published><updated>2010-10-24T13:47:05.492-07:00</updated><title type='text'>when you ain't got no money</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"A lot of people here say, what is the blues? I hear people saying, the blues, the blues, the blues. Well I tell you what the blues is, when you ain’t got no money – you got the blues. When you ain’t got no money to pay your house rent, you still got the blues. A lotta’ people holla’ bout’ the blues saying ‘I don’t like no blues’, but when you ain’t got no money and you can’t pay your house rent and can’t buy you no food, you damn sure got the blues... because you are thinking evil...anytime you're thinking evil, you are thinking about the blues"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/4Ou-6A3MKow?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/object&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/4Ou-6A3MKow?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="300" height="240"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6109699198168785446?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6109699198168785446/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6109699198168785446&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6109699198168785446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6109699198168785446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/10/when-you-aint-got-no-money.html' title='when you ain&apos;t got no money'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6105677202421655559</id><published>2010-10-10T13:00:00.000-07:00</published><updated>2010-10-10T13:07:52.210-07:00</updated><title type='text'>gregor samsa bir sabah uyandığında</title><content type='html'>telefoncuya gidersiniz. istediğiniz telefon kartını ingilizce almanca karışık sözcüklerle anlatmaya çabalarsınız. telefoncu hintli nihayet derdiniz anlar, "hah şu tip karttan mı bahsediyorsun" der ve "evet" diye sevinmişken siz, adam kahkahalarla gülmeye başlar ve ardından şunu ekler: "ondan bugün kalmamış" ve o minik sevinç kursağınızda öylece kalır. bir müddet adamın gülüşü kafanızda yankılanır durur ya..işte birşey okuduğumda, dinlediğimde, izlediğimde ya da yazdığımda aradığım duygunun rengi tam da bu. hani saçmasapan bir şekilde bir adamın pisipisine eşekler cennetine göçmesi gibi.. diyelim yoldan geçerken "eminem" diye bağırarak korsan CD satmaya çalışan bir garibanın karşısına dikilen bir öküzün  "emine benim anamın ismi lan. bir daha ağzına alma, aklını alırım" demesi ve ardından satıcının bir kez daha "eminem, eminem, yok satıyor" diye inatla haykırması sonucunda tek kurşunla yere devrilmesi ve mevta olması gibi.. bu gerçek hikayeyi duyduğumuzda nasıl gülmek arzusuyla kendimizden geçeriz.. işte heryerimizi kuşatan bu "abzürdlük"ün acaip çekici şeytani bir yanı var. böyle hikayeler işittiğimizde, kahkahadan kendimizi alamıyorsak, bu kötü kalpliliğimizden filan değil orası kesin ama neden? aksine ne kadar müstehcen ve sinik olursa olsun, aynı zamanda gayet sempatik ve muzır bir tarafı var tüm bu gülüşlerin. şeylerin banal aptallığıyla çepeçevre sarılmış, kırılgan ince bir dal üzerinde durduğumuzu hatırlattığından belki..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6105677202421655559?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6105677202421655559/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6105677202421655559&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6105677202421655559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6105677202421655559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/10/gregor-samsa-bir-sabah-uyandgnda.html' title='gregor samsa bir sabah uyandığında'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2198799231327264933</id><published>2010-09-25T16:12:00.000-07:00</published><updated>2010-09-25T17:44:54.227-07:00</updated><title type='text'>dünya yuvarlaktır döner</title><content type='html'>pek hızlı ilerliyordu herşey. kafalar üzerindeki bulutlar sayısız hayallerle kaplıydı; güçlerini övüp durulan hayallerle, hastalıklı tatminsizliklere cevaplar arandı. bu cevapları en kolay süpermarket raflarında sunuyorlardı. eller bir kez dokunmayagörsün oralara, anında deterjan kokuyorlardı; patates kokmasın diye ama eller ya da yağ ve hamur mesela, donmuş gıdalara saldırılıyordu. bunun tersine eriştenin hamından ucuz makarnalar yaratan uyanıklar da vardı tabii. onlar uyanık oldukları kadar organikti ve sürekli değişen hava koşullarına veryansın ediyorlar, savaşta dökülen kana, kara çocuk cesetlerine ve ayı kürklerine, balinalara yapılan eziyetlerden içleri kalkıyordu, yerli yersiz öğürmeye pek alışmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biri almanya'ya gitmişti, ama sürekli çin'i övüyordu. biri amerika'daydı, ama aldığı beşbin dolarlık kamerasıyla alaska'da fotoğraf çekme planlarını bar köşelerinde satmaya bayılıyordu. biri şarap mayhoşluğuna bir türlü alışamadı, ama ısrarla bağcılık yapmak düşleriyle etrafını aldattı. biri için hayatını değiştiren dönüm noktalarından biri, evine pizza getiren çocuğun "abi senin ev buz gibi, ya evde penguen mi besliyorsun" demesiydi, o andan itibaren türk halkının keskin zekasını hafife aldığına kanaat getirdi. biri fransızca on sözcükten fazlasını hiç bilmedi, bilmeye bile yeltenmedi ama çevresine fransızca şarkılar gönderdi, gezegeni ne denli dolaştığını haykırdı, dünyanın birbirlerini kesen dikey ve yatay çizgilerle hiç alakası yoktu, o bunu görmüş ve anlamıştı. şımarık ve de pek şeker biri herşeyini o daha çocukken boşanmış olan ebeveynine borçluydu, en sempatik telefonu ona onlar almalıydı, piyasadaki en popüler macbook'u da erkek arkadaşı ona hediye etmeliydi, bir de canı ne zaman sıkılsa -ki bu pek sık olurdu- etrafına "o tertemiz havalı, kümesli, tavuklu, yumurtalı ve kimbilir belki zeytin tarlalı" köy evinden bahsetti, herkes görünüşte başını salladı, gülümsedi ama kendi dahil kimse inanmadı ona. biri çok kitap okudu, althusser'i, gramsci'yi, lukacs'ı, hegemonyayı, sınıfı bilincini ve ontolojoyi ağzına doladı ama etrafında yüksek topuklu rüküş bir kadın görse tüm teorileri yerinden oynardı, buna kendi kendine "teorik praksis" diyip, utanmadan kendi kendine kıkırdardı. biri aldığı hiçbir müzik aletini çalamadı ama aldıklarından evinde koca bir koleksiyon yarattı, gitar mı dersin, ud mu dersin, bendir mi dersin, yandan yemiş flüt mü dersin hepsinden insansız bir orkestra dizdi evine. yeteneksizin biriyim diye, hiçbirini çalamadım diye sürekli dert yanıyordu ve işin acı gerçeği bu konuda çok haklıydı. biri marksistti sonra anarşist oldu, küpe taktı, barlara takıldı, önceden küçümsediği deleuze'ü okuyup siyahi dergilere yazılar yazdı, eski zamanlarda ahmet kaya'nın avamlığı ile alay ederken, sonradan kırkbeşlik çalan barlarda takıla takıla orhan gencebay hayranı oldu. biri anarşistti, sonra marksizme leninizme yelken açtı, f tipi eylemlerden sonra hücre cezası yedi, yoldaşları onu ispiyonladı, sonra vizyon ve misyon sahibi olup yeni dünyaya merak salmasıyla iş kurdu, beceremeyip battı, kafayı sıyırdı, evinde kendi kendine aikido yaptığı söylentileri yayıldı etrafa. biri burjuvaydı hep burjuva kaldı, ama elindeki parayı hiç kullanamadı, hep suçlulukla yaşadı. biri ta ergenliğinden beri istikrarlı bir ulusal solcuydu,  amerikan emperyalizmi ve fetullahçılarla kafayı bozdu, bu ülkedeki aptal halkından sıkıldığındaysa ona tek kucak açan ülke amerika oldu, kafası azcık karışır gibi olduysa da, el çabukluğuyla aklına uyguladığı bir iki fırça darbesiyle oluşturduğu argümanlar sayesinde hemen kendini sağlama aldı, yoluna devam etti ve ölene dek hiç zarar görmedi. zamanında sigara içip, zamanında bırakan tiplerdendi. biri hangi partiye, kuruma, derneğe, dergi çevresine girdiyse tutunamadı, görmezden gelindi, olduğu yeri yıktı geçti, baktı böyle olmayacak tek başına takılmayı ve canı her sıkıldıkça yanındakileri, geçmiş ve geleceği yazmayı seçti, belki böyle anlamlandırabilirim herşeyi diye nafile umut etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2198799231327264933?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2198799231327264933/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2198799231327264933&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2198799231327264933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2198799231327264933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/09/dunya-yuvarlaktr-doner.html' title='dünya yuvarlaktır döner'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4543763103974849422</id><published>2010-09-24T15:14:00.000-07:00</published><updated>2010-09-24T15:18:06.894-07:00</updated><title type='text'>eylül yirmiüç, vakitlerden dolunay</title><content type='html'>hani görünmüyordu ya ay yukarıda, sen bana getiririm demiştin..&lt;br /&gt;bize gelirim demiştin..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4543763103974849422?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4543763103974849422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4543763103974849422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/09/eylul-yirmiuc-vakitlerden-dolunay.html' title='eylül yirmiüç, vakitlerden dolunay'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-6654667229393915448</id><published>2010-09-16T15:19:00.000-07:00</published><updated>2010-09-16T15:25:52.782-07:00</updated><title type='text'>uçakta</title><content type='html'>cam kenarında yer ayırttığımda, baktığım her bulut seni şarkılıyorsa, apofenya diye birşey yok ki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-6654667229393915448?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/6654667229393915448/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=6654667229393915448&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6654667229393915448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/6654667229393915448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/09/ucakta.html' title='uçakta'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4590026637826857916</id><published>2010-08-29T17:36:00.001-07:00</published><updated>2010-08-30T11:00:17.383-07:00</updated><title type='text'>kunta kinte does not exist</title><content type='html'>Bugün e-mail kutumda kızkardeşimin gönderdiği Hakan Albayrak’a ait şu mısralar vardı:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt;“kokla şair bu taşı gazze'den getirdim&lt;br /&gt;bu görmüş olduğun kurşun&lt;br /&gt;filistin'in göğsünden çıktı&lt;br /&gt;sen oğuz atay'da yüzerken&lt;br /&gt;intihar yeyip intihar kusarken&lt;br /&gt;bir çocuk adam gibi öldü.”&lt;/blockquote&gt;Şiirin başlığı : “orda bir savaş var içimde”. Okur okumaz bu öfke dolu mısralara çok öfkelendim. Oğuzcuğum Atay’a ve okurlarına laf etme densizliğinden mi, Camus’nün “felsefenin temel sorunudur” dediği intihara olan pişkin saldırısından mı, haklı yere bile olsa çocukların “adamlaştırılıp” öldürülmesine yaptığı güzellemeden mi, “adamlık” diyerek yarattığı fallik baskıdan mı, yoksa daha henüz Gazze’de kendisinin de bulunduğu Mavi Marmara gemisinde katledilenlerin ardından İsrail ağzıyla konuşan hoca olan efendisine &lt;a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=22683&amp;amp;y=HakanAlbayrak"&gt;“müslümanlar arasında fitne çıkmasın diye!” bir ses çıkarmamak gerektiğini yazdığında&lt;/a&gt; yukarıdaki “delikanlı!” sözcükleriyle pek çelişen riyakar şövalyeciliğinden mi... Neresinden tutsanız, elinizde kalıyor bu mısralar, canınızı fena sıkıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin doğrusu bir zamandır, dindarlar arasındaki cemaat-birey gerilimini de içine alan bir hikaye yazmak istiyordum; Mehmet Eroğlu’nun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fay Kırığı&lt;/span&gt; üçlemesinin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mehmet&lt;/span&gt; isimli ilk cildini okuyunca vazgeçesim geldi. Sol tandanslı yazarların Türkiye’de modernleşen, taşradan şehre inen dindarlığın resmini çizmeyi beceremediğini, bu kitap örneğinde olduğu gibi çizmeye kalkışınca da ortaya konulanın karikatürden pek öteye gidemediğini gördüm... Aksine dindar kesmin direkt içinden gelen Selçuk Orhan’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;40 Hadis&lt;/span&gt;’inde yarattığı capcanlı karakterlerle Türkiye İslamcılarını yaklaşık 600 sayfada bu denli net ve lezzetli anlatabilmesi, benim aslında çok da yakından tanımadığım bir kesme “kasmak” yerine bizzat kendi içine girmeye çalışsam da girdiğim halde tam giremediğim, ancak bir ayrık otu olarak varolabildiğim Sol’un içinden derdimi anlatmamın benim için çok daha rahat olacağını düşündürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi meşrepten olursa olsun, bir insana birden fazlasını eklediğinizde Sartreian meşhur Öteki’nin cehennemliği gün yüzüne çıkıyor. Çünkü topluluk doğası gereği kendince sinsice bir süperego yaratıyor; ölüm, fedakarlık ve yücelik kutsanırken, topluluk kuralları dayatılırken, bireyin o topluluk içindeki farklılığı ayaklar altına alınıyor; içinde bulunduğumuz modernizmin postunun uzlaşamadığı Büyük Anlatı sorunu da bu noktayla ilintili olarak başlıyor... Albayrak’ın şiiri ve yukarıda linkini verdiğim köşe yazısı tam da o toplumsal ilişkinin, süperogoik şeytaniliğin baskıcı ayağına denk düşüyor. Zayıf olanı hiçe saymakla, korkuyu bastırmak dayılığıyla, kalın ve kaba çizgilerle, faşizmi de hatırlatan bir gazla kendini belli ediyor... Bunun acısı tarih boyunca ve bu ülkede ve başka ülkelerde çok çekildi, bu çelişki Dostoyevksi’nin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cinler&lt;/span&gt;’inden beri çok yazar tarafından kaleme alındı, iç savaş dönemlerinde ihanetle suçlanan çok insan kelle verdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yazmak eylemini gereğinden faza kutsamak problemli, fazlaca problemli. Bu çekinceyi de hesaba katarak burada karaladıklarımla ilgili bir iki şeyi not düşmüş olayım. Yazı öyle birşey ki, bir noktadan sonra sizi tutuklu bırakıyor, bir eşik noktasından sonra kelimeleri dizişilindeki nizam kaybolmaya başlıyor, benim tecrübe ettiğim bu oldu en azından. Acemi bir gitarist bir parçayı notalarından çıkarıp, çalmaya başladıktan sonra, doğru zamanda doğru perdelere basar ve tembellik etmez de gitara sarılmaya devam ederse ortalama bir yetenekle, yerinde ve “mükemmel” sesler çıkarabilir. Yalnız o fazla yerliyerindelik bir noktadan sonra çalanı dahi rahatsız eder, insanın içindeki duyguyu yansıtırken kalın çizgilerle ayrılmış seslerin biraradalığından çıkmasıyla oluşan şey, onun aktarmak istediği hisle çelişmeye başlar. Asıl becermek istediğinin tam da o düzenliliği dikeylemesine kesecek bir gürültü olduğunun bilinçli ya da bilinçsizce farkına vardığında ise bir anda gitar çalmayı unutur, ya da unutmak ister. Gitarı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yadsır&lt;/span&gt;. Aynı şekilde kelimeler de tüm şaşaasıyla başkasına, arkadaşına, çevresindeki insanlara yönelik dengeli bir ritmi tutturmaktan öteye gidemeyince, yazar bundan rahatsız olmaya başlar. Onun böyle bir dengeyi tutturmak ya da yazmak arzusunu bir ötekine yaslamak gibi bir derdi artık yoktur. Örneğin sırf bundan olsun, Flaubert gibi bu uğurda sevdiği bir kadını, Louise Coulet’i sırf yazısına engel olmasın diye reddedecek düzeye dahi gelebilir. Düştüğü darlığın kendisinden ancak kelimelerin kendilerini bir bir yadsıyarak açtığı ince ufak deliklerden nefes almaya çalışarak uzaklaşabilir. Bundan, “yazamamanın kendisini yazmak” gibi ziyadesiyle abzürd bir çabaya girebilir. Her ifade edildiğinde bir kelime sanki bir mucizenin tezahürü gibidir; ancak o kelime kalemden çıkar çıkmaz, onun aniden püskürttüğü sanılan mucizeden geriye kalan tatsız bir paçavra da olabilir. Tamam kabul, belki bahsettiğim bu sürecin kendisi, mucize ve hiçliğin bu denli içiçeliği ve fışkırma anında son bulmasıyla, fazlaca maskülen, eril bir mentaliteyi yansıtıyor... Ama benim kendi düzlemimde deneyimlediğim özce bu oldu, evrenselle ne denli kesişirim, bunu bilemem artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya bir senedir mesela hiç görüntü ve ses koymamaya çalıştım. Sanal alemin içindeki bilindik multimedia veri kirliliği bir tarafa, yazı eğer doğacaksa yukarda bahsettiğim hiçlikten, bilinçli bir sağırlık ve körlükten doğmalıydı. Öznenin etrafındaki nesneleri deneyimlerken çektiği acı, sıyrılmadığı hüzün böylesi bir körlük ve sağırlıktan doğuyordu çünkü: Herbir şey ses dalgalarına, renklere ve uzama indirgenemeyecek kadar tekil olarak duyumsanacağından, yazıya eşlik edecek görüntü ve ses anlatılmak istenene en baştan ihanet etmek demek olurdu. Bir de yazılan asla ve direkt kişiliğimle ilintilenmedi, sadece dolaylı olarak... Yazdığınız eğer yaşadığınızın direkt bir aktarımından ibaret olursa, o sadece kötü bir kopyanın daha da kötü bir kopyası olabilir en fazla. Yazılansa aksine yukarıda demeye çalıştığım gibi o kopyanın kopyalığından dolayı hissedilen hüznün bir şekilde betimlenebilmesi için bir çırpınışın ürünü olduğunda makbûldür kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu anlattığım aktarım şekli sadece yazıyla sınırlanamamalı... Yazının kendisi de bugünün çok satan ve genel okuyucunun hemen kendiyle özdeşleştirdiği çabucak tüketilebilen ürünleriyle karıştırılamayacaksa, sevgilinin sessizliği, meydanlara çıktığında dayak yiyip kolu kırılan genç, meydanlara çıkmaktan korkup son anda eyleme gitmeyen genç, cemaat ve kendi arasında kaybolmuş bir kadın, birşeye ya da birine tutunmak güdüsünden başka bir şey bilmeyen postmodern, Allah-öldü-ama-başka-bir-ilah-bulmam-lazım-lan diyen adamlar ve kadınlar, suçluluktan ve korkudan kendi imagosundan yarattığı ilahlarla boğuşanlar... Üretilen yazı, çizi, ses, görüntü böylesi örnekler üzerinden bir endişenin çığlığına şahit etmekten ve aslında sıkışılan cenderede bir nefesçik sigara tüttürmekten daha ötesi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediklerimi geri alayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu bahsettiğim doğrultuda karalamak da çok anlamlı gelmiyor bana. Neden? Sanırım Kunta Kinte halihazırda varolan esmerliğine yeteri kadar Güneş ışığı bandırıp iyice karardı, kendini teslim ettiği boşluğun hülyasından uyandı, ve tercihen ilk kalkacak trene binip gittiği tatilden dönmek istiyor. Şehre, ülkesine, Gerçek’e yani ilk başladığı yere ve yüzleşmekten korktuğu yere. Kunta Kinte, tatil köyünü terkettiğinde eski güzel günlerde olduğu gibi Yılmaz Güney’de vücuda gelip Boğaz’da “bir gün benim olacaksın İstanbul” diye bağırmıyor. Kunta Kinte, genç bir Vedat Türkali olup “sen bize layıksın, biz de sana layığız” diye şehre ve kendine romantik övgüler yağdırmaktan da pek çekiniyor. Belki tüm bu esmer cümleler onun beyninde bir yerlerde dolanıp duruyor evet, geçmişi hem tutkularına hem de sancılarına ihanet etmeden sahiplense de, onun insan olmak yani eksik olmak durumuna galebe çalmasına izin vermeden, arada üstüne kara sinekler gibi tüneyen can sıkıntısına eyvallah diyerek, bir iki dostuna ve çok sevdiği prensesine de sarılmak için olsun dönecek başladığı yere. Sırf bu yüzden işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4590026637826857916?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4590026637826857916/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4590026637826857916&amp;isPopup=true' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4590026637826857916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4590026637826857916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/08/kunta-kinte-does-not-exist.html' title='kunta kinte does not exist'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2338078711510480212</id><published>2010-08-16T14:01:00.001-07:00</published><updated>2010-08-16T14:06:29.365-07:00</updated><title type='text'>çırpınış</title><content type='html'>bütün halatların koptuğu ve yerçekiminin hiçbir etkisinin kalmadığı zamanlara fırlatıldım. işte anababa gününde herkes anababasını, bense belamı arıyorum. herşeyimi belama bağlamak arzusu dolduruyor içimi, eski püskü kıyafetler içinde sessiz bir çığlık oldum da libası mükkem, görüntüyü öyle böyle kurtarmış, maskeli bir hayalet olarak dolanıyorum. filmler fazlasıyla alışılageldik geliyor, tüm bu iklim üzerime geliyor, ben durmaktayken hem de, üzerime geliyorlar.. hareket et, susma, çığlık at, bu sisi dağıt.. kafadaki hiçbir komut bir işe de yaramıyor artık, herşey eskide kaldı.. eskide.. ne'sin? bu'yum diyebilsem.. işte sartre bu ve benzeri dallamalara "rahatsız bilinç" diyor, tokat gibi bu laf.. çıkarlarının doğru dürüst farkında bile olmayan, sürekli bir rahatsızlık duyan zavallı çelişik azınlık.. her eylemsiz an'ın ağırlığını tam içinde duyan ve sessiz sedasız bir kahrolma hissinde takılmış.. çözüme inanamamakla da kalmayıp, çözümden korkan iktidarsız zavallı.. it gibi, titreye titreye korkarken, cesur ve birşeyleri biliyor hissi vermek zorunda kalan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oniki eylül öncesi acilciler denen kafası iyi vatandaşlar darbe isterlermiş, darbe olsun da işte halk ayaklansın, devrim olsun.. tıpkı bugünkü evanjalistlerin bir takım yine kafası iyi kısmı gibi, incil'deki her türlü alameti biz gerçekleştirelim ki, kıyamet kopsun, mesih insin, deccalle savaşsın, sonra ne olacak, mis.. ya hiçbir şey yapamıyoruz işte sayın evanjalist mümin kardeşlerim.. elimiz kolumuz bağlı.. sen fethedeceğim dedikçe, fethetmeye çalıştığın seni teslim alıyor.. sen de çaresiz çemkiriyorsun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2338078711510480212?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2338078711510480212/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2338078711510480212&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2338078711510480212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2338078711510480212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/08/crpns.html' title='çırpınış'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3883763127933815036</id><published>2010-08-07T13:59:00.000-07:00</published><updated>2010-08-07T14:14:25.500-07:00</updated><title type='text'>ding'im an'ım sich'im</title><content type='html'>yazamıyorum şimdi. zaten yazamıyordum da, ezelden. şarkı söylüyorum ama cevap veremiyorum, bu abuk cümlelerden de anlaşılacağı gibi... ren'in kıyısında bira içmek ve etrafa anlamsız bakışlar atmak daha cazip geliyor. gittim, &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/platon-bir-gun-kolunda-bir-ornitorenkle-bara-girer-thomas-cathert/tanim.asp?sid=NKI7JK018B8B7CBEUZXW"&gt;platon bir gün bara girer&lt;/a&gt;'i bile aldım. lise düzeyi felsefe okumak şahane! zaten tüm felsefe hedesini de toptan unutmuş olarak ve hiçbir zaman hiçbir şey bilmemiş biri olarak (sofist miyim, sokratesçi mi, hangisiyim anlamadım gitti anasını satim), böyle boktan amerikan esprileri ile katışınca deneycilik, nomenon ve de etik, pragmatik, analitik, sentetik, imperativ, kategorik filan şükela oluyor. hem a priori gülüyorum hem de a posteriori hafızamı tazeliyorum, niye hamallık yapayım. bir de mehmet eroğlu abiyi keşfettim, prensesim sağolsun. bir de bir de bir de: erhanbro iyi bir iş yapıp, &lt;a href="http://www.kara-iftira.blogspot.com/"&gt;klas bir blog&lt;/a&gt; açmış. uzun soluklu olsa diye dua ediyoruz. osman baydemir'e özenip ben de bir sureden kendisine mesaj göndermekle yükümlü hissediyorum: "iman edip iyi işler yapanlara ne mutlu! varılacak güzel yurt da onlar içindir" (ra'd, 29).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3883763127933815036?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3883763127933815036/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3883763127933815036&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3883763127933815036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3883763127933815036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/08/dingim-anm-sichim.html' title='ding&apos;im an&apos;ım sich&apos;im'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3665992643462459842</id><published>2010-07-15T16:49:00.000-07:00</published><updated>2010-07-15T16:55:44.096-07:00</updated><title type='text'>ey türk milleti</title><content type='html'>emrettiğin üzere, kullanmadığımız tüm kelimeleri boğazımıza kıymıklar gibi takılmış heceleriyle birlikte her kurumdan evvel türk hava yollarına bağşettik. kaç nisan geçti üzerinden, unutmadık. istikbali göklerde arayanlara sırıttık, zira herşey arkamızda, geçmiş batağının sıcacık dibindeydi. elimizi uzattık ona, yani ateşe ve bir yılan gibi soktu acımadan boynumuzdan. tam da tahmin ettiğimiz gibi. ashabımız bilmelidir ki, onun o sıcak gülüşü kur'an sayfalarının iliştirildiği mızraklar kadar hilekârdır. ve etimizin en derinine ta kemiğimize dek batışının acısını sürekli içimizde hissettiğimiz halde, olmadık sessizlikler icat ettiysek yine bilinmelidir ki bu kara bulutu omzumuzda şanla taşımaya and içmişiz ya, işte ondandır. susadım ulan su getirin artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3665992643462459842?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3665992643462459842/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3665992643462459842&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3665992643462459842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3665992643462459842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/07/ey-turk-milleti.html' title='ey türk milleti'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5746897670330979173</id><published>2010-06-23T16:29:00.001-07:00</published><updated>2010-06-23T16:29:45.522-07:00</updated><title type='text'>hayli ideolojik bir sitem</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ahmet'e&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoldaşım arıyor, sesi buruk. kendisinin inşaatçı olduğuna bakmayın, tam bir burjuva. yaz demiyor kış demiyor bir şantiyeden bir şantiyeye atlıyor. ama dediğine göre şantiyeye kız atmıyormuş. sadece arada tepesi atıyormuş, sinirleri bozukmuş bu ara, kafası dumanlıymış, karısıyla sorunları varmış, abisi piçin biriymiş. nasıl yoldaşsın. bak yan şehirde wuppertal'in delikanlısı engels, vakti zamanında pek sevgili dostu marx'a para bile yolluyormuş. benim yoldaşımsa, paradan şikayet ediyor, o denli burjuva. bir de oğlum ben kapital mi yazıyormuşum sanki de, para gönderecekmiş. işçi sınıfı kalmadı diyor üstüne üstlük. hadi şantiyede çalışanları bir kenara atalım sevgili yoldaş. peki, bir hadis-i şerifimizi de mi es geçersin be hey kafirin oğlu. işçi sınıfı çin'de bile olsa gidip alınız. hadi gittik bulduk aldık diyelim de. çinceyi öğrenene kadar anamız ağlar, onu daha fazla ağlatmak ayıptır. hayat yetmez ona. o da yetmiyormuş gibi çinlileri japonlarla karıştırmamak yetisini kazanmak, o accaip kokulu yemekleri yiyebilmek sabrı... beklemek ve babayı almak ne demektir biliyor musun yoldaş? misal ilkokulda süt çocuğu iken günlerden bir gün bedava radyasyonlu fındık dağıtım sırasına girmek, ve sıra tam sana geldiğinde fındık paketlerinin tükenivermesidir. fındık dağıtıcısı ablanın "ah canım sana kalmadı, bitti hepisi" demesidir. sonra yetiştirilip bir yetişkin kıvamına geldiğinde, o fındıkların neden devlet eliyle beleşe dağıtıldığını öğrenirsin. bi kazım koyuncu daha dinlersin. sevinsen mi. o fındık paketçiği sana gelmedi ya, ama bir sor niye. niye. çünkü evladım, radyasyon filan vardı içinde, çernobil sızmıştı ona. seni düşündüm işte. tam sıra sana geldiğinde avucunu yaladın ama bir hayır vardı bu işte. hayır hayır hayır. ben böyle hayır istemiyorum yoldaş. az biraz zehirlenirdim, en kötü ihtimal otuzumdan önce ölürdüm, ama yirmimden sonra olurdu bu kesin. seni tanımış olurdum o arada, ki o zamana kadarki gevezeliklerimiz yeterdi. çok zor yoldaş işte, bu beklemek, bu fındık niga niga züppelikleri, bu postmodern dervişlik bana göre değil. anlıyorum, yine haklısın, her zamanki gibi haklısın. ben burada köle olarak çalışırım, gün gece saat salise bilmeden, alınterimden kendime tonlarca zamanlar yaratırım. biliyor musun? zaman çok değerli yoldaş bu zamanda. feodal esmerler olarak, endüstri devriminden çok kötü huylar kaptık ingilizlerden, bir de sat bir'de "das ist gut" temalı ilk almanca cümlelerimizle ahlaksızlığımızı çoğaltacak ilk adımlarımızı attık. kafanın bir köşesine iyice yerleştir bunu: şu anda almanca konuşmak zamanı yoldaş, fransızca için bekleyecek sabrımız namevcut. öleceğiz, gebereceğiz, ne şantiyesinden bahsediyorsun oğlum hala. bırak çorum'a gitmeyi. bırak kerkük boru hatlarını, azeri petrollerini. bırak bu patronluğu artık. hadi hep beraber mis gibi grev yapalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5746897670330979173?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5746897670330979173/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5746897670330979173&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5746897670330979173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5746897670330979173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/06/hayli-ideolojik-bir-sitem.html' title='hayli ideolojik bir sitem'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7459501980933529141</id><published>2010-06-13T12:43:00.000-07:00</published><updated>2010-06-13T12:49:52.478-07:00</updated><title type='text'>darılma bana nazan, niyetim iyi</title><content type='html'>geçmiş yıllarda yazdıklarıma göz atınca, hayretler içinde kalabiliyorum. sanki bir film sahnesinin üstünden beyaz bir ışık geçmiş, sanki şu bir zamanlar tv kanallarında sakallı adamların huşulu bir sesle anlattıkları o mistik öyküler içindeyim. hiç de mistik olmayan bir mistizm bu ama. silen ve üstünden geçen, vileda tadında bembeyaz bir temizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o beyazdan sonra geriye çok da şey kalmamış gibi. ya da yeterli bulmuyorum. hırs yaptığımdan mı? bana birşey anlatmıyorlar. birşeyler çalacağım diye korkuyorum, o şairden bu söz yazarından. halbuki ağızdan çıkan herşey bir çalıntı. çalmayacaksın emri bu düzlemde pek bir anlam ifade etmiyor, zira böyle bir seçenek yok. ağzını açar açmaz söylenen herşey de yalan, lacan'ın dediği gibi. ve'lem yelid ve'lem yalan. (heyecan yok) hiç yalan söylenmeyince rahatsız bile olabiliyor insan. garip değil mi? harbiliği bile dozuna göre alabiliyorum, yavaş gelin üstüme. zira karşınızdaki tır değil, etten kemikten bir yaratık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir romana şaşırdığım kadar bu dünyaya şaşırmıyorum ama. herkesin motivasyonu öyle belli ki. ölmekse ölmek, çiftleşmekse çiftleşmek, saldırmaksa saldırmak, korunmaksa korunmak. roller öyle cup diye oturmuş ki, nerde lan buranın soyunma odaları, üstüme bir elbise ben mi bulamıyorum? ama hep bir depresif hava. biri demişti, çok geçmez yakında devletler sinek savarlar gibi, helikopterlerden antidepresan spreyleri sıkacaklar herkesin üstüne. kim demişse iyi demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıkın ula sıkın. genetikleri iyice değişsin ki milletin, bir kısmımızın da bir organik, özgün yanı kalsın. daha pahalıya satalım kendimizi. asırlar geçti, onca devrim oldu filan ama bunlar aristokrat kaldı desinler. bir de beş parasız ama. ondan uluslarası pazarlarda edebi köleler olarak kendileriyle övünsünler, umut bile satabilsinler diye. zira umut ağızlarda çiğnenen bir sakıza döndü. kalk hanım kalk, birşey yap artık, bak hep ölüyoruz. finalim var, çalışmam lazım diyor orda bir ergen, eğer olmasa mutlaka eyleme katılırım. mutlaka umudu büyütürüm. kendini büyütse halbuki önce. ah güzelim. senin hiddetlenmen de güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;finalin, vizen, projen, tezin varsa bana ne? baban bırakmıyorsa? finalin filanın bitince ne olacak, bak: gelip, karım ya da kocam bırakmıyor, kaynanam yemeğe geliyor diyeceksin. senin evine çay içmeye bile bir kadınla gelmek zorunda kalacağız. kalkmış umut diyorsun. sonra boş ekranda boş zamanında yer buldun ya, gelip ekrana kendini boşaltıyorsun. herkes de yiyor. çünkü onlar herkesler. yani dar kapıdan asla giremeyecek olanlar demiyorum bak. dar kapıyı akıllarına bile getiremeyenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;darlandım artık. burda bittim. burda. bu. hatta gidiyorum, bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7459501980933529141?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7459501980933529141/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7459501980933529141&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7459501980933529141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7459501980933529141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/06/darlma-bana-nazan-niyetim-iyi.html' title='darılma bana nazan, niyetim iyi'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5381376758572136753</id><published>2010-06-07T13:46:00.000-07:00</published><updated>2010-06-07T13:48:41.861-07:00</updated><title type='text'>utanmazlık</title><content type='html'>alkazar'ı kapatıp, sonra da kapısının üstüne "geçmişin nostaljisi değil, geleceğin gerçekçi düşleri peşindeyiz" yazılı &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/50955237@N06/4679475349/"&gt;afişler&lt;/a&gt; asabilmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5381376758572136753?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5381376758572136753/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5381376758572136753&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5381376758572136753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5381376758572136753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/06/utanmazlk.html' title='utanmazlık'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-1227205315144784111</id><published>2010-05-27T13:59:00.000-07:00</published><updated>2010-05-27T14:25:58.108-07:00</updated><title type='text'>amor fati</title><content type='html'>öyle kanepede uzanırken, birden bir tencere, tabak şıngırdaması duyulur. ya da banyodan kestiremediğin saçma sapan bir gürültü gelir kulağa. neyin düştüğünü anlamaya çalışırsın. tüm pencereler kapalıdır, herşey öyle yerli yerindeymiş görünüyorken, rüzgarın hışmı minimuma indirgenmişken, bu sese anlam veremezsin. gidersin bakarsın ne düşmüş, kırık dökük var mı diye meraklanıp. bilinmeyen bir kuvvet, herşey kımıltısızmış izlenimi veriyorken, varlığın o anlıksal süreci bir tokat gibi yüzüne çarpar. işte orda kabul edersin, pes dersin, sen kazandın dersin, tüm sorulara evet der geçersin. dünya üniversitesinin en kallavi dersi budur. tam olarak o sahnede kabadayı fırat, pencereye bakar, gözlerini kıstığında, kendisini vurmaya gelen adamları görür puslu gecede. tamam artık kavgayı bırakıyorum diyip elindeki silahı sevgilisine teslim eder. kavgayı bırakır. sokağa çıkar. ve çiğdem hiç beklemediği kurşun sesiyle sarsılır. düşen metalik tencere değil, bildiğin porselen tabaktır. zaman geri döndürülemez. tabak eski haline gelemez. kimse eskisi kimse olamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-1227205315144784111?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/1227205315144784111/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=1227205315144784111&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1227205315144784111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1227205315144784111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/amor-fati.html' title='amor fati'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2937719139909559512</id><published>2010-05-18T13:14:00.000-07:00</published><updated>2010-05-18T13:18:41.644-07:00</updated><title type='text'>homeostasi</title><content type='html'>Karanlık. İçine hiçbir ışığın sızamayacağı kadar. Aynı sözcüklerimizden arda kalan sessizlik gibi. Aynı gülegülelerimizin sonrasındaki hiçlikler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaaz verecek hali yok. Konuşacak hali yok. Masasının dibinde ağzı açık bir paket sigara. Aklına gelenlerin alakasızlığı kafasını zonklatıyor. Gelen tek ses televizyondan. Sarı kafalı civciv gibi bir kadın Brezilya devlet başkanıyla konuşuyor. Anlamıyor, tüm bu ticari, askeri anlaşmaları kafası almıyor. Tek bildiği bir şekilde evine gelen ekmekle bu anlaşmaların bir ilgisi olduğu. Devlet başkanının neye bağırdığını kafası almıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır kendisinin yüksek sesle savunduklarındaki tonsal şiddeti de anlamıyor. Yaşlandı da ondan mı... Bilmiyor. Eğer tek parmağını kaldırmak için bu denli zaman geçiyorsa yaşlanmış demektir. Bir yandan annesinin, "senin hep bir çocuk yanın var, ondan kurtulamazsın" dediğini hatırlıyor ama rahatlatmıyor bu sözler onu. İçinde kalacak zerrece çocuğun çok büyük zorluklara sebep olduğunu biliyor. Tecrübelerinden biliyor bunu. Yaşlanıyor, belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes kaçıramayacakları fırsatları anlatıyor ağızlarından saçtıkları tükürüklere bulayıp. Aldıkları tiren biletlerinden, ve o tirenle gitmek istedikleri şehirlerden, sayısısız keşiflerden bahsediyorlar. Herkes sunulana şükranlarını sunuyor, ve her sofraya iştahlı oturuyor. Olan olmalıymış! Olması gereken olmuşmuş! Olacak olanı planlanmalıymış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafası karışıyor. Tüm bu düzen içinde bir mikro düzen olarak varlığını devam ettiğini anımsıyor. Evini ve sokağı, ülkesini ve Afrikayı, okulunu ve süpermarketleri, hücre zarını ve beyin-kan bariyerini. Duvarlar tüm bu şaaşaya karşın hiç ama hiç yıkılmıyor. Bu yıkılmazlıktan bir dinamik yaratıp, açıklamalara girişmeyi anlamıyor. Midesi bulanıyor ve hala kusamadığına inanamıyor. Tüm küfürlere, canlı canlı yananlara, ihanetlere, her türden ikiyüzlülüğe rağmen bu dünya yıkılmıyor. Kendinin de bu dünya gibi hala ayakta durduğuna iyiden iyiye şaşırıyor. Herşeyin böyle yerli yerinde olması allak bullak ediyor iyice onu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2937719139909559512?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2937719139909559512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2937719139909559512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/homeostasi.html' title='homeostasi'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-903681606035621350</id><published>2010-05-17T14:57:00.000-07:00</published><updated>2010-05-17T15:00:53.355-07:00</updated><title type='text'>şemsiye</title><content type='html'>birkaç damladan kaçayım derken insanı sırılsıklam edebilecek yegane alet edevattır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-903681606035621350?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/903681606035621350/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=903681606035621350&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/903681606035621350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/903681606035621350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/semsiye.html' title='şemsiye'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4029950656415739570</id><published>2010-05-13T09:15:00.000-07:00</published><updated>2010-05-13T09:17:07.150-07:00</updated><title type='text'>mind-body problem</title><content type='html'>yirmiüçocak ikibindokuz gecesi. henüz, otuz sonrası yaşamak lütfu bahşedilmemiş. finlandiyalı bir kadın, kahveyi azar azar, yavaşça içmeyi öğütlüyor. hoş olmak istiyorsan eğer. öyle bir denge tutturacaksın ki, hayat gibi işte kahve içmek de. ilk dakkalardaki sıcak olan kısım ağzını yakacak yakmasına ama ruh güzelliğine yarayacak, sonrasında diplerde kalan soğuk kahve ise tadı peki ideal olmasa da içildikçe vücut ve tene katkı sağlayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4029950656415739570?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4029950656415739570/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4029950656415739570&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4029950656415739570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4029950656415739570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/mind-body-problem.html' title='mind-body problem'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-907743811175143531</id><published>2010-05-07T12:03:00.000-07:00</published><updated>2010-05-07T12:05:39.620-07:00</updated><title type='text'>der alte</title><content type='html'>anlatacak birşey var mı? bu akşam markete giderken, tam yanımda bir yaşlı adam düştü yere. gözlüğü bir tarafa fırladı, düşer düşmez zorlanarak da olsa eldivenlerini çıkarıp attı, zira kanlar içindeki ağzına yüzüne dokunmak eldivenleriyle olanaksız olmalıydı. bana almanca "beni kaldırır mısın arkadaş?" gibisinden birşeyler mırıldandı sanırım, acılar içinde çıkıyordu sesi. "birşey oldu mu?" filan gibi demek, rahatlatmak istedim, ama bir türlü almanca moduna da giremedim, ingilizce tek tük sözcükler çıktı sadece, adamınsa acısından yabancılığıma şaşıracak hali yoktu. kaldırmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sol elim sakat hala, ağrısı tam geçmedi. yine de herifin iniltileri artınca, daha bir acır oldum, tüm gücümle kollarından tutup çekmeye çalıştım, kalkar gibi oldu, ölmeye yakın bir akbaba gibi aniden inileyip, aşağıya bıraktı kendini. yan restorandan garsonun biri geldi yardıma, birlikte zorla kaldırabildik. garsonun almancası beni de rahatlattı, adamı yakındaki bir banka oturttuk. sonra ben yere bıraktığım kafaüstü açık şemsiyemin içindeki gözlüğünü ve eldivenlerini alıp, oturduğu banka, yanına koydum. kimseye bakmıyordu, bilinçsiz gibiydi. eldivenlerden ikisi de siyahtı siyah olmasına ama başka türdendiler. ayaklarına sağlı sollu farklı çoraplar geçirenleri biliyordum, ve hatta bunu benim de çamaşır sepetindeki çorap ayıklama zahmetine girmemek sebebiyle yaptığım çok olmuştur. ama eldivenlerin ayrıklığını daha bir garipsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;markete doğru yola koyuldum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-907743811175143531?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/907743811175143531/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=907743811175143531&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/907743811175143531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/907743811175143531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/der-alte.html' title='der alte'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5169879850920673613</id><published>2010-05-04T10:56:00.001-07:00</published><updated>2010-05-04T11:02:30.912-07:00</updated><title type='text'>zilli</title><content type='html'>yaşlı bir kadının, mesela babaannemin gözünden bakınca, etrafta ne kadar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaşlı&lt;/span&gt; insan olduğunu anlıyorum sanırım. allah ömrünü uzun kılsın, ve nazardan saklasın, duyarlılığıyla, kurnazlığıyla, kafasından geçirdiğini anladığım türlü numaralarıyla, çocuksu entrikalarıyla, hikayeleriyle, söylediği türkülerle, oğlu-kızı olmadığı sürece sesi kısık müstehcen muhabbetlere bile girebilmesiyle, "keh keh keh"sırıtmalarıyla bu kadar mı hayat dolu olur bir babaanne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babaannem sizin nineniz gibi bir melek değil, zaten nine filan diyerek de ona hiç seslenmedim. bildiğiniz bolca dayak yemiş, çevresindeki bazılarının burnundan da getirmiş, parayı da çok sevebilen, okula hiç gidemediği halde çok etraflıca hesap kitap işi yaparak beni hep şaşırtan, imkanı olsaydı matematik profu olabileceğine hiç de şaşırmayacağım bir kadın... günün birinde işte bu kadına sordum: "bu cennet-cehennem meselesi hakkında ne dersin?" "oğlum, allah'ı kandıracak halim yok, cenneti de cehennemi de burada yaşadım, yaşıyorum" dedi, ve ateş dolu cehennem, ırmak dolu cennet tezlerine hiç de pabuç bırakmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından kardeşimi düşündüm. çevremde türlü türlü korkuları olan ama kendine "özgürlükçü" adı veren, liberal şarkılar söyleyen korkakları düşündüm. bin tane kitap okusa da, kendini bir ödüle ve cezaya bağlamaktan alıkoyamayan ahmakları, ahmaklığımızı düşündüm. zayıflıklarımızı, obsesyonlarımızı, tatminsizliğimizi, kanaatkarsızlığımızı, tereddütlerimizi düşündüm. kendine "ateist" diyen ve fakat bin tane tanrısı olduğunun farkında bile olmayan arkadaşlarımı düşündüm. babaannemi ve hakikati düşündüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5169879850920673613?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5169879850920673613/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5169879850920673613&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5169879850920673613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5169879850920673613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/05/zilli.html' title='zilli'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-1141774388591660989</id><published>2010-04-26T12:22:00.000-07:00</published><updated>2010-04-26T12:24:39.213-07:00</updated><title type='text'>uçuş bilinci</title><content type='html'>ben kaçıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir dal uğurluyor çıplak kalmış baharda. kelimelerin rezilliğine sığınıp da... ilk günlerin çekincesini, yalnızlığını bilip de atıyorum yola. damağıma yapışmış yabancı diyarlardan kalmış küfürler... ve yabancı yüzlerin arasında heceleri karışmış yarım yamalak merhabalarımla kaçıyorum. boğazımda bir melodi, bir ıslıklasam kazılacak zihnime. kafatasım yuvasından çıkıp, bana bakacak, övünecek kendiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inanıyor musunuz? akti takdirde, bakınız ansiklopedinin k harfli ciltine, resmen ve legalime dönüp bakmadan kaçıyorum. palyaçolara mendil sallamaya gidiyorum. en zehirli yüzleri içimde taşıyıp, ölmek mevsimine de kontenjanımdan hususi bir yer ayırmak gururuyla, gönüllü bir amele gibi sınıf bilinciyle kaçıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evime kaçıyorum. hiç çıkmadığım kendime.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-1141774388591660989?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/1141774388591660989/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=1141774388591660989&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1141774388591660989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/1141774388591660989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/04/ucus-bilinci.html' title='uçuş bilinci'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3574952191540103892</id><published>2010-04-08T14:24:00.000-07:00</published><updated>2010-04-08T14:40:16.258-07:00</updated><title type='text'>his</title><content type='html'>şimdi ellerimi klavyeye dokunduruyorum ya. az sonra söyleyeceklerimi ben bile bilmiyorum. belki birkaç saçma sözcük çıkacak ağzımdan ve ben bunu bitlere döktükten sonra sanal ortama aktaracağım. anlamsız bir söz yığını olacak. ama neden ille de bir şey demek istediğimi ben bile bilmeyeceğim. içeriksiz bir form'a katılmak, onda ölmek, yokolmak, erimek hissinin nereden kaynaklandığı hiç bilmeyeceğim. bilmek de istemiyorum doğrusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;az önce eve doğru yürürken ellerimi çeşit çeşit ağaçların dallarına, yapraklarına dokundurduğumu söylesem inanır mısınız? bir deli olduğum anlamına gelebilir bu, ya da sırf bir takım saçma anılar olsun da ne olursa olsun delisi, o denli boş bir adam olduğum gibi bir çıkarımda da bulunabilirsiniz. hakkınızdır. sadece sırf bu dokunmalar sayesinde, her tür ağaçtan aldığım hissiyatın farklı, bazılarının sert, dikenli ve acı verici olduğu, bazılarının yumuşacık ve sarı renkli yapraklara sahip olduğu ve daha da önemlisi benim bunun idrakında olmamın tek yolunun onlara dokunmaktan geçtiğiminin farkında olmam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu son elli günün büyük çoğunluğunda çok şeyden uzak durdum. çok sevdiğim sigaramdan, puromdan, içkiden, saçma sapan arkadaşlardan, uzak durmam gereken herkesten ve herşeyden. onların bazılarını dehşetle istedim gerçi, ve içki içilen mekanlarda neden içmediğimi anlatmak zorunda kaldım... "dine döndüm" diyip güldüm çoğu kez. dinden çıktım mı ki döneyim sanki? en çok kafama çakan da bu oldu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herşeyden ve gereksiz herşeyden. kendimden bile. kendimin en çok düşündüğünden, düşlediğimden, tasalandığımdan bile. suçluluklarımdan, sapkınca tutulduklarımdan, hepsinden uzak kalmak gibi bir dürtü doğdu içime. sebebini kelama dökmek öyle zor ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım zor olmasının sebeplerinden biri de artık sözcüklerime, yazıda filan da değil günlük hayattaki sözcüklerime kendim dahil kimseyi inandıramıyor olmam olabilir. öyle sahte ve hissiyatsızdı ki sözcüklerim. yalanlar yalanları kovaladı, sırf birilerinin sevgisine erişebilirim, belki mucizeler olabilir umuduyla hissettiklerimi dışarı çıkarmaktan korkar oldum... mucizeler olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra korkuların hakimiyetinde hiçbir şeyin, süslü sözcüklerin, süslü gülümsemelerin aslında bir hiç olduğu dank etti kafamda. ama yine de bu "dank" kendimi buna kendimi inandırmaya yetmedi. öyle zor ki, kafanızdaki damarlardan sizi emen virüslerden kurtulmak... sadece irade değil, koskoca bir kuvvet de gerekli bunun için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi öylesine sarhoş bakabiliyorum ki... otuz yaşa yaklaşmam bile koymuyor bana... bu vesileyle &lt;a href="http://optikfenomen.blogspot.com/2010/01/cause-you-need-to-watch-things-die.html"&gt;yılın en taşşaklı blog cümleler dizisini &lt;/a&gt;sizlere duyurmaktan gurur duyarım: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"kelimeleri iyi izleyin. sonra insanların bu kelimeleri aktarırkenki dudak hareketlerini. konuşurken elleriyle idare ediş şekillerini. gözlerini, izlediklerini, iyi izleyin. gözlerindeki korkuya iyice bakın. insanlarin birçoğu çok zavallı ve zavallı ve zavallı. ve kandırılmış. ve masum. ve hala bize birşeyler söylemeye çalışıyorlar. çok korktuklarını. içerde çığlık çığlığa olduklarını. delileştiklerini. yabancılaştıklarını. ve bunları, nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama tamamen farklı şekillerde söyleyebiliyorlar. bir sürü gereksiz, konuşmuş olmak için uydurulan muhabbetler ile. sessizlik korkuya işaret edebilir zira her an. bizi korkumuzla yüzleştirebilir hakikaten. gözlerindeki korkuyu saklamak için ne kadar uğraştıklarını bilemezsiniz. korkularını yenmek için ya da onları tanımak için bu kadar uğraşsalar kuşkusuz daha başarılı olurlardı. afedersiniz ama, sizlerden çok sıkıldım. kendimi feda ediyorum ve artık korkularıyla yüzleşemeyenlerle yüzleşmek istemiyorum. zavallılığınız bana bulaşıyor, kendimi birden çaresiz hissetmeye başlıyorum. sizlerden birine dönüşmeyi reddediyorum. siz de reddedin. siz diye hitap ettigim kitle, hasssiktirin diyoruz. mutsuzluğunuzun asıl sebebini görmedikçe ve kabul etmedikçe mutlu olmaya hakkınız yok. hassiktirin diyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dehşet satırlardaki "mutluluk" sözcüğü benim için çok fazla, ondan son cümleleri hayatta sarfetmezdim belki ama sarfeden yazar arkadaşa selam olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3574952191540103892?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3574952191540103892/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3574952191540103892&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3574952191540103892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3574952191540103892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/04/his.html' title='his'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3239493290419639692</id><published>2010-04-01T15:47:00.000-07:00</published><updated>2010-04-01T16:06:16.159-07:00</updated><title type='text'>ah</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left; font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Mcz-S5XkQR8"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: normal;font-size:85%;" &gt;"ben böyle değildim, sonradan oldum"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: normal;font-size:85%;" &gt;ibrahim tatlıses&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"bu şehrin en cool insanıyla dün gece tanıştım. ama bil bakalım ne oldu? yarın berlin'e taşınıyormuş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;god damn it&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;!&lt;/span&gt; " dedi. bunu dediği anda yüzümü nasıl dökmüşsem artık, kireç gibi filan oldu mübarek. anlayamadım, ne diye böyle yaptım. çocuk muyum ben? kendimi bir halt mı zannediyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte aradan geçen birkaç milisaniyede yüzümün renginin değişimine engel olamayınca, bendeki renk atışının farkına varmış olacak ki, bir de "pardon pardon. bu şehrin en cool insanı olabilecekti belki o. ama senin varlığını hesaba katmayı unutmuşum" diye eklemez mi sonra allahsız kitapsız?  ve bu gelen cümlelerin hemen ardından, yine taş çatlasa bir iki saniye sonra, yüzümde bu sefer ani bir tersinir değişim vukuu buldu elbet sayın seyirciler. sırıtık bir ifade kondurdum yani, tüm ekşiliğim tuzla buz oldu, anasını satayım. utan ulan utan! allahım neden? çocuk muyum ben, iki cümlecikle ruh halim türevi alınamayacak değişimler geçiriyor ve ben bunun dışa yansımasına engel bile olamıyorum! çocuk muyum ulan ben? söylesene!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından "görüyorsun togliatti, neredeyse senin kadar cool olabilecek insanlar bile var, şaşırtıcı değil mi?" diyince "evet gerçekten inanılmaz" diye karşılık verdim ben de, sırıtmaya devam ederek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3239493290419639692?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3239493290419639692/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3239493290419639692&amp;isPopup=true' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3239493290419639692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3239493290419639692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/04/ah.html' title='ah'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3284654963306248546</id><published>2010-03-26T17:06:00.000-07:00</published><updated>2010-03-26T17:19:05.792-07:00</updated><title type='text'>rakçılar ve filozoflar uzaylı değiller</title><content type='html'>erhan joe'dan aldım haberi: ee &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/14214788.asp?gid=222"&gt;kaan abi de evlenmiş sonunda&lt;/a&gt; seçkin piriler adlı bir manken ablamızla. abinin gözaltı morlukları, belirgin torbacıkları, seçkin ablanın pek rüküş gelinliği, ağzım açık baktım fotoğrafa önce, ama sonra çok da garipsemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yahu davul dengi mengine göre filan çalmıyor. dengimiz yok ki. biz bu hayatta dengimizi aramıyoruz. neşeliysek, neşeli ilgimizi çekiyor olmuyor her zaman. türkçe konuşuyorsak illa bir türkçe konuşan aramıyoruz. neyi garipsiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rakçı abimizin "haberin yok ölüyorum" dediği hatunun seçkin abla olabileceğini sanmam. olsa olsa, "anlamadın ama o beni anladı" dediği &lt;a href="http://www.sarki-sozleri.net/duman-dibine-kadar"&gt;harika şarkısındaki&lt;/a&gt; "o" kişi zamirinin imlediği, cümledeki ikinci kişi karakteri olabilir ancak. birinci karakter "iyidir, hoştur ve yokuştur; harbiden baya boştur" filan ama "anlayamaz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ikinci kişi efendim, belki birincisi gibi "yarı-entel" ayaklarında değildir, belki komplike hayatı daha da komplike hale getirmez, belki kafasında arada şimşek gibi çakan üç beş alıntıya dayamaz hayatını, belki... ama anlayabilir. sizin gözlerinizdeki morlukları bir de knock-out olmakla arttırmak gibi bir niyetiniz varsa, kaan abiyi, ve hatta zizek'i eş seçimlerinden dolayı garipseyebilirsiniz ve hatta ayıplayabilirsiniz belki. saygılar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bizim morluğumuz da, garipliğimiz de bize yeter ve artardır usta... ve kaan abiye de mutluluklar ömür boyu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3284654963306248546?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3284654963306248546/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3284654963306248546&amp;isPopup=true' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3284654963306248546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3284654963306248546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/03/rakclar-ve-filozoflar-uzayl-degiller.html' title='rakçılar ve filozoflar uzaylı değiller'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8589851337110566793</id><published>2010-03-18T14:32:00.000-07:00</published><updated>2010-03-18T14:45:43.850-07:00</updated><title type='text'>"ama yine de..."</title><content type='html'>bir gün daha geçti. kimle buluştum. neden. amacım neydi. kimlere gülümsedim, şaklabanlık yaptım. bir gülümsememden iş arkadaşım halimin çok iyi olduğuna karar kıldı. annem ve de eski sevgilim telefonda beni duyar duymaz, sesimin çok iyi geldiğini söylediler. sokakta kime sorsam herşey iyiydi, güzeldi, hava bile bahara çalıyordu. dindarlar iyilik yolunda yatıp kalkıyorlar, bilimciler insanlık yolunda giyiyorlardı beyaz üniformalarını, bloglarında yazanların her cümlesi "sevgili bilmemne" ile başlıyor, salya sümük sözcüklerden samimiyet akıtıyorlardı. okuyamıyorum bu türden olanları artık... midem kalkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalktım, televizyonu açtım. uzaktan kumandam yok işte! ondan kalktım, düğmesine bastım diyorum. bir programda dendiğine göre daha geçenlerde fransa'da &lt;a href="http://www.startribune.com/entertainment/tv/88216107.html?elr=KArksD:aDyaEP:kD:aUq9_b9b_jEkP:QUiD3aPc:_Yyc:aUU"&gt;"le jeu de la mort" (ölüm oyunu)&lt;/a&gt; adında bir yarışma düzenliyorlar. "kurallara katiyen uyulacağına" dair bir kontrat imzalanıyor tabii yarışma öncesinde. ve kurallar, soruları bilemeyen diğer yarışmacılara elektrik akımı vermeyi içeriyor. öyle ki gerilim 400 volta kadar çıkarılabiliyor, ve yarışmacılar istemeye istemeye de olsa yanlış bilene "akımı vermekten" geri kalmıyorlar. tabii yarışmacılardan gizlenen verdiklerini sandıkları elektriğin aslında sahte olması ve elektrik verdiklerini sandıkları kişilerin de gerçekte yarışmacı filan olmayıp, acı rolünü çok iyi yapabilen aktörler olmaları... bu aktörler yarışmacılar her şalteri indirdiğinde elektrik verilmiş rolü yapıp, acı acı bağırıyorlar, çığlık atıyorlar. ama fransa'nın sıradan "hümanist" yarışmacılarından 80 tanesinin 60'ı o akımı vermekten hiç çekinmiyor. kontratta imzaladığı, yükümlü olduğu görevi yerine getirmekten imtina etmiyor. ama elektrik akımı vermeye niyet ettiği aktörün bağırışlarından sonra, çok "derin" üzüntülerini yüzlerine yansıtıyor, suçlulukla dolduruyor kendini, üzülmüş gibi yapıyor bile demiyorum, üzülüyor, ağlıyor hatta bazısı "ama yine de" karşısındaki insana 400 volt verecek şalteri indirmekten de geri kalmyor. "ama yine de" 5 kişiden 4'ü tüm bu bağırışlara, çağırışlara rağmen karşısındakine, hemen yanındakine basıyor akımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çağın insanının, modern olduğunu iddia edeninden tut; kıskançlığını, ezikliğini modernizme karşı çıkmak adı altında gösteren daha beter versiyonlarına kadar; Subway sandviçleri, süper market peynirleri kadar çeşit çeşit ama aynı kalıptan çıkma olan bu kalabalığın sevinç gözyaşlarına da, üzüntülerine de inanmak mümkün mü? bir litre gözyaşı akıtsanız acı duymuş olmuyorsunuz, bir ton "sevgili" diyince de sevgi dolu olmuyorsunuz. bir ahtapotun milyon tane kolundan birisiniz sadece...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8589851337110566793?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8589851337110566793/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8589851337110566793&amp;isPopup=true' title='11 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8589851337110566793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8589851337110566793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/03/ama-yine-de.html' title='&quot;ama yine de...&quot;'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-8993386933593842339</id><published>2010-03-10T14:23:00.000-08:00</published><updated>2010-03-10T14:27:29.408-08:00</updated><title type='text'>silencio</title><content type='html'>tiyatroyu çoktan bırakmış ayyaş ve titrek bir oyuncunun yeniden sahneye adım atışındaki yabancılıkla çıkıyorum her sokağa. elime kağıt alsam aynı yadsıma... beğenilmek ya da tersi pek umrumda değil olsa da, yine de yazılanlar boşa gidecek diye korkuyorum. vaktinde cömertlikle söylediğim abartılı sözler dizisi dilimde eriyor; ve aslında bu, gerçekte yar diyip, kıyısına yaklaşmaktan çekinmediğim olası insanların önemsizliğinden değil asla. ama ya sözcükler karşılayamazsa... birkaç senedir bunu yazmak oldu derdim. yazamamayı yazmak. etrafımdaki nesneler iyice ağırlaştılar, etrafımda ve uzağımda en önemsediğim karakterler flulaştılar, kalem ağır geldi. fotoğraf makinem mesela, çok uzun zamandır deklanşörüne basmadım. makinemi hep çantama aldım uzaklara gittiğimde, alışkanlık belki, ya da çekilmeye değer birşey bulunur umudu, ama bir tek fotoğraf bile çekmedim. herhalde kosta rika'dan beri böyle, orada da yanımdakinin hatrına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden belgelemekten kaçınmak? neden bir perdeleme güdüsü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında desibeli ne kadar yüksek bağırıyorsam, o denli sessizliklerimi saklıyor oluyorum. bunu kavradığımdan belki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-8993386933593842339?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/8993386933593842339/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=8993386933593842339&amp;isPopup=true' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8993386933593842339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/8993386933593842339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/03/silencio.html' title='silencio'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-721648570146992122</id><published>2010-02-26T15:31:00.001-08:00</published><updated>2010-02-26T15:44:45.546-08:00</updated><title type='text'>hücre</title><content type='html'>kendi dilinle ördüğün hikayenin hiçliği çıkınca ortalığa öyle bir kırılma yaşar ki insan, bir daha tamiri mümkün olmayan bir sakata çıkar yolu. o yolda zaman geçer ve geçmiş iyiden iyiye anlamsızlaşır. her dakikada binlerce saat vardır. aynalara bir bakınca, şaşar kalır: sakallarına, gözlüklerine, saçlarındaki üç beş tel beyaza... hepsine biçtiği anlamlara şaşırır da kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinçli bilinçsiz yaptığı tüm yatırımlar anlamsızlaşıverir. oynadığı tüm oyunlar, tasarladığı şenlikler... birinin aynı anda dinlediği şarkıyı hep kafasında çalıp durmaya çalışır ki, beyhude yaşam belirtileri... herşeyler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlamsızlığa karşın yine de insan önüne çıkarken, eski alışkanlıkları devam ettirir çoğu kez. selam verir, gülümsermiş gibi yapar, sevgi pıtırcıklığından tiksinse de görmezden gelmeye çalışır, keza insanların üç dakkalığına ünlü olmak uğruna kendilerini sergilemeleri şarlatanlığına, bazen en zavallı şekillerde acındırmalarına, hem de bunu "ehe" diyerek bir yandan da "ben aslında ciddiye almıyom ki hayatı, yaa yaa şaaşaa" diyip bir yandan da acı duyduklarını ağızlarından köpükler çıkararak dillendirmelerine, karnı toktur. üç beş kitap okuyup, kahraman kargaşası yaşayıp, bunu "duygu" diye satanlar diye başlayıp ana avrat gidecektim. ama yok oğlum yok, hiç ses çıkarmayacağım. şimdilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yorumsuz bir hayatı seçiyorum"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorumsuz bir hayat çok acaip. aslında yorum yapmadan duramıyorsun kafanın içinde. herşeyi çekiştiriyorsun, kendinden ve herkesten kolayca nefret edebiliyorsun, ama yine de susuyorsun. bütün gereksiz sorunları büyütüyorsun, bin türlü çözüm yolu geçiyorursun aklından, ama tınmıyorsun yine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyleyse elden ne gelir? ne gelsin. elden tamamen susmak da gelebilir misal. ama geçmişin üzeri örümceklerle kaplanınca, gelecek sende kalan tüm o boşluğa kusuyor, senin boşluğuna. gelecekte okuyacak birine yazıyorsun mesela, acaip... alo alo,duyuyor musun beni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;illa birine mi hitap etmen ya da edermiş gibi yapman lazım oğlum yazarken? illa birini mi düşünmen lazım bir şarkıyı dinlediğinde yüreğin hop hop hoplarken? illa? evet galiba illa böyle. bir hücreye bile tıkılsan böyle olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"canlı cansız cümlemiz bir nesneden" tozlu geçmişi kaplayıp duran örümcekler resulallahı korumuşlar elbet de; mağarayı, hayvancıkları, derileri, gözleri, nöronları, ve herbirini yahut veliyullahı duyumsayamayan bizden değildir. zira örümcek de biziz, korunan da, koca bir dayağı tam suratımızın ortasına patlatılmasını hakeden de biz. ondan, parlak görünümlü zekalar üstlerine bu sorumluluğu almaktan imtina ediyorlarsa, o parlaklığın hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. misal, haiti'yi hiç yaşayamadıkları ve yaşayamayacakları ama hep üzerinde konuşacakları hissiyatlarının üzerinde yine bir gün söz ebeliği yaparken kullanacakları bir süse dönüştürmekte serbestler elbet. ama yarasaların gözleri zencileri çok kolay seçer, ondan hiç uğraşmasınlar. uçurumdan çoktan çıkmış, ayaklar havada yürürken, aşağı bakacakları gün gelir, ve çizgi film karakterleri gibi tepetaklak düşer olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine başladın işte. ağlama canım benim. şikayet etme. örgütlen, örgütle... kendini ve herşeyini. derini, nöronlarını, gözünü, kulağını ve herşeyini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-721648570146992122?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/721648570146992122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=721648570146992122&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/721648570146992122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/721648570146992122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/02/hucre.html' title='hücre'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2110043372035858449</id><published>2010-02-17T16:45:00.000-08:00</published><updated>2010-02-17T16:48:02.493-08:00</updated><title type='text'>free adam'da</title><content type='html'>karşı duvarda bir saat. zaman geçmek bilmiyor. saat tutuyoruz, geçmiyor. beş dakika sanki bir saate karşılık gibi. yelkovanları tutuyor birileri paranoyası işten bile değil. her şeyler çok ağır, yavaş... nereye baksam rasta saçları, ebemkuşağına bulanmış bir bob marley var. nereye baksam ben'den kurtulamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatabileceğim birşeyler var, biliyorum. ama aksıyorum, öleceği kesinleşmiş bir aygır gibi, tökezliyor dilim ve anlatamıyorum derdimi. bunu asla kabul etmiyor yanımdaki. belki anlatabileceğin hiçbir şey yok, bu da bir yanılsama diyor. her birşeyleri ilüzyonla bağdaştıran çağın maskaraları artık canımı sıkmaya başlıyor. en az özcü, rutin tekrarlamaktan başka birşey bilmeyen tembel dindarlar kadar hasta ediyorlar beni. her ikisi de kukla olmaklığı kendi cephesinden gerekçelendirip durmaktan başka bir işe yaramıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sesimi yükseltiyorum: "bu dediklerinle sen beni kendime düşman etmek istiyorsun" sonra gülüyoruz, etrafta bir melez üstümüze dikiyor bakışlarını, utanıyorum, sırıtmalar o an suratımızdan kaçıp gidiyorlar işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2110043372035858449?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2110043372035858449/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2110043372035858449&amp;isPopup=true' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2110043372035858449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2110043372035858449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/02/free-adamda.html' title='free adam&apos;da'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3714543745515267828</id><published>2010-01-27T14:06:00.000-08:00</published><updated>2010-01-27T14:14:07.216-08:00</updated><title type='text'>objenin boş yanı</title><content type='html'>insanın hayallerinin kırılması için önce bir hayalinin olması gerekir. mesela bir zaman bir makarnacı açmak gibi bir hayalimiz vardı. tek yapabildiğimiz sıcak denebilecek yemek olduğu için mi? olabilir. bunu banyoda, bir elektrikli ocak üzerinde yaptığımızdan, sonracığıma arkadaşla tıkınıp, yediğimiz makarnanın yer yer fiyonk, yer yer çubuk olan şekillerinde dışkılayacağımız fantazisinin bizi bizden aldığı hallerimiz mi? onun da bunda yeri vardır elbet.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın pek mühim birşeyler olması gibi boş hayalleri başlarda kendinden çok uzaktadır aslında. ben taksi şöförü olmayı isterdim hep. bundan daha fazla birşeye meylettiğimi hatırlamıyorum. ama iyi hatırladığım bir hayalim var...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet iyi hatırlıyorum, küçük bir çocukken, sen diyesin dört ben diyeyim beş yaşındayken bir parkta ansızın salıncakta bana çok tanıdık gelen bir yüz gördüm. benim yaşlarımda ufacık bir kız çocuğuydu, ayacıklarını aşağı çekerken ve yukarı salınınca onları uzatırken pek mutlu, pek sevimli görünüyordu. ben de hatırlıyordum bu yüzü bir yerden. mutlaka onunla aramızda çok sıkı bir bağ olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zamandan kalma bende bir yüz fobisi tecelli oldu ki, sormayın. her yüz tanıdık gelmeye başladı mesela. kime baksam, en görmekten çekindiğim yüzü görüyordum, içimi müthiş bir anksiyete doldurabiliyordu bu yüzler yüzünden. böyle böyle bazen özellikle tanımadığım yüzlere bakmaktan çekinir hâle bile geldim uzunca bir zaman. kim garantileyebilirdi ki karşıma çıkacak yüzün o korkunçlukta olamayacağını, işte şair nasıl diyor: "kimi sevsem sensin / hayret / in misin cin misin anlamıyorum" bendeki durum daha bir garipti. şairin dediği gibi kimi görsem "bir"iydi. ama ısrarla o birini hatırlayamıyordum, bazen annemim izlediği arkası yarındaki herkesin peşinde koştuğu, ve dizinin bütün elemanlarının sırayla ilgilenmeye başladıkları alımlı kadın karakterlerdi. bazen yeni taşındığımız bir evde, yeni tanıştığımız komşu kadına ilk baktığımda yakaladığımı sandığım ama anında kaybolan imgeydi. in miydi, cin miydi, melek miydi, uzaylı mıydı, neydi allaşkına bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu durum o kadar garip birşey olageldi ki, genel olarak asla belirli olmayan ama bazı anlarda kendini çok kısaca, minnacık ele veren ve ansızın sabun gibi kayıp giden bir resim... aslında çok daha doğrusu beni böyle tesir eden içindeki resmin alındığı bir çerçeveydi. buna yine de boş demek yeterince doğrulukta bir tabir olmayacak. çünkü bahsettiğim çerçeveye baktığınız anda beliren bir resimin olduğu muhakkaktı, ancak bu resmin yarattığı sarhoşluk başınızı döndürdüğünden, kafanızı çevirmenizle birlikte, çerçeve o olağan zamanlardaki boş halini hemen yeniden alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bunun miladı ben ufak bir çocukken yanında gitmekten kendimi alamadığım parkta neşeyle salıncakta sallanan o kız çocuğudur. görür görmez, sanki büyülenmiş gibi ona yaklaştım. ve işte o anda herşey dondu kaldı sanki. hani sizin hararetle izlediğiniz bir filmin en heyecanlı anında dividiniz donar ya... herşey mutlak sıfırın hemen hizasında, aynen böyle sabitledi kendini. topuklarını gerisin geriye çekişinden, ayaklarını tüm gücüyle gerip, alnımın ortasına çakışı... ben bu sıkı tekmeyi yiyecek yakınlığına nasıl yanaşmıştım? bilmiyorum. sonra bu kız gözü göre göre böyle sert bir çiftli tekmeyi nasıl acımasızca sallamıştı? bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek bildiğim, kendime geldiğimde, bana bayıldığımı söylediklerini anımsamamdan ibaret. dedem beni parkta baygın hâlde görünce çok telaşlanmış... filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sonrasında çok da birşey olmamış canım. çok şükür hayattaymışım hâlâ. sadece o günden sonra gökten inen bir çerçeve dolanmış beyin kıvrımlarıma.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3714543745515267828?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3714543745515267828/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3714543745515267828&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3714543745515267828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3714543745515267828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/01/objenin-bos-yan.html' title='objenin boş yanı'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-5328201561432722545</id><published>2010-01-20T15:08:00.000-08:00</published><updated>2010-01-20T15:18:17.735-08:00</updated><title type='text'>ainda</title><content type='html'>çok  şeyler söylerdim aslında. gece uyumadan önce kendi kendime dediklerimi elbet burada da yazardım dilim döndüğünce. ama neye yarardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üç günlük dünyada söylediklerim etki getirmeyecekse ben bu işte yokum. ondan kafelerde çene yapınca coşar gibi oluyorum, ama en sonunda çok fena sıkılıyorum. dediklerimiz eylemde değilse ben oradan kaçıyorum. tek başıma kalıp, angutlar gibi duvarlara bakmayı tercih ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiçbir şey hakkında düşünmemeyi. aklımda canlanan tüm resimlerin resmi tören geçidinde saygı duruşunda bulunmayı. bir uşak gibi onlara buyrunuz, geçiniz demeyi.  tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani kutsiyet sözde değil. kutsiyet mucizede. isa aleyhiselamın gösterdiklerinde değil. bir ölü canlanabilir, tabutunu darmadağın edebilir, bir körün birden badem gibi gözleri olabilir, ama mucize orda değil. mucize sözü edilemeyende. belki hiç bir zaman sözü edilemeyecek olanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başın mı döndü? bir koyu kahve çal kendine.  o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[woher kommst du, schatz? &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=UT-l81l7y28"&gt;başlık tam buradan geliyor.&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-5328201561432722545?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/5328201561432722545/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=5328201561432722545&amp;isPopup=true' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5328201561432722545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/5328201561432722545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/01/ainda.html' title='ainda'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-347488017467158164</id><published>2010-01-14T14:13:00.000-08:00</published><updated>2010-01-14T15:15:51.589-08:00</updated><title type='text'>ülke</title><content type='html'>acaip bir ülkeden söz edeceğim size. gittiğimde tüm rengini içine çektiğim ülkemden, mesela eski tramvaylarından, bitmeyen iniş ve çıkışlarından, kanından ve barutundan. hep inkar etmek zorunda bırakılmış ülkemden sözedeceğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alay edilmek zorunda bırakıldığımız, ismini haykırdığımızda susturulduğumuz, vaktinde ankara'sından samsun'ununa, şimdi amed'ine, dersim'ine yürüdüğümüz, türkülerine ve herşeyine didinip de hakettiğimiz, çırpınıp da rızkettiğimiz ekmek gibi sarıldığımız, ama katledildiğimiz ülkeden sözedeceğim. mutlaka bu öyküde çiğ süt emmişler, aldatanlar, namussuzlar olacak. mutlaka kendi derdini anlatamayan yüreği hayallerle süslü delikanlılar olacak. mutlaka en sevdiği kadınlara bir adım bile yaklaşmaktan çekinmiş, sierralarla karıştırdıkları munzurlara taşıdıkları şiir kitaplarını okudukları günün ertesinde en kalleşçe vurulmuş, çekingen kartal yürekliler olacak bu öyküde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;santim santim benimdir diyorum. santim santim alay edileceğim. kendi öldürdükleri tanrılarını, üstüne mühürler bastıkları kağıtlarını benimle karıştıracaklar. her gün yerin dibine batırdığım kendimizi görmezden gelip, çamura bulayacaklar etrafımı. mutlaka sövüp sayılacağım. siyaset teorilerinde dar kafalılıkla suçlanacağım, aptallıkla, şu çağa uymamakla mesela. feodal bir çamur içine bulayıp da küfür ederek anacaklar beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarışın bir rüzgar da benimdir halbuki. sabahleyin vapurlarında martılara bakarken attığım tüm simitleri, cami köşelerinde üstüne yem attığım tüm ürkek güvercinleri ve yanı başında dersi kırıp da inadına şarap içtiğim tüm camiileri de benimdir diyeceğim. anlamayacaklar. anlamsız dünyadan kendime misakı milliler örmekle suçlanacağım. içinde besmele geçmeyen bir allahsızlıkla yargılanacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ille de sokrates benimdir diyeceğim. ille de olsun, en büyük dualarımı asos'ta akademinin karşısında şarap içerken ettiğimi tüküreceğim yüzlerine. köyünde okul yok diye komşu köye omuzlarda kış vakitleri taşınan oğullar ve babaları arasındaki en çarpık karmaşaları, çukurovanın tüm pamuk ırgatları, samanlıklarda tezek kokuları arasında en sıcak düzüşmeleri, her gün palabıyığını tarayan erkekleri, onurlu yörükleri, evlerinde her allahın günü sopa yiyen kadınları ve bir bayrağa sarılmışçasına dağlara kaçırılan kızları burdadır işte. ben tam oralıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahmet de buralı. soyadı türk olduğu kadar kürt olan ahmet de öyle. en az bir afrikalının olduğu kadar evim onundur da diyeceğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokaklarında kaldırım taşları hep atılacak elbet. hep yokmuş gibi varsayılmışlar evlerinde yalnız başlarına fantastik öyküler yazacak. yasakların bile önüne çıkamayacağı tütünler, otlarla ölüme meydan okuyacak. yazdığı her satırda bir damla kanı dökülüyormuş gibi işleyecek sözcükleri. bağırınca tüm suratsız dünya yüz çevirecek ondan. bir serseri gibi... bir serseri gibi etrafı kırıp dökecek sözleri. bu sözcüklerde elbet o da vurulacak. çok geri öğelere sesleniyor diyecekler mesela. ticarete döktükleri beynelmilel sahte semaların müşterileri kutsal sözcükleri ağızlarına sakız edip bela okuyacaklar ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fransanın baldırıçıplakları gibi aşağılanacaklar. yaktıkları arabalar örnek gösterip ilkel vandallarla anılacak adları. modern dünyaya ayak uyduramamış zavallılar olarak geçecek adları gazete köşelerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en anneye en babaya en namuslu sistemine karşı çırılçıplak duaları savuracak yine de. baader kadar kriminal olacak, bir intihar eşiğine gelince ağzına geleni söyleyecek fütursuzca, on tane görevli üstüne binse de zaptedemeyecek. hiçbir mahkeme, hiçbir kağıt parçası affetmeyecek onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte en acaip ülkeden sözediyorum size. en sevdiğim. üstüne sevgilim der gibi titrediğim. küfrettiğim ve sevdiğim. bir ülkeden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-347488017467158164?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/347488017467158164/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=347488017467158164&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/347488017467158164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/347488017467158164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/01/ulke.html' title='ülke'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-797883015604017745</id><published>2010-01-05T13:30:00.000-08:00</published><updated>2010-01-05T13:32:03.052-08:00</updated><title type='text'>totem ya da tabu oynar mısın benimle?</title><content type='html'>inanılmaz bir dayak hakediyorum. üç tokat çakıyorum kendime, yine de ayılamıyorum. tanımlanamayan bir cisim kovalıyor peşimi, paçama yapışmış bırakmıyor. bir bilseniz, ne fena tesir ediyor sözcükler. ne güzel insansın deseniz mesela, hemen bir keşkül ısmarlarım size. ne muhteşem deseniz, çatalınızın hafif bir darbesiyle dağılacak mis gibi tel kadayıf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilkelim, evet ismet özel, ne güzel de tanımladın sen beni, en güzel tanımladın hatta: "&lt;a href="http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&amp;amp;file=article&amp;amp;sid=45"&gt;şehrin insanı&lt;/a&gt;, şehrin insanı, şehrin; kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin." ilkelim, ilkelim, ilkel. bu övgüye karşılık, sana da ısmarlayacağım bir vakit, babanın şarap çanağında bir kadeh rakı, hem de en türkünden en müslümanından.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-797883015604017745?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/797883015604017745/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=797883015604017745&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/797883015604017745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/797883015604017745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2010/01/totem-ya-da-tabu-oynar-msn-benimle.html' title='totem ya da tabu oynar mısın benimle?'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-616742195298117581</id><published>2009-12-23T17:55:00.002-08:00</published><updated>2009-12-23T18:03:39.020-08:00</updated><title type='text'>ölmeyen ve kalbimizde yaşayan insanlık</title><content type='html'>biz bir gün bir parka gittik. ismi hyde. orada iki çinli ellerine konan kuşlar şeklinde fotolar çekiyorlardı. ben dedim, yahu bu kuşlar nasıl oluyor da size konuyor. bayağa aptalca bir soru, evet. basitçe ellerine aldıkları ekmeklere geliyorlardı kuşlar. zira elini iki tarafa açınca her taraflarına kuşların konması, amma aynı kuşların beni hiç siklememesi hoşa gidecek gibi değildi. kızceğizler bu durum karşısında acıyıp, bize ekmek bile verdiler. açtım kollarımı iki yana, kuşlar gagalarını ve tırnaklarını batıra batıra üstüme saldırdılar, etrafımı sardılar. bizim çekik gözlü arkadaşlar, eh kameranız yok mu sizin diyiverince... pardon, ingilizce direkt çeviri oldu, saçmaladım, fotoğraf makinası kastettiğim. ulan ben dilimi toptan kaybettim. hepsini unutup zazaca öğrenmek istiyorum, dermişim. yok öyle birşey, şaka şaka. işte bu hatunlar fotomakinalarıyla bizi çekmek istediler, eyvallah dedik. sonra email adresimize gönderecekleri vaadinde bulundular. yanımdaki arkadaşa, olum bunlar foto moto göndermez, ne gerek vardı lan çekildik filan dedim. arkadaşım, nasıl süper, hak bilir, kıymet bilir bir arkadaş olduğunu sağiolsun, "olum herkesi kendin gibi mi sanıyorsun, gönderirler bence" diyerek gösterdi. dürüst olmak gerekirse -ki gerekir tabii neden gerekmesin- ben çeksem göndermezdim. ne gerek var. tanımadığım birinin niye fotosunu çekeyim bu 1, sonracığıma bir de üşenmeyip alıp o fotoları neden ona göndereyim 2. kötü bir insanım özümde. ve hatta öze bile inanmayan bir insanım alimallah. herşeyden evvel varoluş geliyor abiler, ablalar, canlar, kardeşler, erenler, koyunu kurda verenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, derken aradan 2 koca ay geçti, emaile foto moto gelmedi tabii. (burada geçen "tabii" nin ne kadar sübjektif olduğu gerçeği az sonra zahir olacaktır) arkadaşa hemen hatırlattım, yaaa gördün mü, göndermeyecekler dememiş miydim sana filan gibisinden sitemler ettim. helyum gazı gibi üste çıktım... sonra ne oldu biliyor musunuz? bu hüda var ya, bu mabut, bu. o yok desem, var olur. var desem yok. elmalar armutlar, hatlar ve saatlar birbirine karışır. diyeceğim, işte günleri sayaraktan beklediğim iki ayla birlikte arkadaşıma lafı soktuğumun günün hemen ertesinde çinli hatunlardan "mandy" lakaplı olanı email adreslerimize gerçekten fotoğrafları gönderiverdi! sonra ben mors oldum. arkadaşım da bu olanın anlam ve önemine binaen "demek ki insanlık ölmemiş" dedi. insanlığın çin'de olduğunu duyunca 1 yaşıma daha girdim. hem hafızanızı biraz olsun kontrol etseniz siz de hatırlayacaksınız: susan gelecek, çin'den getirdiği özel çaylar ve portakallarla sizi besleyecek. hazreti l. cohen bunu demişse, bir bildiği var tabii. (burdaki tabii ise tamamen objektif.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok arkadaş, mesiyaniklik, ona buna peygamberlik atfedişler bitti bende. kimse gelip sizi kurtarmayacak, portakalla filan da beslemeyecek. sadece ülkenizi işgal edip fotoğraf çekecekler. siz de pişmiş kelle gibi sırıtıp "xie xie yani şii şii" diyip duracaksınız. böylesine muhteşem bir gelecek bekliyor büyük insanlığı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-616742195298117581?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/616742195298117581/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=616742195298117581&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/616742195298117581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/616742195298117581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/12/olmeyen-ve-kalbimizde-yasayan-insanlk.html' title='ölmeyen ve kalbimizde yaşayan insanlık'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4919821639411121960</id><published>2009-12-08T17:00:00.000-08:00</published><updated>2009-12-08T17:17:19.753-08:00</updated><title type='text'>ilk yazı</title><content type='html'>konusu ne olursa olsun ilk kompozisyonumuza hepimiz aynı cümleyle başladık. "insanlar doğar, büyür ve ölür" sonra hepimiz aynı ucuz klişenin kurbanları olduğumuzu öğrendiğimizde, burnumuzu büyütüp, bu cümleyi kullanan herkesle alay ettik, onlara acıdık... halbuki bu cümleyi ilk duyduğumuzda aptallaştırıcı bir hayranlık duymuştuk ona. doğmuştuk, ve daha yeni büyüyorduk, ivmesi pek pozitif bir hızla, farkında olmadan, aceleyle büyüyorduk. bu cümleyi önce sevdik, sonra ölümüne nefret ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;klişeydi, bize sorulan atasözleriyle, toplumun sorunlarıyla, anadilimizin önemiyle, öğretmen sevgimizle, doğayı korumakla... ne alakası vardı allaşkına bu cümlenin? doğmuştuk, büyüyorduk ve ölecektik. ağacın da aslında aynı babaannemiz gibi bir canlı olduğunu öğrenmek türünden bir hayat bilgisiydi bu. üç paragraflık kompozisyonlarımızın en başında, üç kuruşluk yazılarımızın... bir kuruşun altın değerinde olmadığını bilmediğimiz günlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halbuki fransa diye bir yer vardı. birinci dünya savaşında çarpışanlar, alsas-lorenler, sonra sarışın, soğuk ama yine de bir o kadar çekici alman ajanları, ve görevine ölümüne bağlı ruslar. koca avrupa'nın umudunu bağladığı görevine bağlı milyonlarca ölü. ne haberimiz vardı bunlardan. olsun. radyoların cazibesinin bittiği zamanlardı. cilt cilt ansiklopedi biriktirdiğimiz, edison'un sağır oluşuna, aynştayn'ın ilkokuldaki üstün gerizekalılığına şaşırdığımız günlerdi. takdir ediyorduk ki doğmuştuk ve şükür ki büyüyorduk durmazcasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet fransa vardı. en çok da tütünüyle... ve inanılmaz dudaklarıyla, trenleriyle hızlı akıp gidiyordu. kavuşmayı imkansız kılacak kadar hızlı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorgunduk ama büyümek güzeldi. bu yolda düşüp de ölenler oldu elbet. olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyülenmenin bittiği zaman insanlar ölecekti bizle birlikte. böyle bir sonuç cümlesini üç paragraflık kompozisyonumuza da iliştirdik mi...artık ne bir gazete küpürü, ne radyo haberleri, ne fransa, ne evrenin en zencilerinin hiç bitmeyen haklı savaşı, ne en berbat sefillik, ne de anne frank'ın günlükleri... artık hiçbir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlar ölür, ölür ve ölür. büyüleyici olan bu değilse eğer, başka da bir şey yoktur zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4919821639411121960?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4919821639411121960/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4919821639411121960&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4919821639411121960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4919821639411121960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/12/ilk-yaz.html' title='ilk yazı'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-3549441664701054394</id><published>2009-11-26T10:51:00.000-08:00</published><updated>2009-11-26T11:07:14.610-08:00</updated><title type='text'>istifa</title><content type='html'>burada ne işim var? neyi bulmaya çalışıyorum. yuvarlak laflar ediyorum kendime, ağır geliyor. atmak istiyorum, atmak istiyorum üzerime diktikleri kıyafetleri. çıldırasıya bir ıslık yükseliyor kentin üzerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bomboş sokakları, kedisiz sokakları, ve her bir köpeğinin süslendiği sokaklarıyla inşaa olmuş kente...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;övünüyoruz. herşeyin böyle takır takır gidişinden. göze batmayan herşeyden bahsedebiliyoruz. bulvar gazetelerindeki haberlere öykünüp, bilmem hangi coğrafyada zina yüzünden idam edilenleri çerez yapıp, biramızı bir güzel yudumluyoruz. kafamıza kafamıza kaya çarpıyor. meteor, yıldız savaşları... onyedimizden beri söylediğimiz her türkünün her hecesini birer birer unutuyoruz. dilimiz dönmüyor söz konusu aşk olduğunda. salya sümük insan iyeliklerine övgüler diziyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeri geliyor ah ediyoruz, yeri geliyor oh diyoruz. en sonundaysa, bırak gitsin'de karar kılıyoruz. oflasak da puflasak da, saat gibi yerine getiriyoruz ödevimizi nihayetinde. ve bir rahatlamayla şişiniyoruz distorte balonlar gibi. buna isim takıp, övünmekten en ufak bir mahcubiyet duymayarak. tüm borçlarımızı kabuslara havale ederek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kredisi tükenmeyecek bi tabii, kendisi bitip tükenmişlerin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en cilalı tarafımızla uyanıp, en soğuk yanımızla yatıyoruz. buz gibi yanaşıp, en sahte öpücükleri konduruyoruz. yalandan ibaret hayatlarımızda nasılsa zevk alıyoruz, buna bile inandırıyoruz kendimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülke mutfaklarından, peynir çeşitlerinden, araba markalarından, spor salonlarında binilen türlü gereksiz alet edavattan, sizin süslü, oyuncaklı, cafcaflı ve güleryüzlü muhabbetlerinizden ve herşeyden ve bilhassa sizden biri olmak yoluna girdiğim için "sıkılıyorum" ve utanıyorum kendimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en yakın vakitte, güneşi tenimde en çok hissettiğim bir anda, sessiz sedasız istifa etmek istiyorum hepinizden. deli gibi istiyorum bunu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-3549441664701054394?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/3549441664701054394/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=3549441664701054394&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3549441664701054394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/3549441664701054394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/11/istifa.html' title='istifa'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-2286809100993840984</id><published>2009-11-20T13:45:00.000-08:00</published><updated>2009-11-20T13:48:21.892-08:00</updated><title type='text'>parçalı ve bulutlu</title><content type='html'>kelimeler vardır, süslerini bir gülümsemede tüketirler: öyle anlarda hesaplar ve kitaplar çöpe atılır. determinizm iflas eder. tüm günahlar affolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kelimeler yerle yeksan olur. süzgeçte kalansa bir bulanık imgeler, bir belirsiz özneler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-2286809100993840984?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/2286809100993840984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=2286809100993840984&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2286809100993840984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/2286809100993840984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/11/parcal-ve-bulutlu.html' title='parçalı ve bulutlu'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-4873905667244987012</id><published>2009-11-19T14:07:00.000-08:00</published><updated>2009-11-19T14:11:28.071-08:00</updated><title type='text'>öküzlük</title><content type='html'>şarkı kesildi. yetmişbeşlik bir teyze irlandalı olduğumu iddia etti. istanbul'danım dedim. babaannemin, irlandalı bir turistle kırıştırmış olabileceğini iddia edecek kadar ileri gitti. etmişse, helal olsun dedim. dans etmeyi seviyorsun dedi. doğrudur dedim. kırmızı saçlı kızları nasıl bulursun sorusuna karşın, pek ilgimi çekmiyorlar diyiverdim... sesi ve herşeyi neşe dolu teyzem o an yüzünü eğdi, kendisi de kırmızı saçlıymış halbuki. çok utandım çok. kafası kazıtılmıştı, nasıl bilebilirdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-4873905667244987012?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/4873905667244987012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=4873905667244987012&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4873905667244987012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/4873905667244987012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/11/okuzluk.html' title='öküzlük'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7337887700866465150</id><published>2009-11-09T13:03:00.000-08:00</published><updated>2009-11-09T13:08:37.638-08:00</updated><title type='text'>çöl</title><content type='html'>kumlara uzanmışsın. ağzın kuru. suyun anlamı heryere yazılı. nereye gitsen onu görüyorsun. ne yana baksan, sana dikilmiş bir çift göz. paranoyak bir aklın fısıldayışları korkutuyor seni. hakikatın delta ovası... hiçbir şey şaşırtmıyor artık. eline bir kumanda alsan ve durdursan. sonra çevrene yeniden baksan. gözlerdeki detaya, alkışlayan ellere. ille bir tek dostün gülü yaralar derdi, benim pirim. hediyeler de yaralamak üzere gönderilir. güllerin ise çok ağır geldiği bir gezegendeyiz. kırmızının ancak sahte bedenlere yakıştırıldığı bir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne çıkıyor ağzımdan. salya sümük kanlar ortasındasın. kabul et. çölün en tatlı sıcağındasın, nefis bir uykuya tam başladın. telefon acımasızca çalıyor. ne ki uydurduğun türlü hikayeler artık siren sesinin gerçekliğine yeniliyor. ısrarlı bir ses seni çağırıyor. hadi uyan. uyan artık uyan... tam küfürü basacaksın ki, yapamıyorsun... başladığın yere dönmek imkansız. küfretsen ne çare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahçeye çık. en sevdiğin balkonun en üst katından en aşağı atla. sakın ola bırakma kendini. atla... ölmek için hiçbir sebebin yok diyelim. ama atlamak için, kuş olup uçmak için... en önemlisi kuş türlerini daha iyi tanımak için. hadi son fırsat bu sana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ölü en fazla kaç kez ölür?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-7337887700866465150?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/7337887700866465150/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=7337887700866465150&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7337887700866465150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/7337887700866465150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/11/col.html' title='çöl'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-264368842306930602</id><published>2009-11-05T14:07:00.000-08:00</published><updated>2009-11-05T14:23:12.463-08:00</updated><title type='text'>salgılanana iade-i itibar</title><content type='html'>sokrates, "sorgulanmayan yaşam, yaşanmaya değer değildir" demiş. yok öyle nane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz çok şeylere karar verdik. yeri geldi yaptık. sonunda oldu. olduktan sonra burnumuzdan geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadına britanya, amerika'nın eyaletlerinden biri, ne diye ekstra vize alırlar benden dedim. anlamadım dedi. ikinci kez tekrarladım, açıkladım, yine anlamadım, herhalde akşam vakti ondan olacak, dedi. hiç dert etmedim. anlamak zorunda değildi. bir zamandır, öyle zeka filan hiç ama hiç aramıyordum. kendini zeki sanmasındansa, oturup, bunu anlamadım diyebilmek yetisi çok ama çok daha karakterli biri olduğuna delaletti. zira bu işlerde kendini zorlayan bünyelerin birçoğunun kasıntıları sonucunda bir görüntüye dönüştüklerine de tanık olundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar çok kendi içine kapanıyorsun ki, kendi ile ilgili gurur yapmak gibi bir derdi olmayan birini görünce şaşırıyorsun. soğuk diyorsun. ruhsuz diyorsun. halbuki, o vatandaşın böyle bir derdi bile yok ki. senin kendine biçtiğin dertlerle ilgili bir muhasebe yapmak gereği bile duymamış ki hiç... ne diyorum yine? ne muhasebesi? biz t cetvelleri miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halbuki hayata böyle olduğu gibi bakıp, ona dokunup, gülen insanlar da var. onlar bu dünyadan. ne venüsten ne marstan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazıları ise sadece soracak ve soracak. cevap vermeye bile tenezzül etmeden. duymaktan ölesiye korktuğu cevapları ertelemek için bol bol parıldayıp, döşendikleri altın kafeslerde paslanacak.. gün bitecek, mevsim dönecek ve keçiler de kaçmış olacak o vakit.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2453682844115822487-264368842306930602?l=kuntakintetatilde.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/feeds/264368842306930602/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2453682844115822487&amp;postID=264368842306930602&amp;isPopup=true' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/264368842306930602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2453682844115822487/posts/default/264368842306930602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kuntakintetatilde.blogspot.com/2009/11/salglanana-itibar-iade.html' title='salgılanana iade-i itibar'/><author><name>togliatti</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02919372687833171031</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_0TP-_RqBEZ0/S0kFoYNZtYI/AAAAAAAAAfg/p1goILAIJzA/S220/avatar_tavsan.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2453682844115822487.post-7688071413015550309</id><published>2009-11-01T14:43:00.000-08:00</published><updated>200
